Sayın İskender Pala geçenlerde "Muhafazakar Sanat Manifestosu" başlıklı bir yazı ile yeni bir tartışma başlattı.
Birkaç gün sonrada Şehir Tiyatroları yönetmeliği değişti ve yapılan açıklamadan anlaşıldığı üzere tiyatrolarda oyun seçimleri belediye memurlarına bırakıldı.
Sanat akımlarının isimlendirlişi, genelde, eserler bir akım oluşturacak şekilde ortaya çıktıp, sergilenip/okunup izlendikten sonra olur. İskender Pala'nın manifestosu bu manada dini duyarlığı olan gençler için cesaret verici, yönlendirici bir çaba gibi gözüküyor. Çünkü sanat eserinin ayırıcı özellikleri icrası, yazılması esnasında ortaya çıkar. Bu şekilde biçimlendirici ısmarlayıcı bir şeklide olmaz.
Bir muhafazakâr dilden, arayıştan söz etmek gerekirse böyle bir arayış Yahya Kemal ve öğrencilerinin (Tanpınar, Yakup Kadri) bu var. Benzer bir devamlılık Gölpınarlı Dede'nin çalışmalarında, eserlerinde gözlenmekte. (Bu devamlılığın izlerini kanatimce Orhan Veli'de, Oğuz Atay'da görmek mümkün, ayrı bir konu.) Bu açıdan isimlendirilmemiş, buna gerek duyulmamış olsa da bir arayış vardır. Bu yüzden İskender Pala ne kadar bunun dini değil geleneksel olduğunu iddia etse de İskende Pala çapında birinin bundan bihaber olması düşünülemez. Kanatimiz bu arayışın sert ve ayrıştırıcı uslubuyla, birleştirici bir unsuru arayıştan çok bir mevzi tutma gayesi güden, ve bize göre bu yüzden gelenekten kopmuş, geleneğin dışında kalmış Necip Fazıl'ın ayak izlerinin devamıdır. Necip Fazıl'dan geriye gidenelerin, Yahya Kemal'i, Tanpınar'ı atlayarak Mehmet Akif'e ulaşmaları ise enterasandır. Bu pencereden bakıldığı içinde "toplumun bağlarının geçmişten travmatik bir şekilde" koparıldığı iddia edilmektedir.
İskender Pala'nın öngürüsü/temenisi daha edebiyat, tiyatro ile sınırlanmış, bu alanda resim, heykel üzerine bir muhafazakar sanat bakışı ancak sansür üzerinden mümkün. Ve sanatları bir bütün olarak kabul ettiğimizde tesbih yapan bir sanatkarı, hat sanatçısını nereye koyacağız. Zaten geleneksel olan, geleneksel yöntemlerle öğrenilen bu sanatlarda "Muhafazakar sanatçı" nasıl olacak da dönüşecek. Bir ressam, ebruya merak salarsa onu nasıl değerlendireceğiz?
MS'nın tanımı bu yüzden sınırlı bir çerçeve içinde durmakta.Tanım halıcılık, kilim, Türküler gibi halk sanatlırını da dışarda bırakarak daha çok sanat yapanı biçimlendirmeyi hedeflemekte. Bu biçimlendirme neticesinde yapılacak sanatında "Muhafazkâr Sanat" olacağı öngörüsünde.
Aslında telafuz edilmemiş olsa da, bu akıl yürütme sanatın eğitici, öğretici rolünün olacağından hareket etmekte. Bir düşüncenin, fikrin bir roman, tiyatro, film ile temsili mümkün. Bir tez romanı yapılabilir. Fakat burada belirleyici rol (ortaya çıkan şeyi roman, film, tiyatro olarak kabul etmek için) fikrin, düşüncenin varlığı değil sunuluşunun ustalığıdır. Bu ise sanatçının ideolojisinden, dünya görüşünden bağımsız olarak kişisel yeteneğinin ürünüdür
Darülbedayi'ye gelirsek:
devam edecek, düzeltilecek
26 Nisan 2012 Perşembe
30 Mart 2012 Cuma
Bir kabahat olarak neşe
Sakınmak gayesindeki neşe bir dikene dönüşebilir mi? Neşe kendi yurdundan çıkıp teselliden seslenmye başladığında, derde sağırlaştığında, farkında olmadan dikteye dönüştüğünde belki.
