20 Ocak 2008 Pazar
İnsaniyet namına..
İnsaniyet namına nedir? İnsan oldığunu hatırla, şu an rüzgara kapılmış gidiyorsun, insan olduğunun hatırla ve müdahale et. İnsaniyet namına bir hatırlatmadır, durmayı, tekrar değerlendirmeyi, yeniden bir bağ kurmayı diler. Varsa insanlıkla yüzleşmeyi ister, bir dönüş isteğidir, imdat çağrısıdır
15 Ocak 2008 Salı
Bilet
Hayattan aldığımız tüm kaleleri
Geri vereceğiz yavaş yavaş
Sesizce alacak elimizden
Bir sabah uyandığımızda bakacağız
Elimizde bir şey kalmamış
Kalkan son trene bir biletten ve
Bavulumuzdaki kirli çamaşırlardan başka
Geri vereceğiz yavaş yavaş
Sesizce alacak elimizden
Bir sabah uyandığımızda bakacağız
Elimizde bir şey kalmamış
Kalkan son trene bir biletten ve
Bavulumuzdaki kirli çamaşırlardan başka
2 Ocak 2008 Çarşamba
Futbol/Politika sohbeti- Kendini açma(ma)k
Genelde hepimizin yaptığı futbol sohbeti/ politika sohbeti en zararsız sohbetlerden biridir. Kişinin kendini açmadan sohbet yapmasına imkan tanır, bir miktar şiddet arzusunu törpüler, yeni insanlar ile tanışmasını sağlar.
Kendinden bahsetmeden, kendini ifade etmek.
Futbol/politika sohbeti çoğunlukla belli önyargılar üzerinden yapılır, belli kabüllerin onaylanması yada reddedilmesi üzerinenedir, çoğunlukla uzlaşmayla bitmez; katılanları, orada bulunanları taraf olmaya mecbur bırakır. Sohbetin kalitesi tartışılır ve insanı sohbet kalitesi üzerine düşünmeye sevkeder.
Bu tarz sohbetler üzerine düşünürken hep bir ama tetikte bekliyor. Toptan reddetmek pek mümkün gözükmüyor ama sorgulanmayada ihtiyaç var galiba.
Kendini açmayan insan, insan ruhunun iç içe geçmiş başka katmanlarının da olabileceği fikrine götürür. Her zaman kaşımızdakinin açılacak bir kapısı daha vardır onu tanıyabildiğimiz, tanımamıza fırsat verdiği kadarını biliriz.
Devam edecek
Kendinden bahsetmeden, kendini ifade etmek.
Futbol/politika sohbeti çoğunlukla belli önyargılar üzerinden yapılır, belli kabüllerin onaylanması yada reddedilmesi üzerinenedir, çoğunlukla uzlaşmayla bitmez; katılanları, orada bulunanları taraf olmaya mecbur bırakır. Sohbetin kalitesi tartışılır ve insanı sohbet kalitesi üzerine düşünmeye sevkeder.
Bu tarz sohbetler üzerine düşünürken hep bir ama tetikte bekliyor. Toptan reddetmek pek mümkün gözükmüyor ama sorgulanmayada ihtiyaç var galiba.
Kendini açmayan insan, insan ruhunun iç içe geçmiş başka katmanlarının da olabileceği fikrine götürür. Her zaman kaşımızdakinin açılacak bir kapısı daha vardır onu tanıyabildiğimiz, tanımamıza fırsat verdiği kadarını biliriz.
Devam edecek
1 Ocak 2008 Salı
Felsefeye giriş - 1 ve 2

Arka kapaktan - 2 cild
----------------------
(1901-1974) İstanbul´da doğdu. Mülkiye´den mezun oldu, 1924-33 arasında çeşitli kentlerin liselerinde tarih, coğrafya, psikoloji ve sosyoloji öğretmenliği yaptı.
1933´teki Üniversite Reformu ile İstanbul Üniversitesi´nde görevlendirildi.
1949´ta felsefe profesörü oldu. Sosyoloji Bölümü´nün kurulmasını ve kurumsallaşmasını sağladı. 1944-48 yıllarında İTÜ´nün daveti üzerine burada sanat tarihi dersleri verdi. Çalışmalarını uluslararası platformda da sürdürdü. UNESCO üyeliğinin ardından ISA´nın (Uluslararası Sosyoloji Derneği) kurucu üyesi, sonra da başkan yardımcısı oldu ve 1953´te 15. Uluslararası Sosyoloji Kongresi´nin İstanbul´da toplanmasını sağladı.
