Tarihe not düşmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihe not düşmek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Kötü geleneği devam ettirmek


Hüsnü Mübarek'in mahkemesi başlamış. Mısır'ın devrik lideri, mahkemeye sedyeyle geririlmiş ve muhaliflerine yaptığı şekilde kafes içine alınmış. Görünen, Arap Baharının yeni liderlerinin, kendilerinden evvelkilerinin dilini kullanmakta sakınca görmedikleri. Adaletin gerçekleştirilmesine, intikam ve rövanş istiyenlerinin sesleri de karışmış. Ortdaoğuda normalleşme arzusu, "kötü geleneği" devam ettirme ile bir soru işaretiyle buluştu. Adaleti, intikam ve rövanş alma ile gerçekleştirmek ve sulandırmak değişen pek bir şeyin olmadığına işaret.

21 Haziran 2011 Salı

Gemide



Bu sefer fırtına en olmadık yerden doğuyor

Kandilleri dinlendirilmiş bir ocaktan esiyor

Atacak demiri olmayan bir gemide gibiyim

Sert rüzgârlara dayanıklı, küçük akıntılara çaresiz


.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Çevirmen sorgusu

Keyfilik güçle birleşince bir alışkanlık olabiliyor ya da bir politikanın aracı. Bir çevirmeni altı saat karakolda tutmak, küçük düşürücü sorular sormak, keyfiliği cehaletiyle harmanlamak; güzelden, geleneğinden habersiz olmak için söylenecek çok fazla şey yok. Söylenecek çok şeyin olmaması şehvetle güce tutunanların ikna edilecek gibi olmamasından, bu umudun daha evvelki tavırlarıyla yok edilmesinden.

Dünyanın kendi gördüğü gibi olduğunu zannedenlere başka türlü de görülebilir olduğunu anlatmak zor.

İnsanları bir düşüncenin/dinin hiyararşisinden sınıflayana, değer biçene ne anlatılabilir? Her söyleneni söyleyenle tartacaktır.

Tutarlılık, söylediğinin arkasında durabilme, güzelden anlama, güzellik arayabilme bir insanlık işi. Sırası geldiğinde bir Papua Yeni Gine'li bir fakihten daha tutarlı olabilir. Tersine inandığımızıda yol haritamız içi boşaltılmış, hikmeti/sinirleri alınmış mezhepler; kafatası ölçüleri, kurtuluşun sadece kendisine vaad edildiğine inanan ırkların el kitapları olur.

Gayelerini sadece, kendi saksılarındaki çiçeği büyütmek olarak hedef koyanlar, başka çiçeklerin gelişmesini engelleyerek bunu başaracaklarını düşünüyorlarsa, onun da bir gün ellerinden gidebileceğini hesaba katmıyorlar. Bir saksı çiçek için bahçeyi talan edenler; bahçenin de, saksının da faniliğini unutuyorlar.

2 Haziran 2011 Perşembe

"Sen de haklısın"

"Sen de haklısın"ının ifade ettiği hikmet adaleti teslim ederken karşı tarafı da dinleme, bütün şartları gözden geçirme, herkese kulak verme üzerine. İnsanların olaylara farklı bakabileceklerini teslim etme.

Kendini başkasının yerine koyma kendini unutma değil, "karşındakin argümanlarının nasıl haklı olabileceği" üzerine; ön yargıları, ön kabulleri, bakış açımızı unutmadan kaşındakinin fikrine yer açmak için onları anlama sürecinde "askıya" almak.

"Falan olayda filan haklı ama karşındaki de böyle" diyip susmak ise bir hakkı teslim değil.Bu, ne şiş yansın ne kebap mantığıyla sorumluluk almama, alamama olarak bir çeşit eyyamcılık. Bu tarz bir görmezden gelişin içinde bir temize çıkarma da var.

Herkes haksız/kabahatli ilan edilerek, haklının hakkını teslim etmemek, üstü örtülü de olsa zulmü görmezden gelmek olur. Tüm şartların gözden geçirilmesi haklıyı, zulüm görenin durumunu perdelemek, örtmek içinse (içinde kasıt da barındırdığından) daha vahimdir.