Ya da neşe, sırtına defalarca odun yiyip de unutulanın ayakta kalmasına bir koltuk değneği olduğunda; bir ayakta kalma inadı, defalarca dağılanın bütün parçalarını toplamak için bir tutkal olarak kullandığında, olumlu düşünmenin bir aracına dönüştüğünde kederin sesine sağırlaşıp pekala bir kabahat olabilir.
24 Mart 2012 Cumartesi
Tatil neşesi
Şimdilerde geç saatlerde yayınlanan sohbet programlarının sunucularını Kermit'e benzetmem çocukluktan kalma bir bakış mı bilmiyorum:)
Muppet Show çocukluğumuzun güzel anılarından biriydi. Zamanın meşhurlarını, şimdinin sohbet programlarında olduğu gibi çıkarırlardı. Konu bulmakta zorlanmıyorlardı. Bohemian Rapsody'nin klibi bile dalga geçilecek bir konu olabiliyordu. Tabii Muppet Show'un karakterlerine göre yeni bir yorumla, uslupla:)
Bizde de bir kukla geleneği olmasına rağmen üzerine gidilmemiş nedense. Oysa çocukken televiyonda Ramazan programlar arasında oynatılan Karagöz ve Hazivat'a nefesim kesilen kadar güldüğümü hatırlarım.
Bizdeki mizah sanatçıları daha çok taklite yönelmeyi seviyorlar. Senaryoya bağlı uzun süreli işlerin daha maliyetli, ekip işiyle yapılmış olmasından herhalde. Amatör zevkle işe başlandığından olsa gerek.
Pide klibinin ekibinin de amatör bir ruhla yapmış olduğu klipler eğlendirici çalışmalar:)
Genede her başarılı çalışmanın yüksek bütçeyle yapılması şart değil. Bir oyuncak ayı ile yapılmış Misery Bear buna en güzel örnek sanırım.
Arkadaşını yemeğe çağırmış bir oyuncak ayının hazırlığındaki detaylar, günümüz insanın telaşını hicveden uslup şaşırtıcı ve oldukça zekice hazırlanmış.
Muppet Show çocukluğumuzun güzel anılarından biriydi. Zamanın meşhurlarını, şimdinin sohbet programlarında olduğu gibi çıkarırlardı. Konu bulmakta zorlanmıyorlardı. Bohemian Rapsody'nin klibi bile dalga geçilecek bir konu olabiliyordu. Tabii Muppet Show'un karakterlerine göre yeni bir yorumla, uslupla:)
Bizde de bir kukla geleneği olmasına rağmen üzerine gidilmemiş nedense. Oysa çocukken televiyonda Ramazan programlar arasında oynatılan Karagöz ve Hazivat'a nefesim kesilen kadar güldüğümü hatırlarım.
Bizdeki mizah sanatçıları daha çok taklite yönelmeyi seviyorlar. Senaryoya bağlı uzun süreli işlerin daha maliyetli, ekip işiyle yapılmış olmasından herhalde. Amatör zevkle işe başlandığından olsa gerek.
Pide klibinin ekibinin de amatör bir ruhla yapmış olduğu klipler eğlendirici çalışmalar:)
Genede her başarılı çalışmanın yüksek bütçeyle yapılması şart değil. Bir oyuncak ayı ile yapılmış Misery Bear buna en güzel örnek sanırım.
Arkadaşını yemeğe çağırmış bir oyuncak ayının hazırlığındaki detaylar, günümüz insanın telaşını hicveden uslup şaşırtıcı ve oldukça zekice hazırlanmış.
Yeni Türk Ticaret Kanunu 1
Eğer bir erteleme olmazsa, yeni Türk Ticaret Kanun'u 1 Temmuz 2012'de bazı maddeleriyle yürürlüğe giriyor. Yürürlük tarihleri itibariyle kademe kademe uygulamaya giriyor olacak.
Yeni kanun ne getiriyor? İlk göze çarpanlar :
* Yeni kanun ortakların şirkete borç para vermesini yasaklıyor. Daha evvelki vergi kanunlarıyla ortakların şirketten borç alması yasaklanmıştı. Bu sefer de borç para vermesi engelleniyor ve sıkı cezalar, hapis dahil, öngörülüyor.
