Ben bu sorumluluğu alamam .
Eğer bir şeyi sırf sorumluluk olarak görüyorsak o bize yabancıdır hala. Kurduğumuz bağ gevşek kalmak zorunda hissiyatındayızdır. Kurmadığımız bağ üzerinden alacaklarımızın, vereceklerimizin hesabındayızdır. Bir cari hesaptır bizim için henüz. Razılık, rıza hesap kitap işini geçmiş olmaktır yada buralara hiç uğramamış olmaktır.
Bir bahçenin kapısını tıklatan yabancıya sorar ev sahibi :
-Kimsin ?
-Benim?
-Biraz dolaş
-Kimsin?
-Senim
-Buyur gir *
* Mesnevideki bir hikayeden kısaltılarak
25 Şubat 2009 Çarşamba
22 Şubat 2009 Pazar
Vasat insan
Ortalama insan ile ortalamayı arayan insan arasında fark var; her ikisinin bir arada olabilmesi mümkün paranteziyle. Biri dünün getirdiği ile hayata karşı koyar, bir diğeri yaptığı herşeyde orta yolu arar. Birinin derdi medarı maişet motorunu batırmamak, motora su dolmasına engel olmak; diğerinin derdi ortalamayı korumak , aşırılılıklardan kaçmaktır.
Neden vasat insan sorusu, nerede vasat olmalı insan sorusu kadar açıklamayı kolaylaştırıcı değil. Cevap hayatın içinde olmalı, aşırılılıklardan uzak olmak, aşırılığa kapılıp bulunduğu anı kaybetmemek derdinde olmalı.
Referans noktasında bugününün vasat insanın bir problemi var. Batının ışığıyla aydınlanmak, doğunun gölgesinde serinlemek, huzur bulmak. Problem yüzelli yıllık maceramızda saklı. Kantarın topuzunu kaçırıp kendini tümden bunlardan birine adayanlarımız da oldu. Kimi kimliksiz (bu kelime tam oturmadı- düzeltilmeye ihtiyacı olan bir kelime, belki geçmişsiz daha iyi olur yada eğreti, henüz oturmamış bir geleneğe sahip olmak) oldu, kimi dünyaya gidişata gözlerini yummuş; vasat olmanın güzeliğinden, hayattan habersiz .
Kimileri için doğu uzak oldu, geçmişle bağları kalmamış`, bugünün pratiğine dökülmeyecek kıvamdaki bir mazi manasıyla ; kimleri için uzak doğu, günün dinlenmeye ayrılmış kısımlarında yapılacak gevşeme pratikleri.
Doğuyu sahiplenenler arasında onunla hayattan inzivaya çekilenler de oldu, alışverişte kullananlar da. Zoru çok az kişiye nasip oldu hayatın içinde, hakkaniyet, adalet derdiyle birlikte bir köşede, hayatla yoğrulmak.
Üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biri daha - vasat insan, kısık ateşteki tencerelerin arasına bırakıyoruz, konu hakkındaki önyargılarımızı ilk yazma denememiz ile - ilerde gözden geçirmek niyetiyle
Neden vasat insan sorusu, nerede vasat olmalı insan sorusu kadar açıklamayı kolaylaştırıcı değil. Cevap hayatın içinde olmalı, aşırılılıklardan uzak olmak, aşırılığa kapılıp bulunduğu anı kaybetmemek derdinde olmalı.
Referans noktasında bugününün vasat insanın bir problemi var. Batının ışığıyla aydınlanmak, doğunun gölgesinde serinlemek, huzur bulmak. Problem yüzelli yıllık maceramızda saklı. Kantarın topuzunu kaçırıp kendini tümden bunlardan birine adayanlarımız da oldu. Kimi kimliksiz (bu kelime tam oturmadı- düzeltilmeye ihtiyacı olan bir kelime, belki geçmişsiz daha iyi olur yada eğreti, henüz oturmamış bir geleneğe sahip olmak) oldu, kimi dünyaya gidişata gözlerini yummuş; vasat olmanın güzeliğinden, hayattan habersiz .
Kimileri için doğu uzak oldu, geçmişle bağları kalmamış`, bugünün pratiğine dökülmeyecek kıvamdaki bir mazi manasıyla ; kimleri için uzak doğu, günün dinlenmeye ayrılmış kısımlarında yapılacak gevşeme pratikleri.
Doğuyu sahiplenenler arasında onunla hayattan inzivaya çekilenler de oldu, alışverişte kullananlar da. Zoru çok az kişiye nasip oldu hayatın içinde, hakkaniyet, adalet derdiyle birlikte bir köşede, hayatla yoğrulmak.
Üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biri daha - vasat insan, kısık ateşteki tencerelerin arasına bırakıyoruz, konu hakkındaki önyargılarımızı ilk yazma denememiz ile - ilerde gözden geçirmek niyetiyle
18 Şubat 2009 Çarşamba
Özgürlüğümüz
Bir ucundan tutmak, bir ucuna yapışık kalmak. Hayvanları sevelim, doğru sevelim; doğayı koruayalım haklısınız korumak lazım.
Bir çok konuda hayatı bir ucundan tutarak yaşıyoruz. Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri onaylayıp başka bir yöne çeviriyoruz yüzümüzü. Vaktimiz yok, olduğunda ise içimizde istek yok. Sorumluluk alamamak, sorumlu olmaktan kormak, sıkılıvermek. Hayatını bir şeyler vakfetedeni alkışlıyoruz, özeniyoruz, işte bu diyoruz ; hadi sende bir ucundan tutuver dendiğinde ama özgürlüğümüz, hayatımız ne olacaklarla ayak sürümeye başlıyoruz.
Rüzgarda savrulan hayatlarımız bizim dışımızda planlanıyor, biz ise ona uyuyoruz. Bizim olan ne ? Bir konuda derinleşebilmek, bir şeylerin sorumluluğunu isteyerek alabilmek. Bir çiçeği sulamak, toprağını havalandırmak, solucanlarını temizlemek ; bir köpeği her gün işemeye götürmek , pisliğini ortada bırakmamak ; bir gün kapıyı çekip gideceğini bilerek, uykusuz kalarak, altını temizleyerek, her türlü cefasına katlanarak bir çocuk büyütmek, bir çocuğun sorumluluğunu almak, alabilmek. Ve bu cefalardan beslenerek büyümek.
Bir çok konuda hayatı bir ucundan tutarak yaşıyoruz. Doğru olduğunu düşündüğümüz şeyleri onaylayıp başka bir yöne çeviriyoruz yüzümüzü. Vaktimiz yok, olduğunda ise içimizde istek yok. Sorumluluk alamamak, sorumlu olmaktan kormak, sıkılıvermek. Hayatını bir şeyler vakfetedeni alkışlıyoruz, özeniyoruz, işte bu diyoruz ; hadi sende bir ucundan tutuver dendiğinde ama özgürlüğümüz, hayatımız ne olacaklarla ayak sürümeye başlıyoruz.
Rüzgarda savrulan hayatlarımız bizim dışımızda planlanıyor, biz ise ona uyuyoruz. Bizim olan ne ? Bir konuda derinleşebilmek, bir şeylerin sorumluluğunu isteyerek alabilmek. Bir çiçeği sulamak, toprağını havalandırmak, solucanlarını temizlemek ; bir köpeği her gün işemeye götürmek , pisliğini ortada bırakmamak ; bir gün kapıyı çekip gideceğini bilerek, uykusuz kalarak, altını temizleyerek, her türlü cefasına katlanarak bir çocuk büyütmek, bir çocuğun sorumluluğunu almak, alabilmek. Ve bu cefalardan beslenerek büyümek.
13 Şubat 2009 Cuma
Kimbilir ?
Kendinden kurtuluş, bir başkasının ruhuna abanmak mıdır; kendi içindeki öze, iyiye dönüp bakmak mıdır? Ezici bir sıkıntı içersinde günlerimizi tüketiğimiz dikkate alınırsa kendinden kurtulmak mantıksız gibi gelmiyor. Dostluk, sevgi bir kendini unutuş başkasının yüzüne dönüş müdür yoksa? Peki neden unutuş mutlu eder insanı? bu kadar mı sıkıntılıdır insan? Yoksa bu unutuş başka bir şeye bir umuda mı dönüştür, yada ebedi bir iyiliğe göz kırpmış mıdır? başkasının gözlerinden kendi ruhuna bakış mıdır ? tüm yalanları inanılır, bütün aptallıkları yapılabilir kılan. Kimbilir :))
4 Şubat 2009 Çarşamba
Kapıldım gidiyorum mim rüzgarında
Fulya Hn. sağolsunlar, her zamanki nezaketleriyle, bizide bu mim rüzgarına katmışlar. Bu blog adetinden bizde nasibimiz almış olduk. İlk aklımıza gelenler herhalde doğrudur mantığı ile :))
Sizi en çok üzecek olay?
Yakınlarımı kaybetmek yada onların kendilerini kaybedip, kendilerine ve çevrelerine zarar vermeleri.