1 Haziran 2011 Çarşamba

Hani?

"Fırat kenarında bir koyunu kurt aşırsa, Abd-i ilahi Ömer (Radıyallahu Anh) den soracak onu".


"Bir bölümde 150 kişilik bir grup taş atmaya başladılar, otobüsümüz ciddi isabetler aldı. Tabi bu arada bir tanesi de kalp krizi geçirerek, kimliğini bilmiyorum, üzerinde durmaya da gereğini duymuyorum kalp krizi sonucu ölmüş."

24 Kasım 2010 Çarşamba

Moğolları izlerken




Yağmanın kör vakti, kandiller söner
Ufkumuzdan kaybolan insan düşer
Seyre dalmış dünya sessiz, ilgisiz
Köhne ıssızlarda âşıklar döner


.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Not

Bir kabahat(?) için iki kişiyi ilgilendiren bir iştir deyip, bunu da bizzat yasa olarak teyit ettiktetn sonra dönüp bunu kamuyu ilgilendiren bir suç gibi nitelendirmek, daha sonra da ayıplamak ilk kararından dönmek midir? tutarsızlık mıdır? kestiremedim.

26 Ocak 2010 Salı

Dibe vurmak

Bir çok konuda dibe vurulabilir. Bir öğrenci tembellikte dibe vurabilir, iş yeri gelirin düşmesinde dibe vurabilir. Borsa dibe vurabilir. Dibinde dibi olabilir.

İnsanlıkta dibe vurmak herhalde merhameti zaaf olarak düşünmek olmalı. Merhamet tartışılmayacak bir alan mı? Merhametin bir ölçüsü var mı? Düşmana savaşta merhamet gösterilmez denilebilir mi? Moğol istilası pencersinden bakmıyorsanız buna bir çok istisna getirilebilirsiniz sanırım. Suyunu almasına, yaralısını götürmesine göz yumarsınız. Ya esir olan düşmana? Esire davranış insanlığın penceresinden olmalı, merhamet olmasa da sağduyu öyle diyor; güçsüzü korumak zaviyesinden. Merhamet üzerinden dibe vurmak geleneğin, insanlığın, ahlakın zaafa uğradığına işaret. Merhameti de geride bırakırsak neyimiz kalacak geriye ve ileriye ne taşıyacağız bugüne dair.

Dibe vurmak bir çıkışın işaretidir inşallah.

16 Eylül 2009 Çarşamba

Utancımız - Mersin'de On aylık bebek açlıktan bir deri bir kemik kaldı



Utancımız - görmemişiz

Duymamışız sesini ağlayan İbrahim bebeğin

Dalmışız işe güce, kendimize

Bir deri bir kemik kalmış

Ağlayacak sesi bile kalmamış artık




---

Mersin'de On aylık bebek açlıktan bir deri bir kemik kaldı
Mersin'de 3 aylık hamile Emine Balkar, açlık ve sefaletin kol gezdiği Afrika'da bulunan çocuklar gibi adeta bir deri, bir kemik kalan 3 aylık minik çocuğu İbrahim'i kucağına alarak dileniyor.

MERSİN'de sokaklarda dilencilik yapan 30 yaşındaki Emine Balkar'ın açlıkla boğuşan Afrika ülkelerindeki aç çocuklarının görünümünü andıran 10 aylık oğlu İbrahim, polis tarafından kucağından alınıp ambulansla gönderildiği hastanede tedavi edildi.

Kent merkezindeki işlek caddelerde dilenen 3 aylık hamile Emine Balkar'ın kucağındaki çocuğun aşırı zayıf ve bitkin bir halde olduğunu fark eden bir kişi, durumu polise bildirdi. İhbar üzerine Emine Balkar'ı bulan polis, besinsizlikten iskelet gibi gözüken İbrahim için ambulans çağırdı.
Yaşananlar karşısında şaşkına dönen Balkar, çocuğunun elinden alınacağı korkusuna kapılarak ağlamaya başladı. Kucağındaki minik yavrusunu sağlık ekibine vermek istemeyen genç kadın, aniden fenalaştı. Bunun üzerine sağlık ekibince tansiyonu ölçülen Emine Balkar, gözyaşı dökerek doğduğu günden itibaren açlık ve sefalet içinde bulunan oğluna yardım eli uzanmasını istedi. Sağlık ekibinin sorduğu sorulara güçlükle cevap vermeye çalışan Balkar, daha sonra tedavisi için ambulansa alındı.