Genç yaşında başladığı, sosyolojiden felsefeye, tarihten edebiyata ve sanata uzanan çeşitli alanları bütünleştiren yayın faaliyetini yaşamı boyunca kesintisiz sürdürdü.
Kültür ve düşünce dünyamızdaki etkisi, geride bıraktığı 1300´ü aşkın makale ile
aralarında Çağdaş Düşünce Tarihi, Aşk Ahlâkı, 20. Yüzyıl Filozofları ve
Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü´nün de yer aldığı 70´i aşkın kitapla sürüyor.
Ülken´in Seçme Eserleri kapsamında yayınladığımız Ziya Gökalp ve Millet ve Tarih Şuuru´nun ardından üçüncü kitap olarak Felsefeye Giriş´i okurlarımıza sunuyoruz.
İki cilt olarak hazırlanan Felsefeye Giriş´te, günümüze kadar yazılmış benzerlerinden farklı olarak bütün bilim ve felsefe konularına temas ediliyor. Problemler ve doktrinler, felsefe ve bilimin tarihi gelişmesi içinde birbirine bağlı olarak inceleniyor.
Bu ilk ciltte, felsefenin doğuşu, mantık problemi, bilgi ve varlık kuramları,
matematik düşünce, fiziki ve biyolojik bilimler ele alınıyor.
27 Aralık 2007 Perşembe
Zamanın ruhu

Her zamanın kendine has bir ruhu vardır.
İnsan değişmeyen bir insani hakikatin üzerine otursada,akıp giden zaman bu hakikatin her seferinde tekrar yorumlanmasını, geçim kaygısı telaşından kurtarılmasını ister.
Teknolojik gelişmeler, üretim ilişkilerinin biçimini değiştirmekte. Daha zor şartlarda , daha hızlı bir yaşmı insana kabul etirmekte. Bu yeni yaşam tarzı da kendi fikri yapısını, felsefesini diretmekedir. Yaşadığımız bu zamanda hayat ekonomiye ,üretmeye dayalı bakış açısı üretmiştir ve bu üretiği felsefede insanın hakikatine yabancılaşmanın izlerini taşır.
Verimliliği dustür edinmiş insan hep daha fazla üretmek için geleceğe odaklanır. Cep telefonları ve bigisayarlar yardımıyla her an heberleşen ve bu yüzden hayatı hızlınanan insan hep bir şeyleri unutmama kaygısıyla yaşar, planlar yapar gelecekle ilgili; bugüne, bu ana değilde geleceğe tutunur. Oysa yaşanan an bu andır. Gelecek ise bu anın yanında yaşanılması şüpheli vehimden başka bir şey değildir. Yapılan planların ne kadarının gerçekleşeceği, bekletilerin ne kadarın sürprizlerle değişmek zorunda kalacağı ise belli değildir.
Her yeni yorum başarılı mıdır? Başka yorumlar yapılamaz mı? Yapılan yeni yorumların başarısını neyle öleçeriz? İnsanı mekanik bir alet olmaktan çıkaracak olan şey nedir?
Zamanın hızlanması , insanın bir kararı daha kısa bir zaman içinde vermek zorunda kalması onu ön yargılara karşı daha savunmasız yapar. İnsanın ön yargıları didiklemek , doğruluğu üzerinde tekrar düşünmek için pek az vakti kalır. Sonuçta kalabalıkla takılan, kalabalıklarda saklanan, ezberlenmiş bir kaç kelimeyi devamlı tekrarlayan insan çıkar ortaya. Mukadesatında bile kendi aklı yerine kalabalıklarını aklını, ezberini tercih eder hale gelir, birliği unutur, karşındakinin bir can olduğuğunu unutur, anın insanı olmaktan çıkar.
Yargıların didiklenebilmesi yeni bakış açılarının öğerenilebilmesine, başkalarının yerine kendini koyabilmeye, okumaya , düşünmeye vakit ayırabilmeyede bağlıdır. Zamanı gittikçe daralan insan için bilgilenme kanaları (daha çok kitap basılmasına, daha çok tv kanalları olmasına rağmen) gariptir daralmaktadır.
Devam edecek
25 Aralık 2007 Salı
Sohbet üzerine

"Dil varlıktır" diyor bazı filozoflar.
Burdan bizim anlayabildiğimiz, dilin konuşuldukça insanda bir bilinç oluşturması , bu bilincin bir varlık olarak kendini idrak etmesidir. Konuşuyorum öylese varım değil elbette :) konuşma sırasında aynı zamanda bir düşünme eylemi de gerçekleştiriyorum ve bu bana bir varlık veriyor yada varlığımın farkına varıyorum gibi birşey.