Nerede yaşamak isterdiniz?
Boğazda herhangi bir yerde :) Bir türbede türbedarlık bile olabilir aslında güzelde olurdu :))sakin, saaakin.
Yaşayabileceğiniz en mutlu an?
1988 yazı sanırım
Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz?
Çocuklara verilen zarar dışında hepsi olabilir.
En sevdiğiniz erkek karakter?
Forrest Gump da Tom Hanks ın oynadığı karakter :)
En sevdiğiniz kadın karakter?
Düşündüm düşündüm , Selvi Boylu Al Yazmalımdaki Türkan Şorayın oynadığı karakter
Tarihteki favori kahramanlarınız?
Şems-i Tebrizi
Gerçek hayattaki favori kahramanlarınız?
Babam, Kardeşim, Abdülbaki Gölpınarlı, Hüseyin Salim Saraçer
En sevdiğiniz ressam?
Van Gogh
En sevdiğiniz müzisyen?
Cem Karaca, Melihat Gülses, Niyazi Sayın, Kudsi Erguner, Dede Efendi, Fikret Kızılok, Kani Karaca, Müzeyyen Senar, Şefika Kutluer, Mazhar Fuat Özkan
Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik?
İnsanlık
Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik?
İnsanlık
En sevdiğiniz erdem?
Hakikat derdi, devamlı kendini didiklemek
Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş?
Sohbet , dostlarla beraber olmak
Kimin yerinde olmak isterdiniz?
Hüsamettin Çelebi :) Hz. Pirin dizin dibinde Mesnevi yazmak ne güzel olurdu
Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz?
Neşeli ,konuşkan,hoşsobet olmaları; ufuk açmaları
Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik?
Tepki vermekde geç kalmak
Hayatınızın en büyük şanssızlığı?
Hemofili olmak.
En sevdiğiniz renk?
Sarı Kırmızı , tabii ki yan yanaa:))
En sevdiğiniz çiçek?
Papatya diyelim, hep ayakaltında ezilen ama her daim canlı
En sevdiğiniz kuş?
Martı ilk aklıma gelen , denizi çağrıştırdığı için belkide.
En sevdiğiniz yazar?
Dostoyevski
En sevdiğiniz şair?
Atilla İlhan diyelim
Tarihte en sevmediğiniz karakter?
Hitler,Arabistanlı Lawrence
En çok isteyeceğiniz özellik?
Başa gelen herşeye eyvallah diyebilmek
Nasıl ölmek isterdiniz?
Bir yeşillikte, sırtını bir ağaca dayayarak ve tamamen farkında; yada herhangi bir yerde ferah feza çalarken :)
Hayattaki sloganınız?
Eskiden to be a rock not to roll - Lep Zeppelin- Straway to Heavenın muhteşem finali. Artık bir sloganım yok.
Şu anki ruh haliniz?
Sakin ve biraz kırgın
Selam ile
Sizi en çok üzecek olay?
Yakınlarımı kaybetmek yada onların kendilerini kaybedip, kendilerine ve çevrelerine zarar vermeleri.
Nerede yaşamak isterdiniz?
Boğazda herhangi bir yerde :) Bir türbede türbedarlık bile olabilir aslında güzelde olurdu :))sakin, saaakin.
Yaşayabileceğiniz en mutlu an?
1988 yazı sanırım
Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz?
Çocuklara verilen zarar dışında hepsi olabilir.
En sevdiğiniz erkek karakter?
Forrest Gump da Tom Hanks ın oynadığı karakter :)
En sevdiğiniz kadın karakter?
Düşündüm düşündüm , Selvi Boylu Al Yazmalımdaki Türkan Şorayın oynadığı karakter
Tarihteki favori kahramanlarınız?
Şems-i Tebrizi
Gerçek hayattaki favori kahramanlarınız?
Babam, Kardeşim, Abdülbaki Gölpınarlı, Hüseyin Salim Saraçer
En sevdiğiniz ressam?
Van Gogh
En sevdiğiniz müzisyen?
Cem Karaca, Melihat Gülses, Niyazi Sayın, Kudsi Erguner, Dede Efendi, Fikret Kızılok, Kani Karaca, Müzeyyen Senar, Şefika Kutluer, Mazhar Fuat Özkan
Bir erkekte en çok beğendiğiniz özellik?
İnsanlık
Bir kadında en çok beğendiğiniz özellik?
İnsanlık
En sevdiğiniz erdem?
Hakikat derdi, devamlı kendini didiklemek
Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş?
Sohbet , dostlarla beraber olmak
Kimin yerinde olmak isterdiniz?
