Galiba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galiba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2015 Perşembe

..


Neşeye, aşka tasavvufta niye ihtiyaç var?

Neşesiz insan bir robota dönüyor çünkü. Bir düğmeye basıp yem düşüren güvercinler gibi oluyor. Bu bakış açısı sebeplerin ve sonuçların dünyası imâl ediyor. İnsanî özün varlığı, doğru eylemi yapması, doğru sayıda işi yapması ile sınırlanıyor. Tanrı da doğru eyleme bilinen cevabı veren, kendi insiyatifi olmayana. (/ Doğru eylemi yapmış olsa da kula istediğini vermeme özgürlüğüne sahip olmayana) Sanırım enerji üzerinden yapılan açıklamalar bizi mekanizme, araçsallaşmaya, Gazali'nin de itiraz ettiği determinizme ve insan (/Tanrı) anlayışına götürüyor. Neşe, (/Aşk) Tanrı ile insan arasında göreve dayanmayan başka bir bağ kurarken, bir önceki bağın otomatlığını(/işlevselliğini) da ortadan kaldırıyor. 
("Kardeşim, dua etmekten geri durma. Kabul edilip edilmemesiyle ne işin var?"). 

Sanırım.

26 Mayıs 2015 Salı

Hakikat derdi bir özgürlüğün kullanılmasıdır.

Hakikat derdi bir özgürlüğün kullanılmasıdır. Bir düşünceyi haklılandırmak için yapılan düşünmeyi kastetmiyorum. O  düşüncenin haklılığını askıya alarak düşünmeyi kastediyorum. Burada sorulan soru “bu düşünce gerçekte doğru mudur?” ya da “haklımıdır” değil, “bu düşüncenin doğruluğunu/haklılığını düşünmeliyimdir”.  Sorunun görünüşüne uygun muhtemel cevabı arama ya da tasdik mekanik bir haklılandırmadan öteye gitmiyor. Yanlışlama/doğrulama ötesinde bir düşünmeye zemin açmak,  düşünülecek konu hakkında özgür bir istence sahip olma konusunda insiyatif almak, sorunun dayattığı cevaptan bir adım geri adım atmak. Birisi söylediği için, herkes öyle düşündüğü için, olayların doğal akışının, sağduyunun öyle gerektirdiği için değil. Bütün bu nedenselliklerin dışında, sadece hakikat için düşünmeye karar verilebildiği için, düşünme edimi,  neticesi yanlış da olsa doğru da olsa özgür bir düşünmenin, hakikat derdinin ürünü. Bu,  bir nedenselliğin ürünü değil, özgür düşünme konusunda insiyatif alıp almama konusunda  yapılan şeçim. Özgürlük başlangıçta alınan insiyatiftle gerçekleşiyor.

Böyle bir insyatif almayla nedensellikten oluşan karamsarlık aşılabilir mi bilemiyorum. En azından bir kösede dursun.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

İyi bir Mevlâna filmi neden yapılamaz?

.


İyi bir Mevlâna filmi neden yapılamaz?

Geçen hafta kanallardan birinde yeni çekilmiş bir Mevlâna filmi vardı. Televizyon filmi formatında hazırlanmış. Oturdum seyrettim. Doğrusu ne anlatacaklarını, konuyu nasıl bağlayacaklarını merak ettim. Bir tv filmi için epeyi emek sarf edilmiş, dönem dekorları/canlandırmaları yapılmış, animasyonlar eklenmiş. Oyuncular çok tanınmış değildi, ama ellerinden geleni yapmışlar. Bütün bu iyi niyetlere rağmen son zamanlarda oluşan Mevlâna filmi klişesini aşamamışlar.  Mevlâna filimlerinin bir klişesi oluştu; günümüzde yaşanan bir aşk hikayesi ile Mevlâna’nın hayatını harmanlamak, filmin sonunda ise günümüzdeki aşk hikayesini mutlu bir sonla, hidayetle bağlamak. Klişe Şems’le Mevlâna’ nın tanışması ile Şems’in ölümünde doruk yapıyor. İyi kötü bu beklenti  yaratılıyor. En sorunlu kısımda burası oluyor, senaristler(/romancılar) böyle bir sahnelere diyalog yazmakta zorlandıklarından işi Divan’ı Kebir’den alıntılarla, kendilerinin tasavvuftan anladıklarını özetlemekle aşmaya çalışıyorlar. Böylece birbirinin kopyası senaryolar(/romanlar) çıkıyor.

Tasavvuf gibi çetrefil bir konuda yanlış bir şey söylemek endişesi de var galiba. Konunun zorluğu ona nüfuz etmeyi de güçleştiriyor. İşin ticari yanı zaman açısından da insanları sıkıştırıyor olabilir.
Bu klişe içinde iyi bir film yapabilmek için olağanüstü diyaloglara ihtiyaç var sanırım. Bu belki görsellikle desteklenebilir. Fakat klişe gene de aşılmış olmaz.

Bana kalırsa iyi bir Mevlâna filmi için, (ya da Mevlevîlik için) bu klişenin dışına çıkmak gerek. Mevlâna’nın hayatının, tasavvufi düşüncelerin, bir aşk hikayesinin baskın olmadığı, belki de hiç olmadığı, ufak tefek göndermelerle filmin karakterini belli ettiği bir senaryo olabilir. Gene bana kalsa (ki benim boyumu aşan bir mevzu) zaman zaman Galata Mevlevihanesinin bahçesinde dolaşan, daha çok köprü altı çocuklarıyla haşır neşir olan Nohut adında bir kedi üzerinden bir senaryo düşlenebilir :)

Mevlâna filimleri, romanları ilgiyi canlı tutması açısında faydalı. Fakat yarattıkları klişeler ile de sınırlayıcı. Tasavvufi düşüncenin günümüz  için canlı ve gerçekçi bir ifadesinden söz edebilmemizi engelliyici. Günlük hayat için gerçek dışı kalıplarıyla aşılması gereken bir durum.