Atılgan Bayar'ın yazısı üzerine:
Toplumsal mühendislik dertlerini, reklam çabalarını bir kenara bıraktığımızda okunması gereken kitaplar listeleri hangi gayelere hizmet eder? Tamamen bu listeleri bir kenara bıraktığımızı ve herkese tek tek "ne okumalı" diye sorduğumuzu düşünelim. Eğer okunmasında fayda umulan eserlerde bir benzerlik ortaya çıkarsa, bu eserlerde uzlaşmanın bir anlamı olmalı diye düşünmek gerekir. "Kimleri/Neleri okumalı" konulu bir istatistik yapılsa bir çok kişinin aklına benzer isimlerin geleceğini zanediyorum.
Bazı kitapların okunmasının, okuma gayreti içinde olanların, okuduklarını anlaması açısından özel bir önemi var. Mesela Huzur'u okuyanın daha evvel Mesnevî okumuş olması, ya da Mevlevilikten haberdar olması anlatılanı anlama açısından faydalı olabilir. Ama şart mı, değil, okuyan kendi dünyasına göre bambaşka bir şey de kafasında oluşturabilir ve bu da mümkün. Bazı eserler, kitaplar kültür tarihi üzerinde duruyor. Kültür tarihine yön veren eserler bunlar. Kültür her dönem sıfırdan, yenibaştan inşa edilmiyor. Üstüste oluşuyor; öncekini eleştirerek, ona referans vererek gelişiyor, ilerliyor, değişiyor.
Hemen hemen her listede yer alan Dostoyevski, Kafka, Tanpınar, Sait Faik okumadan da insanlığı anlamak mümkün. Ama okunduğunda kattığı şeylerle bakabilmek de bir züppelik değil.
Kültür tarihi katman katman gelişiyor. Bu gelişmenin yönünden, mecrasının akışından haberdar olmaksa kötü bir şey değil. Listelerdeki kitapların okunmuş olmasının insanı aydınlatma garantisi yok. Listeler okundu diye kimse belge almıyor, yazılıya sözlüye tabi olmuyor. Kaldı ki kimseden de kitap okuyor diye dünyanın derin sırlarını çözmesi beklenmiyor. Hatta bir roman sadece tad almak, vakit geçirmek için de okunabilir.
Buna ek olarak kitap, yazı, makale önerilerinde insanların aynı dili konuşabilmeleri, aynı konular etrafında sohbet edebilmeleri, tartışabilmeleri açısndan bir fayda olduğu da söylenebilir.
Müzik içinde benzer şeyler söylenebilir. Bir Dede Efendi dinlenmeden, bilinmeden herhalde Klasik Türk Müziğinde söz söylemek gülünç olur.
Arabesk tartışmasında ise; arabeskin gideceği bir yer, gelişeceği bir alan var mı diye sormak geliyor içimizden. Pop müziğe bir renk olabiliyor. Halk müziğinin içine girerse bozuyor. Arabesk kendi kimliği ile gelişebilecek, derinleşebilecek bir müzik olarak durmuyor. Gerekli mi o da ayrı bir soru? "Mayadağdan kalkan kazlar" ın da gelişmesine gerek yok. Aradaki fark üzerine düşünelim.
Kitap okumayı bir ayrıcalık, üstünlük olarak sunmak kibirden başka bir şey değil. Aynı şekilde kitap okuyan, nitelikli müzik dinlemeyi çalışan insanıda küçümsemek akıl kârı değil. Bu kitleyi belli bir düşünceyle etiketleyip toptan red etmek ise diyolog kurmaya hevesli olmamak gibi geliyor. Bu kendinden eminliğin, yanılmazılık anlayışının kaynağını aramak lazım sanırım. Burda pozitivizme saldırının paranteze alınmamış olması düşündürücü. Yazarın bilimi redetmek lüksününün olmadığını umuyoruz. Herşeyi bilimsel görmek derdiyse bu konuda konuşulabilir.