Götürüldüğü Toros Devlet Hastanesi'nde 5 saat gözetim altında tutulan İbrahim'in aç ve hasta olduğunu belirten Emine Balkar, “Eşim çöplerde kağıt ve naylon toplayarak geçimimizi sağlamaya çalışıyor. Her zaman iş olmuyor, açlıktan ölmemek için ben de dilenmeye başladım. Başka çarem yok” dedi.

Tedavinin yanı sıra beslenen minik İbrahim, annesi Emine Balkar'a teslim edildi.

http://www.mersinhaber.com/15088-mersin-de-on-aylik-bebek-acliktan-bir-deri-bir-kemik-kaldi.html

14 Ağustos 2009 Cuma

Başlamak

Meydan okuma mıdır?

Rüzgarın hep bir yönden eseceğini bilerek

Ağaç dikmek

Ya da boş bir defterin başına oturmak



Kolaycılık mıdır? Sorumluluktan kaçmak mıdır?

Binbir emekle yazılmış bir şiir defterini düzeltmek

Ya da yorgun bir şütçü beygirinin yaralarını sarmak

Gücü yetebilene ne gam.


Ağaçsa dikilmeyi; defter yazılmayı, düzeltilmeyi

Beygir yaralarının sarılmasını bekler

Terredütün, kararsız insanlığına karşı

21 Mart 2009 Cumartesi

Hayırsever Devlet / Sosyal Devlet ?

Sosyal devlet mi ? Hayırsever devlet mi?
Devlet hayırsever olabilir mi?


Fakirlik her zaman olacak. Bazı insanların hep yardıma ihtiyacı olacak, bazılarımızın hep baş edemediği sağlık sorunları olacak. Sorunun cevabı onların kendi hallerine bırakılmasından ziyade onlara uzanacek elin nasıl uzanacağı, üzerine olmalı.

Eşitlik ve adalet adına bu soruların sorulması lazım. Çaresizlerin vurdumduymaz, satılık ilan edilmemesi ya da kendilerini böyle hissetmemeleri ; kazananında adil bir yarışın galibi syılabilmesi için ,yardımlaşma ahlakının ilkeleri üzerinde tekrar düşünmek lazım galiba.

Sosyal devlet vatandaşlarının eğitim sağlık barınma çalışma gibi haklarını sorgusuz karşılamayı tahhüt etmiş devlet türü. Halkı eşit vatandaşlar olarak kabul ettiğinden.
Hukuki bir neden sonuç ilişkisi. Sosyal devlette yardım gayesi yok, vatandaşların yaşam kalitelerinin asgari bie seviyenin üzerinde tutulması gayesi var.

Hayırsever devlet olurmu? Hayır dini bir terim neticede. Hayırsever kişilerden oluşmuş bir yönetim olabilir sanırım. Hayrın gayesi Allah rızası ise yönetim burada hayırseverlere aracılık ederek , cebinden vermeyeceğine göre, Allahın rızasını talep eder. Neticede hayra aracılık etmekde bir hayırdır, hayırdan dünyevi bir fayda ummadıkça. Devletin bizzat kendisi bunu kurumları aracılığı yardımın içine giriyorsa, riyaya karışıyor görüntüsü vermemek zorunda. Aksi partizanlık, dünyevilik olur

Devlet yaptığı yardımların ister sosyal devlet ilkeleri içersinde olsun, istrese hayırsever vatandaşların hayırlarını organize etmek maksadıyla olsun, yaptığı yardımlarda rutin olmak zorunda. Seçim zamanalarında artan yardım, bir partinin lehine olabilecek bir şekilde yardım her zaman dünyevi gayeler olarak kabul edilecektir . Yardımı yapanın devletten bağımsız , denetlenebilir ve denetlenen bir yapıda olması gerek.