Tabi konuşma kendi kendine değilde :) her zaman bir ikinci kişi ile yapılan diyalogla ortaya çıkıyor. Gene bir takım filozflar diyaloğun hakikate ulaştırıcı bir yöntem olduğunu düşünüyorlar. Ki burası üzerinde düşünülecek bir mevzu.
Diyalog, sohbet aslında bir kendini açma, savunmasız kalma, ne olduğunun da ortaya çıkması. Buyüzden taraflar samimi olmak, dost olmak en azından güvenilir olmak zorunda. Anlamak, analşmaktan , ufukların kaynaşmasından ziyade gönüllerin açılması ve karşılaşması, ruhların birbine dokunması daha insani bir hakikate işaret eder gibi geliyor. Anlama, anlaşma dan ziyade kendini açma neticesinde, karşılıklı sukutun yada ortak bir neşenin, kederin kısaca bir halin paylaşılmasını önemsemek bize daha ilgi çekici geliyor. Hepimiz rastlamışızdır otobüslerde hiç tanışmamış teyzeler bir merhaba sonrasında birbirlerine hayat hikayelerini anlatırlar,sırlarını paylaşırlar. Neticede bu bir sağırlar diyaloğuda olabilir ama insani bir hakikatide pekala içinde barındırabilir.
Dildaşından ayrılan kişi, yüzlerce nağmesi de bulunsa dilsiz olur.
Gül gidince ve gül bahçesi solunca, artık bülbülün macerasını dinleyemezsin (Mesnevî, 1/28-29).
18 Aralık 2007 Salı
İnsanlık Bilgisi :) ya da bu bana ders olsun

Eskiden ilkokularda hayat bilgisi diye bir ders vardı. Yaşı müsait olanlar hatırlar. Hayal gücümüzü biraz zorlasak ve hayat bilgisini , insanlık bilgisi olarak değiştirsek :)
Eğer bir insanlık bilgisi olsaydı konusu ne olurdu?
Bir çok fikir ileri sürülebilir : Dünyaya bakış açılarımıza , içinde bulunduğumuz külterel gruplara,cemaatlere , geçmişimize bağlı olarak farklı cevaplar verilebiliriz. Mesela cevaplar insan davranışlarını düzenlemek olabilir, insanı mutlu kılmak olabilir, insanın bu dünyadan daha çok haz alması olabilir. Maksat insanı tanımak, değiştirmek, terbiye etmek , bugünkü halinden daha ileri bir noktaya getirmek. İki günü arasında iyiye,güzele doğru bir fark ortaya çıkarmak
Her halükarda konu insan ve insan odaklı olmak zorunda.
İnsanların daha iyi bir hayat sürmesi uyuma ve ahenge bağlanabilir. Yada hazza
Verilecek cevaplardan biri uyumdur, dengedir ama neyle uyum ,varolanla , akıp gidenle elbette. Ya var olan denge kötüye akan bir denge ise ve içine aldığı, parçası yaptığı insan bu kötü ve ahenksizden yanaysa?
Bir uvzun parçası olmak, kulanmak ,kullanılmak, varolmak ; sorgulamadan, sıkıntı duymadan , rahatsız olmadan. Hayatı belli kuralların,yasaların,düzenin arkasına saklanarak yaşamak yada her anı sorgulamak ,hakkını vermek için kendini olayları didiklemek , olaylarla terbiye olmak, yeni dengeler aramak.
İnsanlık bilgisi belkide basitçe düşülürse bir ayak diremedir, karşımızdakinin bir insan bir can olduğu konusunda ayak diremek. Hiç kimsenin mükemmel olmadığı (en azından biz beşer için :)) ve yaratılmadığına göre bu bilincin her zaman çalışması beklenemez ancak bir alışkanlığı kazanmaktan söz edilebilir.
İnsan olmanın hazır bir reçetesi yok kanatimizce. Erdemelerin çeliştiği anlarda ( Sabırla, kötülüğü engellemek gibi) her olayın hakkı farklı olduğuna göre hazır reçetelerden ziyadae sonsuz pratiklerin keskinleştirdiği bir reflekse ihtiyaç vardır. O anın hakkı neyi emreder, bu pratiklerin neticesinde ortaya çıkar. Burada bir yumuşak huylu, sabırlı bir terbiyeciye, bir örneğe insan olamak derdindeki insanın ihtiyac vardır. Velhasıl insan olmak zor iş
Ders almak, geri dönebilmek, kendini sorgulamak şeklinde. Meşhur hikayedir Temeli asmaya götürmüşler, son sözünü sormuşlar, bu bana ders olsun demiş.