Atılgan Bayar, karikaturize ettiği aydına bir önyargıdan bakıyor. Bu ön yargıyı besliyecek haklı sebebler de yok değil. Ama gene de, bu önyargının siyasal bir zeminin üzerinde durması yazarın haklılığını zayıflatıyor. Yazının siyasal içeriklerinden temizlenerek, tüm okuyup yazanların ezberciliği üzerine oturtulması belki daha anlamlı olurdu.
Aydın kimdir, necidir? Üzerine söyleyecek çok fazla bir şeyimiz yok. İlla bir şeyler söylemek gerekirse, herhalde, ezberden konuşmayan, buna rağmen bir duruşa sahip, olaylara/hayata bildikleri üzerinden bir yorum yapmaya çalışan, başkalarını da dinleyebilen, tevazu sahibi biridir.
'Gurme' bölümüne ise aynen katılıyorum.
(gözden geçirilecek)
2 Ağustos 2010 Pazartesi
Okuma listeleri vs.
1 Ağustos 2010 Pazar
24 Temmuz 2010 Cumartesi
Millet
"Ulus-devletle birlikte, siyasî toplumsallaştırma biçimleri de artık işlerliğini yitirdiğinde vatandaşlar, ilişkilerin anonim biçimde örgüleştiği bir dünyada tek başına kalcaklar ve burada, kendi önceliklerine göre sistemli yatarılmış tercih hakları arasında seçim yapmak zorunda olacaklardır ("Öteki" olmak "öteki"yle yaşamak -Jürgen Habermas sh.33)"
Tarihin çok uzun zamanlarından beri, belki yazılmaya başlandığından beri, bir Çinli bir Hintli vardır. Krallar, rajalar, yönetimler değişse de bir Çinli, bir Hintli vardır. Bu manada bu topluğu isimlendirme sıkıntısı ise acaba ideolojik mi? Millet, ırk, kültür demek farklı tercihlerin neticesine isimlendirme mi acaba? Ya da tersten sorarsak bir Çinli için Çinli olmak sadece teninin rengi ile mi alakalıdır?
İngiltere tarihten kalksa da İngilizler (bu ne demek olacaksa)tarihten kalkar mı? Millet kavramı eskiden başka turlü bir anlam ifade edermiş. Bu yüzden yeni anlamı için yapay denildiğini okumuştum. Tepeden bakınca (monarşilerden ulusal devlete geçişte halkı tanımlamak,haklar vermek, vergi asker gibi taleplerde bulunmak için sonradan isimlendirmek anlamında)belki ama pratikte sanki doğrusuna dönülmüş gibi duruyor. Ulus devletler bitecek tartışmalarında ortak dile, ortak yaşayışa sahip, dine bakışı benzer olan insanlar topluluğu tarihte devletlerden daha uzun ömürlü gibi. Hayata bakışları da aynı oldukları sürecede bir millet olarak bir şekilde var olacaklar sanki. Artık tükenmiş olduğu ayan beyan ortada olan, teslim olmuş olan bir Osmanlı Devletine rağmen bir Kurtuluş Savaşı için insanları ayağa kaldıran, bir araya getiren bir toplumsallaşmanın var olmuş olması gerekmez mi? (Buna ister kültür, ister beraber yaşama arzusu, ister bağımsızlık derdi, ister zülme karşı duruş saiki diyelim)
Tarihin çok uzun zamanlarından beri, belki yazılmaya başlandığından beri, bir Çinli bir Hintli vardır. Krallar, rajalar, yönetimler değişse de bir Çinli, bir Hintli vardır. Bu manada bu topluğu isimlendirme sıkıntısı ise acaba ideolojik mi? Millet, ırk, kültür demek farklı tercihlerin neticesine isimlendirme mi acaba? Ya da tersten sorarsak bir Çinli için Çinli olmak sadece teninin rengi ile mi alakalıdır?