Yardımlar hayırseverlerin bağışlarıyla ayakta duracaksa hayırseverlerinde kolay ulaşabileceği, benimsiyebileceği ; yardımlaşma, dayanışma ruhunu bozmayacak , bir ayrım yapmadan herkesi kucaklıyabilecek ; yardım yapılanı tembelleştirmeyecek (mümkünse öncelikle iş yaratacak) bir yapıda olmalı.

Sosyal devleti ayakta tutarak ; yardımlaşma, dayanışma ruhunu yaşatmak için bir orta yol bulmak lazım gibi geliyor

3 Şubat 2009 Salı

İlkeler üzerine

Hayatı yakalayacak , yanılmazlığı sağlıyacak ilkeler varmıdır, yada her olaya her şart uygulanabilecek olanlar?

İlkeler muhakeme ile hakikate tutunur. Birbirine zıt sonuçlar, hakikatler doğurabilecek ilkeler olabilir. Farklı muhakemeler farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir. O zaman çare hakikate bakmak olmalı galiba. Farklı hakikatler arasında önceliği olanlar ilkeleri belirler. Örneğin bir öksüzün gözyaşı diğer bütün hakikatlerle karşılaştırıldığında hepsinine önüne geçen, ilkelerini kendi başına koyan bir hakikattir.

25 Ocak 2009 Pazar

Koy sepete


Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır.

Hadis-i Şerif


Koy sepete kampanyası. Turuncu elbiseli mağaza çalışanları ne buldularsa atıyorlar
sepete.

Haklının tarafı yoktur. Haklı bir tarafa bağlı olmakla değişiyorsa bu taraftarlık olur. Bir şey haddini aşıyorsa aslına döner.

Bu da bir devir, şu an farkında olunumasada. Gelişler gidişler sertleştikçe, hoyratlaştıkça gemide bulunan herkese zarar verir dalgalar.

Halimiz ise : Bir sürü komplo teorisi herkesin ağzında ve herkes herşeye güvensiz, kızgın. Tanımlanamış bir büyük resmin içinde, rotası belli olmayan bir gemide, kaptansız meçhule sürüklendiği duygusu. Her yeni haberde yok artık, bu kadarıda olmaz, bu işte var bir bit yeniği şüphesi, serzenişi. Bir büyük oyunda piyon olarak kullanılma hissi ve rahatsızlığı. Alakasız ve şerefli kişilere reva görülene karşı huzursuz ve kızgın olma.

Sapla saman karışmış durumda.

3 Ocak 2009 Cumartesi

Irkçılık - ayrımcılık / Bir insanlık suçu olarak Gazze



Karşımızdakinin insan olduğunu unutmak için sığındığımız, ona yapılanları haklı çıkarmak için uydururulmuş bir şeymiş gibi geliyor.

Bir küçük görme, yok saymak, başka bir şeymiş gibi davranarak vicdanı susturmaya, mazeret bulmaya yarıyor.

İster ırklara dayasın, isterse başka ayrımlara sonunda karşındaknin bazı temel insani haklarına yöneliyor; başlangıçta bir şeylerden gurur duyma, bir birlik oluşturma, saldırganlara karşı moralleri yüksek tutmak amacıyla yola çıkılmış olsada.

Bunun altını çizmek lazım, ırkçılık ve ayrımcılık , bazı temel insani hakları yok saymaya başladığında, görmezden geldiğinde yıkıcı rolünü üstlenmiş oluyor . Dini ve/veya ahlaki,vicdani bir değere başvurmadan, sorgulmadan (hatta onlardan kendine hastalıklı kanıtlar üreterek, mazeretler bularak) ; bireysel bir aitlik, gurur olmaktan çıkıp zalim bir sürü hareketine dönüşüyor zamanla . Auschwitz de, Cezayir de, Madımak ta , Gazze de.

Bugün çoluk çocuk , yaşlı kadın demeden öldüren; ambulansları, üniversiteri, camileri, alışveriş merkezlerini vuran zalim bir anlayıştan, zalimlikten medet uman ve bunu savunma hakkı diye yutturmaya çalışan insanlarla karşı karşıyayız.