4 Şubat 2012 Cumartesi

..

Gönlü teskin içindi at, fil, kale

Ateşe tahammül içindi bir yerde

Devirdi keşişlerden biri taşları

Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı

Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı

Soğuktu ve kuşların karnı açtı

1 Şubat 2012 Çarşamba

..

Tut ki şarabız yıllanmaktayız

Ondan dumanlanan dimağımız

Pespayeleşip de sirkeleşmemiz

Kokusuyla dönüp dönüp durmamız

30 Ocak 2012 Pazartesi

Karda yürümek zordur


"Onlar, biz evlerimizde sıcacık otururken, gece başımızı yumuşak yastığımıza dayayıp uyurken, bu soğuklarda dışarıda yaşam savaşı veriyorlar. Çoğumuz onları yiyecek ararken ya da soğuktan sığınacak küçücük bir köşe kollarken fark ediyoruz. Fakat onları fark etmeyenlerimiz, yanlarından öylece yürüyüp gidenlerimiz veya onları hiç umursamadan yoluna devam edenlerimiz de mevcut, sanki görünmezlermiş gibi... Ama onlar tıpkı bizim gibi üşüyorlar, acıkıyorlar ve konuşamıyorlar. Biz karnımız tok sıcak yataklarımızda yatarken, onların aç bilaç soğuk kaldırımlarda titremeleri sizce adil olur mu? Lütfen dışarıda bu kar kıyamet varken, evden kalan yemek artıklarınızı çöpe atmayın! Kapınızın, bir parkın, ormanlık alanlara yakınsanız uygun yerlere bırakın. Hayvanlar çok aç, normalde mama dağıtımı yapan bir çok gönüllü yollar kapalı vb nedenlerle bir çok yere ulaşamıyor. Hatta imkanınız varsa bahçe kapınızı / depo / garaj kapınızı açık bırakın - en azından geceleri sığınabilecekleri bir yerleri olsun! Çünkü bunu yapmak için "hayvan sever" olmak gerekmiyor, "insan" olmak yeterli!"

Kaynak:
http://www.facebook.com/#!/media/set/?set=a.10150560668189182.415891.180936529181&type=3


Sefika Kutluer - Pavane po.50 ile ediker18

26 Ocak 2012 Perşembe

Çeşmi Siyah

gece, çeşm-i siyaha düşen kirpiklerindendir

yüce dağların puslu yolları canın derdindendir


17 Ocak 2012 Salı

Seçkinci Kültürel Bakış??

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1075706&Yazar=EZGI-BASARAN&CategoryID=98

Beşir Ayvazoğlu'nun röportajı kitle kültürü/halk kültürü ile yüksek kültür diye isimlendirilen kültür üzerinden yürütülen tarışmaları hatırlattı. Beşir Ayvazoğlu, ya şehire gelenlerin bir kültürel geçmişlerinin olmadığına inanıyor ya da bu kültürle şehirde (/burjuva(?)) üretilen kültür arasında bir hiyerarşi kurmakta.

Yazarın seçkincilikle suçlandığı kesimin halk müziğine olan aşinalığını, emeğini görmezden gelmemek lazım. Bugün klasik Türk Müziği diye adlandırılan müziğe Bizans Müziği diyenler de olmasına rağmen, içlerinde bu müziğe saygıyla yaklaşanların sayısı oldukça kabarıktır. Gerek yerli senfonik eserler, gerek Anadolu Rock ve hatta hafif müzik bu kaynakla uzun süre ilinti olmuştur. Ya bu kültürlerin arasındaki geçişkenlikler? Fuzuli okuyan Kazancı Bedih'i nereye koyacağız? Aruzla yazılmış Halk Türküleri ya da makamlı türküler? Kentte yetişmesi düşünülen yeni burjuvalar bunlara sırt mı dönecek?