*Yürürlükteki tekdüzen muhasebe sistemi 2013'ün başından itibaren kalkıyor. Yerine daha oyuncaklı bir muhasebe sitemi olan TFRS geliyor. Fakat TFRS'nin hesap planı henüz ortada yok. Eski kurul bir çalışma hazırlamış, ama yeni ihdas edilen Kamu Gözetim Kurulu'nun bunu kabul edip etmeyeceği, değiştirip değiştirmeyeceği belli değil. Ve maliyeninde bazı konulara itirazı olduğu da söyleniyor. Bu yüzden şu anda verilen eğitimler afaki bir hesap planı üzerinden yapılıyor.
* Yeni kanunla, mali tablolarun eski adlarıyla gelir gider, bilanço ve eklenen net akış tablosu ve ortaklar tablosunun kurulacak internet sitesinde ilan edilmesi zorunluluğu getirildi.
* Faturalarda, perakenda satış fişlerinde, teklifnamelerde ve işle ilgili tüm evrakta şirket hakkında ticaret sicil kaydının nosuna kadar detaylı bilginin yer alması isteniyor. Bunun yanında şirketler için tasdik edilmesi zorunlu yevmiye, kebir, envantere ek olarak üç defterin daha tasdik ettirlmesi gerekiyor.Ve bunların kapanış tasdiklerinin yapılması şart koşuluyor. İleri bir kanundaki! bu noter sevgisi, beyana güvensizlik ise anlaşılır gibi değil.
* Kanun denetçilik konusuna da el atmış ve üç çeşit denetçiden bahsetmiş, işlem denetçisi, faliyet denetçisi, özel denetçi. İşlem denetçiler şirketlerdeki sermaye artırımı, genel kurul çalışmalarında raporlama yapacaca ve temmuz 2012'de yürürlüğüe girecek. Faliyet denetim ise 2013'de başlayacak ve tüm şirketler için zorunlu olacak. 2013'ün başında şirketler genel kurul kararıyla denetçileri atayacak.
Kimler hangi şartlarda denetçi olacak henüz belli değil. Başlangıçta beklenti, Türk Ticaret Kanunda ifade edilen denetim işlerini piyasadaki ruhsatlı muhasebecilerin yapacağı yönünde idi. Bu yüzden muhasebeciler tarafından yeni bir iş olanağı olacağı ümidiyle geniş bir destek gördü. Kimlerin denetçi olacağını tespit diğer konularda olduğu gibi Kamu Gözetim kuruluna devredilmiş. Kamu gözetimin bu işi sınavla yapacağı, bu işi büyük denetim firmalarının muhasebe bürolarına bırakmayacağı yönünde. Muhasebe piyasasında da tıpkı aile şirketleri gibi küçük firmaların tasfiyesi kısa bir süre sonunda gündeme gelecek gibi gözüküyor.
Kanunun bu haliyle yürürlüğe girmesiyle bir çok limited ve anonim şirketin önünde iki seçenek olacak; şirketi kapatma ya da nevi değiştirme. Nevi değiştirmek, mevcut işletmesini kapatmak, adi ortaklık kurarak çalışmaya devam etmek. Kapatacak ya da nevî değiştirecek limited ya da anonim şirketlerin sayısında bir tahminde bulunmak zor. İyimser tahminler beşte birinin kapanacağı yönünde.
Uzmanlar, eğitmenler bu konuda oldukça lakayt bir tavırla, "zaten onlar şirket değildi, kapanırsa kapansın", demekte. İnsanın ekmek yediği, zamanında olmasa da iyi kötü para aldığı bir işletme için böyle konuşması üzücü. Nihayetinde iyi kötü para kazanan, eleman çalıştıran yerler bu işletmeler. Nevî değiştirmeyip kapatan işletmelerde işsiz kalacak olanlara bu kadar umursamaz davranılmamalı diye düşünüyorum. Kaldı ki, gene bu ülkenin kanunlarıyla özendirilerek kurdurulan şirketlerin çalışma şartlarının bu şekilde ağırlaştırılmaları da hakkaniyete uymuyor.
Son not; kulislerde konuşulanlar kanunun, tarih vermeyelim, yeni kanunun erteleneceği yönünde imiş.
