6 Kasım 2008 Perşembe

Nezaket



Nezaket neden eğreti durur? Bir protokol olarak görüldüğünde, kalıplara tutulduğunda gerçekten nezaket olmaktan çıkıp toplumsal bir tiyaro, içi boş rol kalıpları olduğunda. Ya da ilgimizin bir türlü karşımızdakine yönelemediğinde.

Soru derin. Okul sırasında okuduğum bir romanda * bir köre selam verdiğini farkeden adam ne yaptığını sorgulamaya başlar, hiç unutmam:).

Yeri gelidiğinde nezaket bir zırhda olabilir, insan nezaketle savılır.

Barış içinde yaşamak isteyen insanın , en azından kendiyle barışık olmak isteyen insanın, nezakete ihtiyacı var. Ötekinin ne düşündüğünün, tavrının bir önemi yok burda.

Nezaket zanediyoruz ki içimizdeki iyi ile olan şeyle, başkasının üzerinden irtibat kurmaktır. Eğreti olmayan nezakette , (nezaketsiz olmayan) karşındakine duyulan olumlu, gerçek bir ilgi vardır. Misafirlikte çay yada kahve ikram eden hanıma zahmet oldu diyen, gerçekten zahmet verdiğini düşüyorsa; kendinden yaşça büyüğe ,çıkar için değil de, saygı duyduğu için yol verendir nezaket sahibi.

*Camus-Düşüş

2 Kasım 2008 Pazar

İdrak/hal?

Hakikat algısının gayesi anlık bir idrak midir? , yoksa bir hal midir? Eğer idrak ise akıllar arasındaki farkı düşünmek lazım. Herkesin aynı zekaya sahip olmadığını düşünürsek hal cevabı daha eşitlikçi duruyor. İdrak aynı zamanda zamana bağlı- bir şeyin farkına o an için varırız, sonrası yeni idrakleri bekler. Fakat hal öyle değil. Uzun sürekli haller yaşanabilir, daha sonra aynı hale dönülülebilir. Sürdürülebilir bir hale sahip olmakta muhtemelen uzun, yorucu pratiklerin sonucu olmalı.

Hali koruyabilmek, hali idrak edebilmeyi gerektirmeli. Hali idrakden sonraki adım ise akıl ile hali sürdürebilir yapmak olmalı. Tek başına ne hal içinde olduğumuzun farkında olmak bir işe yaramaz. İzole bir hayat yaşamak kimse için mümkün değil. Bütün ile (sürdürülebilir barış dolu bir hali )kurulacak bağda hayatın pratiği ise akılla kurulabilir.

Neticede hakikat algısının gayesi uzun soluklu bir hal galiba, ama bu da idraksiz, akılsız olacak gibi gözükmüyor.

29 Ekim 2008 Çarşamba

Bağlanma ?

Ötekine duyulan ilgi, zihni meşguliyetle duyulan, kendini unutmaktan öte bir ihtiyaç olmak durumunda galiba. Ötekine duyulan ilgi, zihni meşguliyet kin ve nefret takıntısı , bir vesvese de olabilir. Kinle, nefretle ötekine bağlanan insan her daim huzursuzdur. Çiçek beslemeye, akvaryumda balık yetiştirmeye, bir çocuk büyütmeye yönelmiş ilgi, (zihni meşguliyet aynı zamanda) korumayı, kollamayı içerir içinde. Ötekine , bir yatalak yavrusuna kanat germiş bir anne içinde insaniyetini yaşar.Yatalak anne için midir? Anne , yatalak evlat için midir? sorusu ,- zorunluluğu dışarda bırakırsak - manasını yitirir.


galiba :)

23 Ekim 2008 Perşembe

Sıradanlık

İç içe geçmiş sıradan dişliler olmaktan bizi ne kurtaracak? Yaptığımızı şevkle yapmak sanırım

21 Ekim 2008 Salı

Astroloji ve tasavvuf

Son günlerde gittikçe karşımıza daha fazla çıkan bir konu var. Astroljiyle, tasavvufu birlikte anmak.

Gelecekten haber vermek üzerine , fal üzerine Kuran-ı Kerimde bütün kapılar kapatıldığı, bu konuyla uğraşanlar kınandığı halde bu konuların tekrar canlanması üzerinde durmak lazım.

