23 Mayıs 2013 Perşembe
4 Mayıs 2013 Cumartesi
29 Nisan 2013 Pazartesi
İstanbul
Sanki İstanbul'un gökdelenleri onun mezartaşı,
Kitabelerinde sıradanlaştırdıkları kentin âh'ı yazılı
26 Nisan 2013 Cuma
..
Mesela müşkülpesent mesafeler vardı
Ve sararan sarmaşıklarla gelirdi akşam
Sessiz yoklamalarda mevcut hep bir eksik çıkardı
18 Nisan 2013 Perşembe
Tanpınar üzerine bir kaç not...
Sıra Tanpınar’a gelmiş.
Gelenekle modern arasında Tanpınar’ın kurmaya çalıştığı
bağın mahiyeti nedir?
Tanpınar bir formül önermiyor kanaatimce. Eskinin
bilinmesinin, eskinin ürettiği sembollerin bilinmesinin, kaybedilmemesinin
peşinde. Hayat bu semboller üzerinden kendini yeniden kuracaktır.
Gelenek sabit değişmeyen bir şey değil. Tasavvufi gelenek de
öyle. İklime, zamana, topluma, kişilere göre değişiyor, gelişiyor. Derinleşip sığlaşabiliyor. Kutsal,
dokunulmaz, değişmez, sabit bir gelenek iddiası etnosantrik bir iddia neticede.
Geleneğin önemli bir kısmını inşa eden tasavvufun tarihsel gelişimene bakmak
bunun için yeterli.
Avrupa modernleşmesinin temel dinamiklerinden biri, tarım
toplumundan endüstri toplumuna geçişte. Sosyal kurumların yeniden
şekillenmesinde-okulun, ailenin vs. yeniden şekillenmesinde, biçimlenmesinde
ekonomik yapıların değişmesinin endüstrileşmenin büyük etkisi var. Modernleşmede
sadece batının iyi yanlarını almaktan bahsedenlerinde, sadece ilmini/teknolojisini
almanın gerektiğini savunanların ısrarla görmediği şey de bu. Endüstrileşme
kendi sosyal kurumlarını , ekonomik ilişkilerini dayatıyor. Burada soru şu,
herkes için gelişme, büyüme kabul edilen, zaruri bir şeyken; gelenekten,
geçmişten bize has bir şeyleri -tarım toplumundan endüstri toplumuna geçerken-
geleceğe taşımak mümkün mü? Tanpınar bunun yollarını arıyor. Pozitivizm’e karşı
alternatif olarak gelişen sembolik-etkileşimci toplum kuramlarından haberdar olması mümkün,
yine de bu konuda kesin bir şey söylemek zor. Net söylenebilecekler fütüvvetin,
melametin, sembollerin taşıyıcısı olarak musikinin imkanlarını yokluyor, bu
zevkin ayakta tutulması gerektiğini düşünüyor.
Tanpınar’ın İsmet Paşaya saygı duymasından, sevmesinden kime
ne. Ben dahil bir çok kişi için İsmet Paşa bir kahraman. Bunun bir eksiklik
gibi sunulması, itibarsızlaştırmanın yollarının aranması sığ bir tavır. Kaldı ki, sanatçının kişiliği ile eserlerini karşılaştırmak ve ona göre eserlerine değer biçmek ne sanat eseri eleştirisi için ne de felsefe
eleştirisi için geçerli olabilecek bir şey. Heidegger Nazi üyesi diye “Varlık ve
Zaman”nın üzerini mi çizicez. Bir de biz kimiz ki insanları yargılıyoruz.
Onların yaşadıklarından, buhranlarından haberimiz var mı? Sanatkardan, düşünürden
aziz beklemek bunu bekleyenler için her zaman bir hayal kırıklığı olmuştur.
Felsefenin doğuşu için mitostan logosa geçiş denir. Mitleri
bilmeden dönüştüğü şeyi anlamak ise ne kadar mümkün. İddiası olan, bir şey
söylemek ihtiyacı hisseden 3000 yıllık düşünce geleneğini, kültür tarihini-
doğunun ve batının bir bütün olarak- bilmek zorunda. Bir büyük insan dediği gibi
“Üçbin yılın hesabını göremeyen karanlıkta yolunu bulamaz, günü gününe yaşar
ancak. (Goethe) Bunu da bir parantez olarak ekleyelim.
9 Nisan 2013 Salı
Muhafaza etmek ya da emrivaki
Topçu kışlasının bir tarihi değeri var mıydı bilmiyorum. Ama Taksim meydanının vardı. Emek sinemasının da.
Her şeyi yenilemek gerekmiyor. Ya da artık var olmayanın bir simülasyonunu yapmak. Bodrum'a bir Zeus sunağını bire bir inşa etmek mümkün. Fakat bir simülasyon olmaktan ileri gtmeycek. Las vegasa piramit yapmak gibi. Şimdilerede Boğaza benzetilerek yapılan, önüne havuz kondurulan siteler gibi.
Taksim için alternatif projeler üretileblirdi. Trafik akışını sağlayacak başka güzergahlar yapılabilirdi, büyük araçların girişi yasaklanabilirdi. Yeni yapılacak yol trafiği rahatlatacak mı? Hayır. Yol aynı yol, sadece aşağı alındı, ek şerit falan konmadı.
Bir şeyin sizin için değerinin olmaması, herkes için de değerinin olmadığı anlamını taşımıyor. Herkes için değersiz olansa belki gelecek kuşaklar için değerli olacak.
Her şeyden anlamanızı kimse beklemiyor. Bunun farkında olmanız ve insanları dinlemeniz yeterli.