Hüsamettin Çelebi :) Hz. Pirin dizin dibinde Mesnevi yazmak ne güzel olurdu
Arkadaşlarınızda hangi özelliklerin olmasını istersiniz?
Neşeli ,konuşkan,hoşsobet olmaları; ufuk açmaları
Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik?
Tepki vermekde geç kalmak
Hayatınızın en büyük şanssızlığı?
Hemofili olmak.
En sevdiğiniz renk?
Sarı Kırmızı , tabii ki yan yanaa:))
En sevdiğiniz çiçek?
Papatya diyelim, hep ayakaltında ezilen ama her daim canlı
En sevdiğiniz kuş?
Martı ilk aklıma gelen , denizi çağrıştırdığı için belkide.
En sevdiğiniz yazar?
Dostoyevski
En sevdiğiniz şair?
Atilla İlhan diyelim
Tarihte en sevmediğiniz karakter?
Hitler,Arabistanlı Lawrence
En çok isteyeceğiniz özellik?
Başa gelen herşeye eyvallah diyebilmek
Nasıl ölmek isterdiniz?
Bir yeşillikte, sırtını bir ağaca dayayarak ve tamamen farkında; yada herhangi bir yerde ferah feza çalarken :)
Hayattaki sloganınız?
Eskiden to be a rock not to roll - Lep Zeppelin- Straway to Heavenın muhteşem finali. Artık bir sloganım yok.
Şu anki ruh haliniz?
Sakin ve biraz kırgın
Selam ile
3 Şubat 2009 Salı
İlkeler üzerine
Hayatı yakalayacak , yanılmazlığı sağlıyacak ilkeler varmıdır, yada her olaya her şart uygulanabilecek olanlar?
İlkeler muhakeme ile hakikate tutunur. Birbirine zıt sonuçlar, hakikatler doğurabilecek ilkeler olabilir. Farklı muhakemeler farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir. O zaman çare hakikate bakmak olmalı galiba. Farklı hakikatler arasında önceliği olanlar ilkeleri belirler. Örneğin bir öksüzün gözyaşı diğer bütün hakikatlerle karşılaştırıldığında hepsinine önüne geçen, ilkelerini kendi başına koyan bir hakikattir.
İlkeler muhakeme ile hakikate tutunur. Birbirine zıt sonuçlar, hakikatler doğurabilecek ilkeler olabilir. Farklı muhakemeler farklı sonuçlar ortaya çıkarabilir. O zaman çare hakikate bakmak olmalı galiba. Farklı hakikatler arasında önceliği olanlar ilkeleri belirler. Örneğin bir öksüzün gözyaşı diğer bütün hakikatlerle karşılaştırıldığında hepsinine önüne geçen, ilkelerini kendi başına koyan bir hakikattir.
26 Ocak 2009 Pazartesi
Geleneğimizin insani yönünün başlıkları üzerine bir deneme
14.02.2009
Gelenek derken neyi kastediyoruz ? Bu yazıda ; geleneğimizin insani bakışını kastediyoruz. Bu bakışımıza rehber olarak da Mesnev-i Şerifi almayı düşündük. Mesnevinin insana ve hayata bakışını okumalarımızdan çözmeye çalışacağız. Burada önemsediğimiz husus geleneği şekillendiren ruhu ve o ruhun bakışının ardındaki dünya görüşünü anlamaktır Çalışmamız akademik bir çalışma yada yeni bir fütüvvetname çalışması değil ; geleneğin insani yönüyle ilgili belli başlı konuları tespit etmeye ve onların üzerinde, kendi zannımızca , düşünmeye yönelik kişisel bir çalışmadır ve bu yüzden her türlü eleştiriye, katkıya açıktır.
Neden gelenek ? Bir yerden bakmak ihtiyacı ile bir yerden bakmak zorunluluğu.
Aldığımız kararlarda, hayatı yorumlamamızda hep bir pencereden bakıyoruz. Kendimize biçtiğimiz, kendimize uygun gördüğümüz yada olmak istediğimiz bir pencere bu. Bu pencerenin önüne oturtulmuş buluyoruz kendimizi çoğu zaman. Yaşadığımız çevremiz, sosyal hayatımız, geçmişimiz bizi otutuyor buraya.