Astroloji yeryünden gözlemlendiğinde birbirine yakınmış gibi duran yıldızların bir takım yıldız olarak kabul edildiği, bu kabulden oluşan burçlardan, takım yıldızlardan bahsediyor. Esasen birbirlerine mesafeleri oldukça fazla olan bu yıldızlar, dünyadan da ışık yılları kadar uzaktalar. İşte astroloji bu çok uzak takım yıldılarının, burçların insan hayatında bir şekilde etkili olduğu iddiasında, insanın kaderinı belirlerdiğini, dünyada olacak olan olayları etkilediğine inanmakta.

Nil deltasının ne zaman taşdığının etrafında yaşayanlar için bir önemi vardır. Eğer gökyüzü hareketleriyle Nilin taşması arasında bir bağıntı bulunduysa bu tamamen istatistiki bir bilgidir. Takvim olarak gökyüzünün kullanılması sonucu bir elde edilmiş istatistiki bir bilgi.

Muhtemelen burçlara duyulan bu ilgi, çok eskilerde, tabiat olaylarını anlamada, ekim dikim zamanlarını tespitte bir takvime duyulan ihtiyacından kaynaklanmıştır.

Astronomi ile astrolojinin henüz ayrılmadığı , terminolojilerinin ortak olduğu bir dönemi düşünmeye çalışıyoruz. Gökyüzünden , gök cisimlerinden her bahsi geçtiğinde astrolojiye kanıt olarak almak üzerinde düşünmek lazım. Hele bunların çoğunun ehline verilen remizler olduğunu düşünürsek.

Okuduklarımızdan anlayabildiğimiz kadarıyla, tasavvuf bir hal bilgisidir. Tasavvuf yolunda yürüyenlerin giydikleri elbislerden biride rıza elbisesidir. Onlar için gelecekte olacakları merak etme gibi bir dertleri yoktur, onlar içinde bulundukları anın hakkının vermek isterler sadece.

Geleceği bilmek, bilebilmek , geleceğin bilgisine sahip insan olmak, keramet sahibi insan olmak demek bir yerde. Başkasının bilemediği bilgilere sahip olmayı istemek bir yerde diğer insanlardan üstün olmak ya da gelecek endişesinden kaynaklanır. Tasavvuf mesleğindekilerin üstün insan olmak, gelecek endişesi sahibi olmak gibi dertleri olabileceğini düşünemiyoruz.


devam edecek

12 Ekim 2008 Pazar

Anlamak

Anladığımız şey ne kadar bizimdir? Deneyimlemediğimiz, kullanmadığımız, bizi yeni bir hale götürmeyen şey bizim midir?

Yeni fikirler her zaman dikkat çeker, ilgi uyandırır; tekrarlar ise yeni bir şey söylemiyorsa usandırır.

Yığılan bilgiler hayatın içinde dile gelmedikçe güzel bir sohbet malzemesidr. Bazen ise sohbette dile gelir bizim olurlar.

Bazı bilgiler ise bizde değişiklik yaratır yeni bir hale sebep olurlar ki; bilgiden, anlamadan kasıt bu olsa gerek.

Sadece bilgiler mi? Bazı sesler anlaşılmasa bile bir hal değişikliğine sebep oluyorlarsa, aslında bambaşka şeyler anlatıyor olsalar bile seslendirildiklerinin kokusu bizi diriltiyorsa bu da anlamak değil midir?

22 Eylül 2008 Pazartesi

Boşluğa konuşmalar

Boşluğa konuşmalar

Söyediğimiz sözler ne kadar yerine gidiyor? onlardan bir iz kalıyor mu? bilmiyorum

Tepkiyle, dirençle yada umursamazlıkla karşılanan sözlerin bir başkasıyla konuşulduğunda kullanıldığını ve o zaman içselleştirildiğini düşünüyorum. Söylenen her sözün uzayda kaybolmadığı yolundaki efsaneyi bir kenara bırakacak olursak bu söylenen sözün (okunan yazının) insanları bir şekilde etkilediği anlamına gelir.