Sabır, tahammül yalnız başına çok zor bir şey. Burada toplumdan uzaklaşmış zahitlere/keşişlere hak vermemek mümkğn değil. İnsanlık tek bir erdemle de reçetelenemaz. Sabır , mutlaka sevgi ve merhametle beslenmek zorunda. Sabrın bir yerlerden beslenmesi şart, tek başına yaşayacak gelişecek bir bitki değil.
İnsanlık bilgisi ilke olarak genel ve tüm insanlanalara yönelik olmalıdır. Belli kişilere , gruplara, mala mülke göre seçici olamaz. Tüm insanlığa karşı eşit ve adil olamak zorundadır.
15 Aralık 2007 Cumartesi
Dosta övgü, dosta selam
Dost olmasaydı ıssız kalırdık
Kendi sesimize bile yabancı kalırdık
Varlığıyla içimizi ısıtan
Bilgisiyle yolumuzu aydınlatan
Dosta, dostlara selam olsun
Kendi sesimize bile yabancı kalırdık
Varlığıyla içimizi ısıtan
Bilgisiyle yolumuzu aydınlatan
Dosta, dostlara selam olsun
13 Aralık 2007 Perşembe
İncinmemek 2
İncitmemek mekanik bir hareket ister,her olayda uyanık olmak,uyanmak. Sabırlı olmak gerekir, olaylar karşınıda kaybolmamak gerekir. Güçlü olmak , bu gücü korumak gerekir. İncitmemek derdindeki insan hep tetiktedir.
İncinmemek ise dünyaya farklı bir bakıştır, farklı bir yerden bakıştır.Günlük sıkıntıların, telaşın, menfaatin dışında, üstünde bir yerden. İncitici her olayda bu bakışa dönmek ve ordan bakmak ister. Yada hep orada olmak, oraya ait olmak. Her olayda olayın dışına çıkabilmeli, sabırın yanına merhameti eklemeli , emaneti hatırlamalı .Zanediyorum incinmemek pasif bir tavır yada umusamazlık dan farklı birşey. Her olayın hakkını, haddini aşmadan verebilmek ile de tamamlamak zorunda aynı zamanda.
İncinmemek ise dünyaya farklı bir bakıştır, farklı bir yerden bakıştır.Günlük sıkıntıların, telaşın, menfaatin dışında, üstünde bir yerden. İncitici her olayda bu bakışa dönmek ve ordan bakmak ister. Yada hep orada olmak, oraya ait olmak. Her olayda olayın dışına çıkabilmeli, sabırın yanına merhameti eklemeli , emaneti hatırlamalı .Zanediyorum incinmemek pasif bir tavır yada umusamazlık dan farklı birşey. Her olayın hakkını, haddini aşmadan verebilmek ile de tamamlamak zorunda aynı zamanda.
11 Aralık 2007 Salı
İnsanı Dönüştürmek

İnsanları ne kadar tanıyoruz?
Bizle beraber olduklar kısa zaman diliminde gözlemlediklerimizden, çıkarabildiğimiz yargılar kadar. Tüm yaşanmışlıklarımız yada yaşabilidiklerimizle birlkte o an içinde bulunduğumuz ruh hali bizi bir yargıya ulaştırır. Belki o gün kötü bir günümüzdü ve tanıştığımız insan bize itici eksik geldi , ondan hazzetmedik.
Bir insanı, bir şekilde tanımladığımızda ona yargılarımızdan bir hapisane hazırlıyoruz. Ona kendi bakış açımızdan bakarken aslının, tüm zamanların değilde ,bizim gördüğümüz zamanın yargısından hareketle davaranıyoruz. Biçtiğimiz değere uygun davranıyoruz. Eğer karşımıdaki bizim tavrımızı onaylarsa, bize bizim yargılarımızın neticesinde ortaya çıkan insan gibi davranmaya başlıyor. Bir şekilde başkalaşıyor, değişiyor, kendi olmaktan çıkıyor yada kendini gizliyor, sahte davranıyor.
Birde şu var karşımızdakide bize benzer bir yargıyla yaklaşıyor. İyi yada kötü, eksik yada hatalı yargılardan kurtulmaya çare yok. Karşılaşma, diyalog bu yargılar ve bu yargıların biçilendirdiği beklentiler neticesinde kuruluyor. Burda belki şunu söylemek en doğrusu, bir insanın karakterinden,değer yargılarından bahsederken onun bu ana kadar bize açmış olduğu yada göstermiş olduğu yönünden, bizim görebildiğimizi anlamak doğru olabilir. İhtimal ki aynı yönleri gören farklı birisi başka sonuçlar çıkaracaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)