Gelenek ve eleştiri : Geleneğin kendisi bir eleştiri barındırır mı içinde? Gelenek bizlere hayata doğrudan bir bakış açısı verir. Geleneğin kendisi bir alana işaret eder. Hayatı bir şekilde anlamlandırma gayreti kendine uygunluk açısından bir eleştiriyide içinde taşımak zorunda. Geleneğin yaşamasından bahsetiğimizde ister istemez bir sosyal grubun verili bir takım kurallar içinde yaşadığından bahsetmiş oluruz. Eleştiri aynı zamanda geleneğin özü hakkında yeni yorumlara sebebiyet verirken onun sulandırılmasını engellerken, özünü de zamana uydurur. Buradaki derd, hakikat derdidir.
Sınırları olmamak, sınırları hakkında fikri olmadan bir grubun içinde olunamaz. Bu o grubun anlamanı da sorgulatır. Sınırlar bilinmeden ne, nereye kadar korunacak, nasıl korunacak
Eleştiri bahsinde, geleneğin bu ayağında, teoride pratiği kaybetme eleştirisi vardır. Karmaşık teorilerin, kavramların amelin ( iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek ile ibadetlerin)önüne geçmesine bir eleştiride vardır. Mesnevinin yönteminde de bu görülür. Hemen hemen Mevlevilik üzerine yazılan kitaplarda da benzer bir yöntem vardır. 1
Neden geleneğin insani yönü? Hem karşımızdakinin de bizim gibi insan olduğunu tekrardan hatırlatması yönüyle ; hemde İslamın (Diğer dinlerin ve ahlakında) dinin içindeki sosyal yönü üzerinden.
Dinin insan üzerinde yaratmayı hedeflediği iki yön gözüküyor. Huşu içersinde olmak ile iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek. İlki ibadet halindeki ruh haline işaret etmekte sanırız. Burdan kasıt hayatı ibadet kılmak ise huşu halinin bütün hauyata yayılması beklenmeli. Huşu içersinde kılınmayan namazın namaz olmayacağı hükmü heryerde vardır. İkincisi ise yani iyiliği emretmek kötülüğü men etmek ise , sosyal yaşama aktif bir ilgiyi gerektirmekte. İyiliği ve kötülüğü ayırd edebebilecek bir aklı, bu farkı fark eden insanın olayın içinde dahil olma zorunluluğunu içermekte. Tasavvuf burada edeb ile hilm ile işin içine giriyor.
Emretmek, menetmekdeki zorlayıcı ton üzerinde düşünmek lazım. Burada da bir reçete verilmiş sırasıyla eliyle düzeltmek, diliyle düzeltmek yapamıyorsa kalbiyle redetmek. Açıktır ki din insanın olayların dışında bir seyirci olmasına, bir köşeden olanları izlemesine razı değil.
Adaletli olmak, hakkaniyete arayışı, kanatkar olmak, bölüşmek gelneğin/dinin hayata yansıyan yönü. Sosyal hayatta geleneğin insani yönünün dışında kalmak, kendini ritüellere kaptırmak, ikili bir yapıya gitmek olur.
Geleneği ayakta tutma derdi ancak onu yaşamakla mümkün. Yoksa gelenek övgüsü bir nostalji olmaktan öteye gitmiyor. Geleneğin kendisi ise içi boş davranış kalıpları değil, bir dünya bakışının ortaya koyduğu bir davranışlar silsilesi. Bu silsile zaman içinde birbirine eklene eklene ortaya bir sistem çıkarıyor. Hayat akışında her an yeniden yorumlanan, gelişen bir bakış bu. Bu davranışların ortaya çıktığı düşünceden bihaber bir şekilde geleneğe tutunmaya kalktığınızda bir yerde taklitten doğan sorgulanmayan, bu yüzden de her türlü sulandırıcı etkiye açık olursunuz.
Sorulduğunda bir büyüğün elini ne zaman öptüğümüzü yada saklambaç oyunun kurallarını nasıl öğrendiğimizi hatırlamayız. Muhtemelen bir bayram günü annemiz yada babamız arkamızdan seslenmiştir ; bir arkadaş topluğunun içinde saklanbaçın kuralları kendiliğinden fark etmişizdir. Geleneğin terbiye ile bağlantısı hep sosyal topluluklar içinde olmuştur diye düşünüyoruz.
Bu gün muhafazakarlık dediğimizde bir ruhtan bahsediyor olmalıyız. Taklitle aktarılmış tavırlar terbiyenin anlatmak istediğinin içinde ama kendisi değil. Gelenek ise bize farklı olaylara bir yerden, bir ruhtan bakabilme lüksünü verdiğinde anlamlı oluyor. Hayatın içinde ama hayata karşı değil.