Yeni kanun ne getiriyor? İlk göze çarpanlar :
* Yeni kanun ortakların şirkete borç para vermesini yasaklıyor. Daha evvelki vergi kanunlarıyla ortakların şirketten borç alması yasaklanmıştı. Bu sefer de borç para vermesi engelleniyor ve sıkı cezalar, hapis dahil, öngörülüyor.
*Yürürlükteki tekdüzen muhasebe sistemi 2013'ün başından itibaren kalkıyor. Yerine daha oyuncaklı bir muhasebe sitemi olan TFRS geliyor. Fakat TFRS'nin hesap planı henüz ortada yok. Eski kurul bir çalışma hazırlamış, ama yeni ihdas edilen Kamu Gözetim Kurulu'nun bunu kabul edip etmeyeceği, değiştirip değiştirmeyeceği belli değil. Ve maliyeninde bazı konulara itirazı olduğu da söyleniyor. Bu yüzden şu anda verilen eğitimler afaki bir hesap planı üzerinden yapılıyor.
* Yeni kanunla, mali tablolarun eski adlarıyla gelir gider, bilanço ve eklenen net akış tablosu ve ortaklar tablosunun kurulacak internet sitesinde ilan edilmesi zorunluluğu getirildi.
* Faturalarda, perakenda satış fişlerinde, teklifnamelerde ve işle ilgili tüm evrakta şirket hakkında ticaret sicil kaydının nosuna kadar detaylı bilginin yer alması isteniyor. Bunun yanında şirketler için tasdik edilmesi zorunlu yevmiye, kebir, envantere ek olarak üç defterin daha tasdik ettirlmesi gerekiyor.Ve bunların kapanış tasdiklerinin yapılması şart koşuluyor. İleri bir kanundaki! bu noter sevgisi, beyana güvensizlik ise anlaşılır gibi değil.
* Kanun denetçilik konusuna da el atmış ve üç çeşit denetçiden bahsetmiş, işlem denetçisi, faliyet denetçisi, özel denetçi. İşlem denetçiler şirketlerdeki sermaye artırımı, genel kurul çalışmalarında raporlama yapacaca ve temmuz 2012'de yürürlüğüe girecek. Faliyet denetim ise 2013'de başlayacak ve tüm şirketler için zorunlu olacak. 2013'ün başında şirketler genel kurul kararıyla denetçileri atayacak.
Kimler hangi şartlarda denetçi olacak henüz belli değil. Başlangıçta beklenti, Türk Ticaret Kanunda ifade edilen denetim işlerini piyasadaki ruhsatlı muhasebecilerin yapacağı yönünde idi. Bu yüzden muhasebeciler tarafından yeni bir iş olanağı olacağı ümidiyle geniş bir destek gördü. Kimlerin denetçi olacağını tespit diğer konularda olduğu gibi Kamu Gözetim kuruluna devredilmiş. Kamu gözetimin bu işi sınavla yapacağı, bu işi büyük denetim firmalarının muhasebe bürolarına bırakmayacağı yönünde. Muhasebe piyasasında da tıpkı aile şirketleri gibi küçük firmaların tasfiyesi kısa bir süre sonunda gündeme gelecek gibi gözüküyor.
Kanunun bu haliyle yürürlüğe girmesiyle bir çok limited ve anonim şirketin önünde iki seçenek olacak; şirketi kapatma ya da nevi değiştirme. Nevi değiştirmek, mevcut işletmesini kapatmak, adi ortaklık kurarak çalışmaya devam etmek. Kapatacak ya da nevî değiştirecek limited ya da anonim şirketlerin sayısında bir tahminde bulunmak zor. İyimser tahminler beşte birinin kapanacağı yönünde.
Uzmanlar, eğitmenler bu konuda oldukça lakayt bir tavırla, "zaten onlar şirket değildi, kapanırsa kapansın", demekte. İnsanın ekmek yediği, zamanında olmasa da iyi kötü para aldığı bir işletme için böyle konuşması üzücü. Nihayetinde iyi kötü para kazanan, eleman çalıştıran yerler bu işletmeler. Nevî değiştirmeyip kapatan işletmelerde işsiz kalacak olanlara bu kadar umursamaz davranılmamalı diye düşünüyorum. Kaldı ki, gene bu ülkenin kanunlarıyla özendirilerek kurdurulan şirketlerin çalışma şartlarının bu şekilde ağırlaştırılmaları da hakkaniyete uymuyor.