İngiltere tarihten kalksa da İngilizler (bu ne demek olacaksa)tarihten kalkar mı? Millet kavramı eskiden başka turlü bir anlam ifade edermiş. Bu yüzden yeni anlamı için yapay denildiğini okumuştum. Tepeden bakınca (monarşilerden ulusal devlete geçişte halkı tanımlamak,haklar vermek, vergi asker gibi taleplerde bulunmak için sonradan isimlendirmek anlamında)belki ama pratikte sanki doğrusuna dönülmüş gibi duruyor. Ulus devletler bitecek tartışmalarında ortak dile, ortak yaşayışa sahip, dine bakışı benzer olan insanlar topluluğu tarihte devletlerden daha uzun ömürlü gibi. Hayata bakışları da aynı oldukları sürecede bir millet olarak bir şekilde var olacaklar sanki. Artık tükenmiş olduğu ayan beyan ortada olan, teslim olmuş olan bir Osmanlı Devletine rağmen bir Kurtuluş Savaşı için insanları ayağa kaldıran, bir araya getiren bir toplumsallaşmanın var olmuş olması gerekmez mi? (Buna ister kültür, ister beraber yaşama arzusu, ister bağımsızlık derdi, ister zülme karşı duruş saiki diyelim)
AVM çılgınlığı
Bakırköy'den Silivri'ye giderken inşaatı devam eden, irili ufaklı bir sürü alışveriş merkezine rastladık. Alışveriş merkezlerinin cazibesi eski bir kazanç kapısına, dükkancılığa dönüş gibi duruyor. İşletemecilerine yüksek kiralar vaad eden avm' ler -yaptıkları işlerde bir maliyet unsuru olarak bu merkezlerden alıveriş yapanlara geri dönüyor.
"Kahraman bakkalın süpermarkete karşı" yaptığı savaşı izleyeli nerdeyse onbeş yıl oluyor. O süpermarketler şimdilerde avmlerde bir dükkan olarak yer tutup ayakta kalma savaşı veriyo. Ekmek ve gazete satarak ayakta kalmaya çalışan bakkallar ise artık iyice azaldı. Ayakta kalabilenler tekele, talih oyunlarına dönerek ayakta kalmaya çalışıyor.
Avm lerin hedefi zanediyorum ki uydu kentlerde yaşayanlar olmaktan çıktı. Orta gelir gurbundaki herekesi hedef alıyorlar. İçlerinde lüks tüketim malları satanlarla, sadece araba satışına odaklı olanlar gibi daha dar bir kitleyi hedefleyenlerde var. Gençler için fast-food yemek, sinema ile sosyalleşmek manasına geliyor. Bu yüzden de devamlı kalabalıklar. Kredi kartı kullanımındaki acemlikler azaldığı için tüketici eskisine göre daha dikkatli.
Avmler büyük şehirlerdeki saltanatları daha küçük illere yayılacak gibi. Kanuni önlemerin alınmasında geç kalınması, aralarına mesafe konması yonundaki isteksizlik, çalışma saatlerine kısıtlama getirilememiş olunması - mütevazi bir işletme açarak bir iş kurma hayalinde olanların umutlarını tüketti.
Avm lerin gelecekleri sayılarının artması, ekonomik kriz ile tehlikede. İlk açılan avm'nin sera olarak kullanılmaya başladığını geçenlerde okunduk. Alım gücünde bir artış olmazken yeni açılan avmlerin sayısında ki gözle görülen bu artış, onların gelecekleri hakkındaki soru işaretlerini çoğaltıyor.
Büyük balık, küçük balıkları yuttu. Büyük balıkların durumu ise belirsiz.
"Kahraman bakkalın süpermarkete karşı" yaptığı savaşı izleyeli nerdeyse onbeş yıl oluyor. O süpermarketler şimdilerde avmlerde bir dükkan olarak yer tutup ayakta kalma savaşı veriyo. Ekmek ve gazete satarak ayakta kalmaya çalışan bakkallar ise artık iyice azaldı. Ayakta kalabilenler tekele, talih oyunlarına dönerek ayakta kalmaya çalışıyor.
Avm lerin hedefi zanediyorum ki uydu kentlerde yaşayanlar olmaktan çıktı. Orta gelir gurbundaki herekesi hedef alıyorlar. İçlerinde lüks tüketim malları satanlarla, sadece araba satışına odaklı olanlar gibi daha dar bir kitleyi hedefleyenlerde var. Gençler için fast-food yemek, sinema ile sosyalleşmek manasına geliyor. Bu yüzden de devamlı kalabalıklar. Kredi kartı kullanımındaki acemlikler azaldığı için tüketici eskisine göre daha dikkatli.