Ayak mühürlemek öğrenilebilir ve bir aidiyet duygusu mantığı içinde yapılabilir. İlk , neden yapıldığı, ilk yapıldığında ne ifade ettiği, ayak mühürlemenin bu anıyı yad etmek olduğu düşüncesi ile yada muhatabında uyandırdığı muhabbet ve muhabbetin dönüşünde duyulan hoşnutluk için yahut ortaya çıkan muhabbet için de yapılabilir. Muhtemelen hepsi makbul kendi başına ve bir evvelkine göre.
Ayak mühürlemenin içinden büyüğe saygıyı, sosyalleşmeyi çıkardığınızda kolaylıkla aidiyet üzerinden bir ego tatminine gidebilir.
1. Aşk – Sevgi : Bir şeyin sevilmesi için onda güzel bir şeyin görülmesi lazımdır. (Şeyh Galip – Hüsn ü Aşk) Bizim için değerli öyle şeyler vardır ki onlarda gördüğümüz güzelliğin farkında olmayız ancak kaybettiğimizde anlarız.
Vatan sevgisi de böyledir. Kamışlıktan kesildiğinden beri ağlayan ney bir vatan hasreti içindedir. Burada kanaatimiz bunu sırf batın anlamını değil zahir anlamını da katmaktır. Bağımsızlığı olmayan bir ülkenin yurtaşlarının haysiyeti bir başka ülkenin insafına bırakılmış olur.
2- Bilmediğini Söyleyebilmek ve Kalpten İnşallah demek Cild I -45-50
3- Şükretmek Cild I -442
4-Misafir Ağırlamak Cild 5 / 65 -69
5- Hasta Ziyareti – Cild 2 / 2140 – 2166
6-Kendiyle Kıyaslayıp Kimseyi Küçük Görmemek Cild 1 / 245- 325
7-Elinin altındakilere iyi davranmak Cild 6 /3970-3977
8-Akıl ve idrake önem vermek/ Uyanık olmak / Agah olalım erenler Cild 5 / 30-45
9-Başkalarının ayıbını gizlemek Cild 5 / 95-120
10-Çalışmak / Ekmeğini kazanmak Cild 6/ 323 -329
11- İnsanları güzellikle anmak Cild 2/ 843-1028
12 - Başkasını kınamamak, kınayanı kınamamak, her ikisini yapmadığı için kendinden emin olmamak Cild 2/3026-3087
--
1- http://mesneviyiokumak.blogspot.com/2008/05/mesneviyi-okumak-balarken.html
Devam edecek
Gelenek derken neyi kastediyoruz ? Bu yazıda ; geleneğimizin insani bakışını kastediyoruz. Bu bakışımıza rehber olarak da Mesnev-i Şerifi almayı düşündük. Mesnevinin insana ve hayata bakışını okumalarımızdan çözmeye çalışacağız. Burada önemsediğimiz husus geleneği şekillendiren ruhu ve o ruhun bakışının ardındaki dünya görüşünü anlamaktır Çalışmamız akademik bir çalışma yada yeni bir fütüvvetname çalışması değil ; geleneğin insani yönüyle ilgili belli başlı konuları tespit etmeye ve onların üzerinde, kendi zannımızca , düşünmeye yönelik kişisel bir çalışmadır ve bu yüzden her türlü eleştiriye, katkıya açıktır.
Neden gelenek ? Bir yerden bakmak ihtiyacı ile bir yerden bakmak zorunluluğu.
Aldığımız kararlarda, hayatı yorumlamamızda hep bir pencereden bakıyoruz. Kendimize biçtiğimiz, kendimize uygun gördüğümüz yada olmak istediğimiz bir pencere bu. Bu pencerenin önüne oturtulmuş buluyoruz kendimizi çoğu zaman. Yaşadığımız çevremiz, sosyal hayatımız, geçmişimiz bizi otutuyor buraya.
Gelenek ve eleştiri : Geleneğin kendisi bir eleştiri barındırır mı içinde? Gelenek bizlere hayata doğrudan bir bakış açısı verir. Geleneğin kendisi bir alana işaret eder. Hayatı bir şekilde anlamlandırma gayreti kendine uygunluk açısından bir eleştiriyide içinde taşımak zorunda. Geleneğin yaşamasından bahsetiğimizde ister istemez bir sosyal grubun verili bir takım kurallar içinde yaşadığından bahsetmiş oluruz. Eleştiri aynı zamanda geleneğin özü hakkında yeni yorumlara sebebiyet verirken onun sulandırılmasını engellerken, özünü de zamana uydurur. Buradaki derd, hakikat derdidir.