Peki tepki, direnç nesi? Tepki muhtemelen muhatabın gördüğü kişiye direnci. Muhatabın karşındakine verdiği değer hastalık, yaşlılık, parasızlık vs vs değersizlikle alakalı olabilr. Yada kendisiyle karşılştırdığında nispeten aşağıda bulması. Sultan Veled Hz. lerinin Şems Hz. lerini bir yabancıyla satranç oynaken bulması menkıbesindeki gibi nefs bir değer (sizlik) biçer karşındakine.

Ney çalan insanlar az çok birbirine benzer, gitar çalanlar gibi belli bir gözden bakar dünyaya. Bir müzik aleti insanı bir renge boyayabiliyorsa , insan niye boyamasın.

Bir başka sohbette malzeme olacak fikirler aranırkan eskiden söylenmiş ve değer verilmemiş sözlerde çıka gelir. Haklı olma gayreti, sohbeti sürdürme gayretimidir bilmiyorum ama o aşamada bu sözler bizim olur.

Zanediyorum ki her sözün bu yüzden bir vebali vardır.

20 Eylül 2008 Cumartesi

Suskunluğum

Gecedeyim,

Yağmurlu bir gecede,

Dayak yemiş

Ve kapının önüne atılmış.

Bilirim, bilirsin burda olduğumu

Suskunluğum, huzurum bundandır

19 Eylül 2008 Cuma

Haklı olma derdi / Hakikat derdi

Eleşiri aklın bir ürünü, var olana muhalif olma durumu.

Eleştririden maksat hakikat derdi midir? yoksa bir şey söyliyeyim, burada olduğum anlaşılsın mıdır ? yada taşı gediğine koyayımda insanlar aklıma hayran kalsın mıdır? anlamak zor. Hele karşınızdakini tanımıyorsanız.

Bazen içiçe girdiğide olur gibi geliyor. Yani bir hakikat derdine sahip biri aklındanda gurur duyabilir. Kaygan bir zemin. Lakin neticede biri ağır basar. Eleştiri alışkanlığındaki tavır kendini gösteririr. Haklı olma derdiyle , hakikat derdi birbinden farklı şeyler. Farklı dünya bakışları. Haklı olma içinde bir iddia var, var olma iddiası. İlla ki hakikat derdinin içinde de bir haklı olma isteği var ama bu istek bir inat şeklini almaz.

Eğer bir yarışma jürisi değilseniz, sizi her şeye bir kusur bulasanız diye oraya oturtmadıysalar, hakikat derdine sahip olmak gibi şansınız vardır. Eleştirinin içindeki iddia kişselleşmişse ve ısrara dönüşmüşse gene bir akıl ürünüdür ama içinde hakikat derdi yoktur. Çoğu zaman ilk hükme takılı kalır. Belkide hakikat derdi her zaman o anki hükmü didikleyebilmektir.

İddiaya ne kadar sahip çıkılır, bir başka akıl karşısında kendini sınar mı? Yoksa ona sahip çıkılır, sıkı sıkı sarılınır mı?

Hakikat derdi olan bildiklerini ortaya kor, eğer karşı çıkan olmazsa o kurcalar; bilidiklerine karşı mesafelidir; yada gererktiğinde karşı akılla , kendi fikrini aynı hizaya çekerek karşılaştırır. Tavrı eşikte duranın halidir.

Akla güvenmemek ama akılıda bırakmamak, kullanmak; verdiği hükmünde yanılabilir olduğunu kabul etmek.

Bir de eleştiri adabı var. Rencide etmeden, kişiliğine dokunduğunu farkettiğinde tadında bırakmak, bazen bildiğini söyleyip çekilmek yada susmak.

11 Eylül 2008 Perşembe

Seni anlıyorum

Seni anlıyorum, nasıl? gerçekten mi?

Bir sohbet etmeden, yemek yemeden, dar zamanları paylaşmadan mı anlıyorsun?

Bende gördüğün görmek istediğin mi? görmeyi tercih ettiğin mi? Başka bir şey görebilmeye cesaretin olup olmadığını sınadın mı?

Seni anlıyorum; dar , nefes almayan kalıplarla mı ölçtün anlıyorsun?

Seni anlıyorum bir temenni bir geçiştirme ifadesi mi? tamam anladım, daha fazla uzatma mı? dinlemeyi bir amayla kesmek için bir çaba mı?

Hayırlısı,