Sanat hakkında malumat sahibi olmak güzel de bu bir seyircilik vasfı nihayetinde. Ama sanatla uğraşmanın gayesi amatörce olsa bir şeyler yapabilmek olmalı  ve aynı zamanda, bir müzik aleti çalmak, çalan şarkıya eşlik edebilmek de olsa gerek. Yazar tarafından burjuvaya yüklenen misyon sanat eserinden anlamak, konsere gitmek, hat/tezhip satın alarak sanatçının yaşamasına imkan tanımaktan öteye gitmiyor.

Seçkincilik eleştirisi bir başka seçkinci bakıştan yapılıyor gibi duruyor.




28 Aralık 2011 Çarşamba

Akrebin derûnun'dan

Birgün akrebin biri,  nehrin öbür yakasında kalmış yavrularına kavuşmak için kurbağaya ricacı olur.

Kurbağa akrebe der ki "geçiririm de - bu iş, canıma kast etmeyeceğine söz verirsen ancak olur"

Kardeş bizim zararımız bir kendimize, bir de anca kulağı delike ehlinedir, sözümüz aşkla doludur

Kurbağa, sırtında akrep atlar taştan taşa, aşka gelir akrep atar nara sesi tastamam alemi doldurur

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür

Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür

Kararı kalmaz kurbağanın, "sen bensin ben sen" der de yakasını yenini yırtar

Kim kurbağa kim akrep ne farkeder,  kurbağa da akrep de aşk nehrine atlar

24 Aralık 2011 Cumartesi

Ne yapayım ben böyleyim

"Ne yapayım ben böyleyim" bir mazeret midir?

İnsanın bir teselli olarak kendisine söylediğinde anlamı olan bir şey. Düzeltici bir hareket olarak kederden kurtulumak derdiyle, kötü durumdan dikkati alıp ileriye bakmak açısından bir silkinme belki. Sınırlarını tekrar çizmek o sınırlar içinde tekrar başlamak ya da durumu, hâli herneyse kabullenmek.

Başkalarının hakkı hukuku üzerinden, bunları çiğnemeye yönelmiş bir uslup söz konusuysa iş değişiyor. Bu hem yöneldiği kişinin hukukunu çiğnmek oluyor, hem de hareketi meşrulaştıracı bir anomiyi geliştiriyor.

Uslup sorunlarına öfke kontrolsüzlüğü, boş bulunma gibi mazeretler üretilebilir.  Bunlar, daha sonra tamir edici bir tavır sergilendiğinde dikkate alınabiliecek mazeretlerdir. Bozuk uslubu mazur göstmekten ziyade kötü sözün sahibinin de insan olduğu, hata yapabileceğinden yola çıkılarak; kabahati insani eksiklile bir arada görebilmek. İnsanî mazertlerin işlerliği ise bir özre muhtaç her zaman.

18 Aralık 2011 Pazar

Hz. Mevlâna'nın Şems-i Tebrizi hz.lerine büyük muhabbeti var. Adına bir büyük Divan-ı Kebir'i adamışlar. Onun Şems'de gördüğünü görmekten aciziz.

"Sadece Şems yoktu" demek bir rütbe tenzili. Uslüp şöyle diplomatik bir uslup da değil: Efendim Şems bir ummandı, büyük veliydi, ama onun yanında Hz. Mevlâna'nın başka yoldaşları da oldu.

Tarihte daha evvel Şems'e karşı olanların yaptığını bu devirde tekrarlamayacağız. Tekrarında ısrar edilen bu söylemi mantıklı bir gerekçe ortaya konmadıkça paranteze alacağız.

10 Aralık 2011 Cumartesi

Hayat?

Derin kuyuların serinliğini seyretmek, seyredip de sarhoş olmak
Kibrit kutusundaki sineğin pencersinden Harut'la Marut'u duymak

9 Aralık 2011 Cuma

..

Havalanmak için açılmış kanatlar kaskatı
Kalmadı insanı taşımaya artık yerin takatı

.