Son not; kulislerde konuşulanlar kanunun, tarih vermeyelim, yeni kanunun erteleneceği yönünde imiş.
8 Mart 2012 Perşembe
Baharı beklerken
Üsküdarlı kumrular valizlerinin telaşında
Kargalarsa demlenmekte bir yaz uykusuna
Güneş baharı toplarken martın ayazında
Aşıklar arşınlamakta hastahane koridorlarında
6 Mart 2012 Salı
Eğitim üzerine notlar :
* Eğitim vatandaşlar için bir hak, devlet içinde yapılması gereken bir ödevdir. Bu yüzden eğitim, anayasa ile güvence altına alımış kamusal bir hizmettir.
* İLO'nun aldığı tavsiye kararlarında çocukların çalışma yaşının üye ülkelerde 16 ya çekilmesi öngörülmüş. Genel kabul 14 yaş, ama bizde 13 yaş olarak uygulanıyor.*
* Eğitimi üzerine ilk düşünceler "bireyi toplumsal hayata hazırlamak" olmuştur. Buna toplumsal hayata alıştırmak, belli bilgileri/müfredatı öğrenmek, toplumun benimsediği yaşam tarzına uyum sağlamak eklenebilir. **
* Eğitimin sosyal tabakalar arasında hareketliliği sağlayabilmesi için fırsat eşitiğini sağlıyor olması lazım. Bunun için çocukların yeteneklerinin açığa çıkabileceği imkanlara ulaşmakta bir engelle karşılaşmaması, yetenekleri çerçevesinde eğitim görmeke zorlanmaması, aldıkları eğitimi hayatta kullanabileceleri imkanlara adil olarak ulaşabilmeleri gerekir. Her kademedeki engelleme hem sosyal tabakalar arasındaki hareketliği bozmuş olacak hem de toplumsal değişmeye/gelişmeye
engel olacaktır.
* Eğitimciler okula başlayan çocukların farklı ekonomik - sosyal gruplardan gelmeleri açısından eşit başlamadığını söylemekte. Bu farkın nasıl kapatılması gerektiği kendi başına bir sorundur. Okul öncesi eğitim bunun için önerilmiş çözümlerden biridir.
* Eğitim aynı zamanda, öyle ya da böyle bir aidiyet üzerinden vatandaşlık inşa eden bir yöne sahiptir. Bu aidiyetin oluşumu neticesinde yasalara uyan, başkalarına saygılı bireyler yetişecekse bu aidiyetlerin tanımı üzerinde dikkatlice düşünmek gerekir.
* Çocukların mesleki eğitime yönlendirilmesinde okul eğitimine başlamadan önceki sosyal farkların kapandığı, yeteneklerinin ortaya çıkmasında bir teddütün oluşmayacağı, İLO sözleşmlerinin ve tavsiyelerinin dikkate alındığı yaşları beklemek faydalı olacaktır. Yaz kampı, ek ders, seminer, seçmeli dersler vs gibi seçeneklerle verilebilecek eğitimler için yeteneklerinin dışında eğitimere çocukların yönlendirilmemeleri de iyi olacaktır herhalde.
*Karma eğitim üzerine son bir söz; kız okullarının/erkek okullarının tekrar tartışıldığı bir dönemde; erkek kardeşi ya da kız kardeşi olmayan çocuklar için karma eğitim karşı cinsi tanımak açısından bir fırsat. İlerki hayatlarında karşı cinse nasıl davranılır, sınırlar nedir vs. öğrenmek açısından. Bunun ötesinde, illa bir fayda ummadan, daha eşitlikçi olduğu için karma eğitim daha savunulur ve makul gözüküyor.
