
"Gerçek Tanrı adamı, kapısından geçen köpeğe bile cevap vermekte saygı gösterir."
(sh.153 - Şems-i Tebrizî - Makâlât -Mehmed Nuri Gençosman - Mayıs2009)
Peki insanda?
Düz mantıkla; insan ahlakın alanındaysa, "Din güzel ahlâktır" sa (huy olarak geçiyor mu hatırlayamadık,izini süreceğiz), ahlâk güzel huylara sahip olmaksa - Evet insanda da.
Niçin huy? Huy bir kabul ediş, yapamamaktan rahatsız oluş ile ahlak mı, din mi sorularını cevaplamak ve ikisi arasında bir tercih zorunluğunu ortadan kaldırma (Yaratılışı, dirilişi ve hatta aşkı paranteze alarak) mümkün gibi geliyor.
Din ahlakın alanına inerse içi boşalır mı? Yani ahlâkla din arasında bir fark kalmazsa ne olacak? İşte dini, güzel ahlâkı, bir huy(/edeb?) edinme haline getirme araçlarından biri olarak kabul etsek de, din sadece ahlâktan fazla bir şey olmak zorunda.
Yorumlardan biri ahlâkla aşkı aynı alana sokuyor. Aşk burda ister bir ödül, ister bir netice olsun kurallara razılık ile birlikte anılıyor. Ya da benzetmek ne kadar doğru olur bilemiyorum, içinde aşkın var olucağı evin; kolonları, duvarları, damı oluveriyor. Bundan sonra evin iç duvarlarını bizanslı ressamlar mı resimler, çinli ressamlar mı bilinmez.
Kuyudan aşksız çıkmak da mümkün(?) Peki ya sonra...
Kuyuya bir taş daha atalım...