Avmler büyük şehirlerdeki saltanatları daha küçük illere yayılacak gibi. Kanuni önlemerin alınmasında geç kalınması, aralarına mesafe konması yonundaki isteksizlik, çalışma saatlerine kısıtlama getirilememiş olunması - mütevazi bir işletme açarak bir iş kurma hayalinde olanların umutlarını tüketti.
Avm lerin gelecekleri sayılarının artması, ekonomik kriz ile tehlikede. İlk açılan avm'nin sera olarak kullanılmaya başladığını geçenlerde okunduk. Alım gücünde bir artış olmazken yeni açılan avmlerin sayısında ki gözle görülen bu artış, onların gelecekleri hakkındaki soru işaretlerini çoğaltıyor.
Büyük balık, küçük balıkları yuttu. Büyük balıkların durumu ise belirsiz.
20 Temmuz 2010 Salı
Tarih nedir?

1892 doğumlu İngiliz tarihçi Carr’ın birçok dile çevrilerek elden ele dolaşmış ünlü broşürü. Tarihçinin okuruna karşı sorumluluğunu yargıladığı eser. Başta Cambridge Üniversitesi olmak üzere çeşitli eğitim kurumlarında verdiği konferansların derlenmesi. Sovyetler Birliği uzmanı Carr’ın her düzeydeki okuyucu tarafından keyifle okunabilecek yöntem bilim denemesi.
Kitapyurdu adresi
İçindekiler
1-Tarihçi ve Olguları
2-Toplum ve Birey
3-Tarih, Bilim ve Ahlâk
4-Tarihte Nedensellik
5-İlerleme Olarak Tarih
6-Genişleyen Ufuklar
14 Temmuz 2010 Çarşamba
Devam
Nefes almadığının farkındaysan ve
Karanlık bir yerdeysen, bu iyi bir haber
Gidecek bir yerler var demek
Bavullar toplanmış, yataklar denkleşmiş
Ne gam.
Karanlık bir yerdeysen, bu iyi bir haber
Gidecek bir yerler var demek
Bavullar toplanmış, yataklar denkleşmiş
Ne gam.
9 Temmuz 2010 Cuma
Seyir?
'An'dan an'a geçiş bir seyir. Bir su damlasının akışı gibi ya da bir nehirin akışı gibi ama gelişi güzel değil, yatağında. Seyirde oluşun farkında olmak ve ona katılmak ve bir ufka doğru ilerlemek... Buna özgürlük demek mümkün mü emin değilim.
8 Temmuz 2010 Perşembe
Seyir defterinden
Seyir halindeyiz nehirde,
Nehirse yatağında seyirde.
Bir seyrin içinden, seyir halindeliği
Seyretmekteyiz mütemadiyen.
Nehirse yatağında seyirde.
Bir seyrin içinden, seyir halindeliği
Seyretmekteyiz mütemadiyen.
1 Temmuz 2010 Perşembe
Deneme
Ardımda yıkılmakta olan bir dünyanın
Solgun, yüzü mahçup, hoşa gitmiş sözlerin
Söylenmeyecek öykülerin her biri dönüp der ki
Ah etme geçen geçti gönülse hep yorgun
Solgun, yüzü mahçup, hoşa gitmiş sözlerin
Söylenmeyecek öykülerin her biri dönüp der ki
Ah etme geçen geçti gönülse hep yorgun
22 Haziran 2010 Salı
Saylonlular
Kusura bakma
Bu kalkanlar
Son Saylonlular sadırısında
Sıkışık kalmış
Mehtap ve deniz
Dener dururur
Açılmaz bu meretin kalkanları
Bu kalkanlar
Son Saylonlular sadırısında
Sıkışık kalmış
Mehtap ve deniz
Dener dururur
Açılmaz bu meretin kalkanları
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)