Sınırları olmamak, sınırları hakkında fikri olmadan bir grubun içinde olunamaz. Bu o grubun anlamanı da sorgulatır. Sınırlar bilinmeden ne, nereye kadar korunacak, nasıl korunacak
Eleştiri bahsinde, geleneğin bu ayağında, teoride pratiği kaybetme eleştirisi vardır. Karmaşık teorilerin, kavramların amelin ( iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek ile ibadetlerin)önüne geçmesine bir eleştiride vardır. Mesnevinin yönteminde de bu görülür. Hemen hemen Mevlevilik üzerine yazılan kitaplarda da benzer bir yöntem vardır. 1
Neden geleneğin insani yönü? Hem karşımızdakinin de bizim gibi insan olduğunu tekrardan hatırlatması yönüyle ; hemde İslamın (Diğer dinlerin ve ahlakında) dinin içindeki sosyal yönü üzerinden.
Dinin insan üzerinde yaratmayı hedeflediği iki yön gözüküyor. Huşu içersinde olmak ile iyiliği emretmek, kötülüğü men etmek. İlki ibadet halindeki ruh haline işaret etmekte sanırız. Burdan kasıt hayatı ibadet kılmak ise huşu halinin bütün hauyata yayılması beklenmeli. Huşu içersinde kılınmayan namazın namaz olmayacağı hükmü heryerde vardır. İkincisi ise yani iyiliği emretmek kötülüğü men etmek ise , sosyal yaşama aktif bir ilgiyi gerektirmekte. İyiliği ve kötülüğü ayırd edebebilecek bir aklı, bu farkı fark eden insanın olayın içinde dahil olma zorunluluğunu içermekte. Tasavvuf burada edeb ile hilm ile işin içine giriyor.
Emretmek, menetmekdeki zorlayıcı ton üzerinde düşünmek lazım. Burada da bir reçete verilmiş sırasıyla eliyle düzeltmek, diliyle düzeltmek yapamıyorsa kalbiyle redetmek. Açıktır ki din insanın olayların dışında bir seyirci olmasına, bir köşeden olanları izlemesine razı değil.
Adaletli olmak, hakkaniyete arayışı, kanatkar olmak, bölüşmek gelneğin/dinin hayata yansıyan yönü. Sosyal hayatta geleneğin insani yönünün dışında kalmak, kendini ritüellere kaptırmak, ikili bir yapıya gitmek olur.
Geleneği ayakta tutma derdi ancak onu yaşamakla mümkün. Yoksa gelenek övgüsü bir nostalji olmaktan öteye gitmiyor. Geleneğin kendisi ise içi boş davranış kalıpları değil, bir dünya bakışının ortaya koyduğu bir davranışlar silsilesi. Bu silsile zaman içinde birbirine eklene eklene ortaya bir sistem çıkarıyor. Hayat akışında her an yeniden yorumlanan, gelişen bir bakış bu. Bu davranışların ortaya çıktığı düşünceden bihaber bir şekilde geleneğe tutunmaya kalktığınızda bir yerde taklitten doğan sorgulanmayan, bu yüzden de her türlü sulandırıcı etkiye açık olursunuz.
Sorulduğunda bir büyüğün elini ne zaman öptüğümüzü yada saklambaç oyunun kurallarını nasıl öğrendiğimizi hatırlamayız. Muhtemelen bir bayram günü annemiz yada babamız arkamızdan seslenmiştir ; bir arkadaş topluğunun içinde saklanbaçın kuralları kendiliğinden fark etmişizdir. Geleneğin terbiye ile bağlantısı hep sosyal topluluklar içinde olmuştur diye düşünüyoruz.
Bu gün muhafazakarlık dediğimizde bir ruhtan bahsediyor olmalıyız. Taklitle aktarılmış tavırlar terbiyenin anlatmak istediğinin içinde ama kendisi değil. Gelenek ise bize farklı olaylara bir yerden, bir ruhtan bakabilme lüksünü verdiğinde anlamlı oluyor. Hayatın içinde ama hayata karşı değil.
Ayak mühürlemek öğrenilebilir ve bir aidiyet duygusu mantığı içinde yapılabilir. İlk , neden yapıldığı, ilk yapıldığında ne ifade ettiği, ayak mühürlemenin bu anıyı yad etmek olduğu düşüncesi ile yada muhatabında uyandırdığı muhabbet ve muhabbetin dönüşünde duyulan hoşnutluk için yahut ortaya çıkan muhabbet için de yapılabilir. Muhtemelen hepsi makbul kendi başına ve bir evvelkine göre.
Ayak mühürlemenin içinden büyüğe saygıyı, sosyalleşmeyi çıkardığınızda kolaylıkla aidiyet üzerinden bir ego tatminine gidebilir.
