
"- 'Ben ilk nerede hata yaptım' sorgulamasını nasıl aştınız?
Ölümden korkmazdım. Artık onun kendi ayakları üzerinde durmasını görmeden ölmekten korkuyorum. O yüzden attığım adımlara dikkat ediyorum. Çünkü onun bana ihtiyacı var. Onun için 'nerede hata yaptım' sorgulamasını çoktan aştım."
http://www.aksam.com.tr/oglum-anne-dedikce-her-gun-benim-icin-ozel--38689h.html
Hayata ihtiyaç duymak ve ona sarılmak, "Nerde hata yaptım" sorusunu geride bırakmak ya da böyle bir soruyla uğraşmayı anlamsız kılan şey; evlada, bir başkasına duyulan sevgiyle karışmış koruma kollama ihtiyacı.
"Nerde hata yaptım" sorusu insanı kemiren, onu kendine döndüren, kendine sabitleyen bir soru. Bir hata olsa da olmasa da sorumluğun, pişmanlığın altında hayatın dışında kalmak, ona sırtını dönmek var sorunun içinde. Artık düzeltilemeycek, düzelmesi mümkün olmayan bir şeyin gölgesinin hayatı karartmasından vazgeçmek ise ,belki, bir tecrübe olarak onu muhafaza etmek, aynı hataya düşmemek için daha dikkatli adım atmak, başkaları için bir tecrübe olarak anılacak şekilde onu sınırlayarak hatırlamak.
Özürlü bir evlada sahip olmak ya da insanı köşeye sıkıştıracak bir başka dertle karşılaşmak onunla yaşamaya alışmak talep edilen, istenen bir şey değil. Bir zorunluluk olarak karşımıza çıkan, başetmek zorunda kaldığımız, eğer atlatıp geride bırakırsak geriye dönüp baktığımızda bize "bu iğne deliğinden nasıl geçtik" diye düşündüren şeyin bir dönüştürücü etkisi de var. Duvarın dibinde "niçin ben" sorsunun anlamsızlaşmaya başladığı, baş etmek için çareler arandığı zamanlar gelir. Derdin dönüştürücü özelliği üzerine düşünmek dert sahibi için öncelikli bir konu değil. O dertle baş etme arayışı içindeyken bu bir lüks sayılır. Dert bitince ya da derdin yükünden hayata dönüldüğünde bunun üzerine düşünmek, olanın bitenin bıraktığı etki üzerinde fikir yürütmek anlamlı olabilir.
Çile talebi, çile isteme ise sorunlu bir durum. İster olgunlaşmak için ya da başka bir şey için olsun neticede bir ayrıcalık talebi gibi duruyor. Bu çileye karşı olmak değil, hayattan ektra zorluk talebinin getireceği zorluklar karşısnda insanın, insanlıktanda çıkabileceği riskini görmezden gelmemek bir yerde. Çileden her zaman tek parça çıkma garatisi yok; dağılmak, kaybolmak ihtimali de var.
Alıntının bize hatırlattığı, hayatı anlamlandıran şeylerin neler olduğu üzerine. Netice özürlü bir evlat olsa bile hayatı anlamlandıran şeyin (annenin çocuğuna olduğu gibi) bir lûtuf olduğunu söylemek çok mu iddialı olur acaba?