Bu kadarı insanı yoruyor.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22998257.asp
Her şeyi yenilemek gerekmiyor. Ya da artık var olmayanın bir simülasyonunu yapmak. Bodrum'a bir Zeus sunağını bire bir inşa etmek mümkün. Fakat bir simülasyon olmaktan ileri gtmeycek. Las vegasa piramit yapmak gibi. Şimdilerede Boğaza benzetilerek yapılan, önüne havuz kondurulan siteler gibi.
Taksim için alternatif projeler üretileblirdi. Trafik akışını sağlayacak başka güzergahlar yapılabilirdi, büyük araçların girişi yasaklanabilirdi. Yeni yapılacak yol trafiği rahatlatacak mı? Hayır. Yol aynı yol, sadece aşağı alındı, ek şerit falan konmadı.
Bir şeyin sizin için değerinin olmaması, herkes için de değerinin olmadığı anlamını taşımıyor. Herkes için değersiz olansa belki gelecek kuşaklar için değerli olacak.
Her şeyden anlamanızı kimse beklemiyor. Bunun farkında olmanız ve insanları dinlemeniz yeterli.
Bu kadarı insanı yoruyor.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22998257.asp
8 Nisan 2013 Pazartesi
Sokratik diyaloglar
- Şimdi bana anlatabilir misin, bu meselenin özü nedir? Tam olarak bana ne demek istiyosun?
- “Ona güven, gerisini merak etme sen”
- Anladığım kadarıyla sen ona pek güveniyor ve kefil oluyorsun. Bir zarar halinde kefaletn gereği zararı tazmin etmeye gücün var mı diye sormayacağım. Fakat bana söyler misin bu güveninin gerekçeleri nelerdir?
- Bana göre bu bir süreç ve bu sürecin nasıl işleyeceği üzerine bir fikrim yok. Fakat iyiniyetle yola çıkıldığına inanıyorum. İyi şeyler olacağına inanıyorum. Böyle olsa daha iyi olmaz mı?
- Elbette, öyle olsa daha iyi olur. Fakat temennilerin, başlangıçlar için olumlu bi etkisi olsa da sonuç üzerinde pek etkileri yoktur. Sen akıllı birisisin ve akıllı birinin özelliği iddialarını gerekçeleri ile sunabilmeleridir bir yerde. Oysa sadece duyduğun güvene inanmamızı istiyorsun. Bir inanç üzerinden konuşuyosun. Peki inanırsak anlıyabilecek miyiz?
- Anlamanın ne olduğu üzerine düşünmek lâzım. Anlamak bulunduğumuz zamanı anlamktan ibaret ve kişiden kişiye değişebiliyor. Anlamaktan ziyade güvenmek, inanmak önemli. Söylediğime inanırsan için rahat eder, dert etmezsin.
25 Ocak 2013 Cuma
Aşk
Aşk filmi, en başından, ilk sahnesinden filmin sonunu söyleyen filimlerden. Yani Haneke, seyircisini üstelik henüz bir şey söylememişken, bu filmin sonunda ne olacak merakından kurtarıp nasıl olacak sorusuna odaklıyor.
Aşk filmi, alışık olduğumuz filmlerinden değil, hatta seyretmesi zor filimlerden biri. İki saatlik film giderek ağırlaşan atmosferiyle izleyici kendine garip bir şekilde bağlıyor. Film, hepimizin zihninin bir köşesinde yer alan, ama üzerinde çok fazla düşünmediğimiz bir gelecekle- kulağımıza bir yerlerden çalınmış, aşina olduğumuz bir hikaye üzerinden ilerliyor. Benim başıma gelmez diyemiyecek şekilde, hepimiz bu yaşlı ihtiyarlardan birinin yerine adayız. İnsanı filme bağlayıp izlettiren şeyin ne olduğu üzerine bir şeyler söylenebilir mi? Bol ödülün ve film hakkında yayılmış olan olumlu havanın bir etkisinin olduğu düşüncesini bir kenara bırakırsak, film bize önemli bir soru soruyor: bir insanın bir diğer insana hayatını vakfetmesini sağlayan şey nedir? Verilmiş bir söz? Hatıralara vefa? Alışkanlık? Aşk? İnsanı yoran bir geçeklik içinde gerçekliğin dışına çıkan tek şey metanet. Niye benim başıma geldi, neden ben diye sormuyorlar. Bıkkkınlık, keder yerine insanı şaşırtan bir metanetle karşılıyorlar olanı biteni. Belki gerçeklikten ayrıldığı yer burası. Her halükarda mekanik, işlevsel mantığın sınırlarını zorlayan bir şey. Bir refah toplumunda insanı zorlamayacak çözümler mümkünken, bir yaşlı adamın her şeyi elinin tersiyle itmesine yol açan şey nedir?Herkesin kendine göre verecek bir ceabı vardır herhalde. Benzer bir hikaye Antalya'daki Gülsüm ana'nın hikayesi. Bir Haneke filminden daha umut dolu, ama insana aynı soruları sorduran gerçek bir hikaye. Kant'ın, akıl sahibi bir varlık olan insanın fizik kanunlarıyla açıklanamayacak bir etik alanının olması gerektiği iddiası güncelliğini kuruyor.
Tüm zorluklarına rağmen izlenmesi gereken bir film.
19 Aralık 2012 Çarşamba
..
Şiir, yalnızlık sofrasının ana menüsü
Büyük soruların şeffaf örtüsü
Karanlık odaların parlak gökyüzü
4 Aralık 2012 Salı
..
İsterse tüm tavşanlar uyusun
Hayata, hakikate sıkıca tutun
Cancağazım biz tosbağayız
İşimiz çok, yolumuz uzun.
-----------------------
İki gözüm hayata sıkıca tutun
İşimiz çok, yolumuz uzun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



.jpg)