1. Aşk – Sevgi : Bir şeyin sevilmesi için onda güzel bir şeyin görülmesi lazımdır. (Şeyh Galip – Hüsn ü Aşk) Bizim için değerli öyle şeyler vardır ki onlarda gördüğümüz güzelliğin farkında olmayız ancak kaybettiğimizde anlarız.
Vatan sevgisi de böyledir. Kamışlıktan kesildiğinden beri ağlayan ney bir vatan hasreti içindedir. Burada kanaatimiz bunu sırf batın anlamını değil zahir anlamını da katmaktır. Bağımsızlığı olmayan bir ülkenin yurtaşlarının haysiyeti bir başka ülkenin insafına bırakılmış olur.
2- Bilmediğini Söyleyebilmek ve Kalpten İnşallah demek Cild I -45-50
3- Şükretmek Cild I -442
4-Misafir Ağırlamak Cild 5 / 65 -69
5- Hasta Ziyareti – Cild 2 / 2140 – 2166
6-Kendiyle Kıyaslayıp Kimseyi Küçük Görmemek Cild 1 / 245- 325
7-Elinin altındakilere iyi davranmak Cild 6 /3970-3977
8-Akıl ve idrake önem vermek/ Uyanık olmak / Agah olalım erenler Cild 5 / 30-45
9-Başkalarının ayıbını gizlemek Cild 5 / 95-120
10-Çalışmak / Ekmeğini kazanmak Cild 6/ 323 -329
11- İnsanları güzellikle anmak Cild 2/ 843-1028
12 - Başkasını kınamamak, kınayanı kınamamak, her ikisini yapmadığı için kendinden emin olmamak Cild 2/3026-3087
--
1- http://mesneviyiokumak.blogspot.com/2008/05/mesneviyi-okumak-balarken.html
Devam edecek
Etiketler:
Cahil cesaretiyle,
Hariçten gazeller,
Kısık ateştekiler
Yiyin beyler yiyin
Ateşe bir odun daha
Kazan kaynıyor
Sırta yapışmış mideler
Çöpten çıkan ekmekler
Kalkan kaşlar
Burun kıvrılan yemekler
Kazan kaynıyor
Sırta yapışmış mideler
Çöpten çıkan ekmekler
Kalkan kaşlar
Burun kıvrılan yemekler
25 Ocak 2009 Pazar
Koy sepete

Haksızlıklar karşısında susanlar dilsiz şeytanlardır.
Hadis-i Şerif
Koy sepete kampanyası. Turuncu elbiseli mağaza çalışanları ne buldularsa atıyorlar
sepete.
Haklının tarafı yoktur. Haklı bir tarafa bağlı olmakla değişiyorsa bu taraftarlık olur. Bir şey haddini aşıyorsa aslına döner.
Bu da bir devir, şu an farkında olunumasada. Gelişler gidişler sertleştikçe, hoyratlaştıkça gemide bulunan herkese zarar verir dalgalar.
Halimiz ise : Bir sürü komplo teorisi herkesin ağzında ve herkes herşeye güvensiz, kızgın. Tanımlanamış bir büyük resmin içinde, rotası belli olmayan bir gemide, kaptansız meçhule sürüklendiği duygusu. Her yeni haberde yok artık, bu kadarıda olmaz, bu işte var bir bit yeniği şüphesi, serzenişi. Bir büyük oyunda piyon olarak kullanılma hissi ve rahatsızlığı. Alakasız ve şerefli kişilere reva görülene karşı huzursuz ve kızgın olma.
Sapla saman karışmış durumda.
18 Ocak 2009 Pazar
Yağma

Kurtköyde bir mağaza açılışı, promosyon , %90 indirim. Mağaza gece yarısı açılacaktır, izdiham yüzünden erken açılır. Ezilme tehlikesi geçiren kadınlar, çocuklar; tezgahlara, kepenklere, mağzaya verilen zarar; mankenlerin üzerinden ölçülerine bakılmadan alınan elbiseler. Sıkışan trafik
Yağmanın ahlakı var mı? Gözü dönmüş bir kalabalığın tek önceliği daha fazla yağmalamak. Mağaza yönetimine, kalabalığa kızmış olmak yağmanın, ilkesizliğin mazereti. Ucuz elbisenin, bedava malın bedeli ezilmiş bir çocuk olabilir mi?
Yağmadaki gözü dönmüşlük, bilinç kaybı bir başka yerde daha karşımıza çıkar - linçte. Kendini kaybetmiş kalabalıklar her şeyi yapmaya hazırdırlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)