*Sosyal Politika sh.255-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/CEK101U.pdf
* Sosyolojiye Giriş 219-232-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/SOS101U.pdf
* İLO'nun aldığı tavsiye kararlarında çocukların çalışma yaşının üye ülkelerde 16 ya çekilmesi öngörülmüş. Genel kabul 14 yaş, ama bizde 13 yaş olarak uygulanıyor.*
* Eğitimi üzerine ilk düşünceler "bireyi toplumsal hayata hazırlamak" olmuştur. Buna toplumsal hayata alıştırmak, belli bilgileri/müfredatı öğrenmek, toplumun benimsediği yaşam tarzına uyum sağlamak eklenebilir. **
* Eğitimin sosyal tabakalar arasında hareketliliği sağlayabilmesi için fırsat eşitiğini sağlıyor olması lazım. Bunun için çocukların yeteneklerinin açığa çıkabileceği imkanlara ulaşmakta bir engelle karşılaşmaması, yetenekleri çerçevesinde eğitim görmeke zorlanmaması, aldıkları eğitimi hayatta kullanabileceleri imkanlara adil olarak ulaşabilmeleri gerekir. Her kademedeki engelleme hem sosyal tabakalar arasındaki hareketliği bozmuş olacak hem de toplumsal değişmeye/gelişmeye
engel olacaktır.
* Eğitimciler okula başlayan çocukların farklı ekonomik - sosyal gruplardan gelmeleri açısından eşit başlamadığını söylemekte. Bu farkın nasıl kapatılması gerektiği kendi başına bir sorundur. Okul öncesi eğitim bunun için önerilmiş çözümlerden biridir.
* Eğitim aynı zamanda, öyle ya da böyle bir aidiyet üzerinden vatandaşlık inşa eden bir yöne sahiptir. Bu aidiyetin oluşumu neticesinde yasalara uyan, başkalarına saygılı bireyler yetişecekse bu aidiyetlerin tanımı üzerinde dikkatlice düşünmek gerekir.
* Çocukların mesleki eğitime yönlendirilmesinde okul eğitimine başlamadan önceki sosyal farkların kapandığı, yeteneklerinin ortaya çıkmasında bir teddütün oluşmayacağı, İLO sözleşmlerinin ve tavsiyelerinin dikkate alındığı yaşları beklemek faydalı olacaktır. Yaz kampı, ek ders, seminer, seçmeli dersler vs gibi seçeneklerle verilebilecek eğitimler için yeteneklerinin dışında eğitimere çocukların yönlendirilmemeleri de iyi olacaktır herhalde.
*Karma eğitim üzerine son bir söz; kız okullarının/erkek okullarının tekrar tartışıldığı bir dönemde; erkek kardeşi ya da kız kardeşi olmayan çocuklar için karma eğitim karşı cinsi tanımak açısından bir fırsat. İlerki hayatlarında karşı cinse nasıl davranılır, sınırlar nedir vs. öğrenmek açısından. Bunun ötesinde, illa bir fayda ummadan, daha eşitlikçi olduğu için karma eğitim daha savunulur ve makul gözüküyor.
*Sosyal Politika sh.255-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/CEK101U.pdf
* Sosyolojiye Giriş 219-232-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/SOS101U.pdf
23 Şubat 2012 Perşembe
Necip Fazıl'ın sözü ayet mi?
Kindarlık üzerine söylenen sözler yaygınlık kazanıyor, resmi olarak telaffuz edilir hâle geliyor. Kin dün bir suçlama idi. Bugünse kabullenilmiş ve savunulur bir şeye dönüştü.
"Düşmanımız kindir bizim", "Yetmiş iki alem birdir bize"den geldiğimiz nokta düşündürücü.
Söz Necip Fazıl'a izafe edilip yapılan eleştiriler bertaraf edilmeye çalışılıyor; bayram değil, seyran değil bu da nerden çıktı diyenlere.
Kin üzerinden bir adalet, insanlık tesisinin yolu pek gözükmüyor, ne kadar istisnalar üzerinde düşünülüp parantez açılmaya çalışılsada.
Yönetmek için kitleleri diri tutmaya yarayabilir belki, doğabilecek yıkıcı sonuçları görmezden gelebiliyorsanız ki, savaş şartlarında bile bir savaş adaletinden söz edilecekse orda bile kullanılır bir şey değil.
Bugün kin, diğer bütün kavramlar gibi, söyleyininden bağımsızlığını ilan ederek gündemimize oturdu, üzerinde düşünmek ve bir şekilde kavramı aşma mecburiyetiyle birlikte. Mecburiyet, beraber ve barış içinde yaşayabilmenin yollarını aramaktan, tesis etmekten, yaşatmaktan.
Yıkıcı etkiden söz açmışken; Habil, Kabil'den de sorumlu mudur? Kabil'i Kabil yapan şartlarda bir dahli olmasa da, kardeş olmaktan kaynaklanan bir sorumluluktan bahsedilebilir. Hele kimin, ne zaman Habil, ne zaman Kabil olduğu, olacağı, olabileceği belli olmayan bir zamanda.
Kine tutunarak yaşamak bir düşmanın varlığı ile mümkün. Düşmanla yaşamak, öfke duyarak yaşamak bir seçim bazen ve insanî. Ama düşmanı olmak demek öfkeyi, kini yaşatmaya bir mecburiyet değil. Kini, öfkeyi ayakta tutmak için düşman icad etmekse bir zulüm olur herhalde.
"Düşmanımız kindir bizim", "Yetmiş iki alem birdir bize"den geldiğimiz nokta düşündürücü.
Söz Necip Fazıl'a izafe edilip yapılan eleştiriler bertaraf edilmeye çalışılıyor; bayram değil, seyran değil bu da nerden çıktı diyenlere.
Kin üzerinden bir adalet, insanlık tesisinin yolu pek gözükmüyor, ne kadar istisnalar üzerinde düşünülüp parantez açılmaya çalışılsada.
Yönetmek için kitleleri diri tutmaya yarayabilir belki, doğabilecek yıkıcı sonuçları görmezden gelebiliyorsanız ki, savaş şartlarında bile bir savaş adaletinden söz edilecekse orda bile kullanılır bir şey değil.
Bugün kin, diğer bütün kavramlar gibi, söyleyininden bağımsızlığını ilan ederek gündemimize oturdu, üzerinde düşünmek ve bir şekilde kavramı aşma mecburiyetiyle birlikte. Mecburiyet, beraber ve barış içinde yaşayabilmenin yollarını aramaktan, tesis etmekten, yaşatmaktan.
Yıkıcı etkiden söz açmışken; Habil, Kabil'den de sorumlu mudur? Kabil'i Kabil yapan şartlarda bir dahli olmasa da, kardeş olmaktan kaynaklanan bir sorumluluktan bahsedilebilir. Hele kimin, ne zaman Habil, ne zaman Kabil olduğu, olacağı, olabileceği belli olmayan bir zamanda.
Kine tutunarak yaşamak bir düşmanın varlığı ile mümkün. Düşmanla yaşamak, öfke duyarak yaşamak bir seçim bazen ve insanî. Ama düşmanı olmak demek öfkeyi, kini yaşatmaya bir mecburiyet değil. Kini, öfkeyi ayakta tutmak için düşman icad etmekse bir zulüm olur herhalde.
9 Şubat 2012 Perşembe
Tinerli şiir
Perili köşklerin ahalisi tinerden serhoş
Akşamdan kalan zincir sesleri ne hoş
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kırılmış zincirlerle herkesin başı hoş
ya da
Tinerden serhoş perili köşkün tüm ahallisi
Gece tek tek kırılmış zincirlerinin hepsi
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kalan kırıntıları toplayansa köşkün fareleri
Akşamdan kalan zincir sesleri ne hoş
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kırılmış zincirlerle herkesin başı hoş
ya da
Tinerden serhoş perili köşkün tüm ahallisi
Gece tek tek kırılmış zincirlerinin hepsi
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kalan kırıntıları toplayansa köşkün fareleri
4 Şubat 2012 Cumartesi
..
Gönlü teskin içindi at, fil, kale
Ateşe tahammül içindi bir yerde
Devirdi keşişlerden biri taşları
Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı
Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı
Soğuktu ve kuşların karnı açtı
Ateşe tahammül içindi bir yerde
Devirdi keşişlerden biri taşları
Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı
Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı
Soğuktu ve kuşların karnı açtı
1 Şubat 2012 Çarşamba
..
Tut ki şarabız yıllanmaktayız
Ondan dumanlanan dimağımız
Pespayeleşip de sirkeleşmemiz
Kokusuyla dönüp dönüp durmamız
Ondan dumanlanan dimağımız
Pespayeleşip de sirkeleşmemiz
Kokusuyla dönüp dönüp durmamız
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
