Derler ki, ol dertlerin dermanı
Dile düşen dildarın amanı
31 Ekim 2013 Perşembe
22 Ağustos 2013 Perşembe
notlar
Musallada cemaatin şahitliği gidenin "iyi"liği üzerine, dünyada hesap yani helallik "iyilik" kategorisi üzerinden. Din inanıp, hayırlı iş işlemek olarak tarif edilmişken geride kalanlara sadece iyiliğe şehadet kalıyor. İnançlı da inançsız da iyi olabilir, ya da inanç iyi olmanın garantisi değil. İyilik inanca göre daha görünür bir şey. Bu yüzden gözlenebilir, şahit olunabilir. İyilikte seçme, özgür irade, eylem, amel var. Bir inancın neticesi olabilir de, olmayabilir de. İnsanı, salt inanç üzerinden değerlendirmek anlık bir iş olduğundan yani bir zamana sabitlediğinden sadece o an için geçerli. Tüm zamanlara yayılma imkanı olmayan bir yargı olduğu için eksik.
İnanç çoğu zaman toplum içinde, kazanılmış bir statü de değil. Derinleştirilip üzerine emek verildiğini hesaba katılmadığımızda kazananılmış bir rol/statü olmadığı için eşitlikçi de değil, hiyerarşik. Diğer yandan seçim ve özgürlük ileriye/geleceğe doğru yönelikse bir eşitlikten bahsetmek mümkün sanırım. İnanç ise hesabı geriye doğru keser, muhtemelen bu yüzden insanlar arası değerlendirmede "iyi" lik kategorisi inanca göre daha kullanışlı ve mümkün.
İnanç çoğu zaman toplum içinde, kazanılmış bir statü de değil. Derinleştirilip üzerine emek verildiğini hesaba katılmadığımızda kazananılmış bir rol/statü olmadığı için eşitlikçi de değil, hiyerarşik. Diğer yandan seçim ve özgürlük ileriye/geleceğe doğru yönelikse bir eşitlikten bahsetmek mümkün sanırım. İnanç ise hesabı geriye doğru keser, muhtemelen bu yüzden insanlar arası değerlendirmede "iyi" lik kategorisi inanca göre daha kullanışlı ve mümkün.
26 Temmuz 2013 Cuma
Sokaklar kimseye yasaklanamaz...
Görüş görenin ufkuyla sınırlıdır. Gören gene kendiyle, kendini görür. Öyleyse sen kötü görmek istemiyorsan, yaralanmak, yaralamak istemiyorsan görüşünü düzelt, ufkunu kaktüslerle yılanlarla doldurma.
Hamilelik insani bir hal, insani bir nitelik. Niteliği öne çıkarıp bir estetik kaygı derdine düşmek; şekle, niteliğe takılmak da neyin nesi. Peki ya o niteliğin sahibi? Niteliğin özü öncelemesi değil midir bu? O niteliğe sahip olanın gönlü?Tasavvuf adına gönülleri bırakıp nitelikleri, şekilleri mi kovalayacağız. Bu ışığı bırakıp gölgesiyle oyalanmak olmaz mı?
Hamilelik insani bir hal, insani bir nitelik. Öyle bir bahşedilmiş niteliktir ki bu, onu yaradan sıfatına yükseltir. * Böyle bir nitelik çirkin olabilir mi? Emeğiyle hayatını kazanana, dolmuşa otobüse binene, sokağa çıkana keyfi yasaklar konamaz. Uygulanması mümkün olmayan kurallarla, örflerle insanlar suçlanamaz, suçluluk duymaları beklenemez.
Başlarında sikkeyle Abdülbaki Gölpınarlı Dedeye küfreden atanmışların, hamilelik hakkında ileri geri konuşanların, beyanları ve yaptıkları Mevleviyye'yi bağlamaz.
* "Kadın, Hak nurudur, sevgili değil...Sanki yaratıcıdır, yaratılmış değil!"
Mesnevi 2437
13 Temmuz 2013 Cumartesi
Aşkolsun!
Eski bir şehirdir Kerbelâ,
Yazgısı Kâlû belâ dan
Eskişehir'in de Kerbelâ'nın da
Ne Ali'si tükenir ne Yezidi
Tüm harabatların var bir farkı
Bu da hep arslanların hakkı
Fakrı eyvallahlarında saklı
İyi bir Mevlâna filmi neden yapılamaz?
.
İyi bir Mevlâna filmi neden yapılamaz?
İyi bir Mevlâna filmi neden yapılamaz?
Geçen hafta kanallardan birinde yeni çekilmiş bir Mevlâna filmi vardı. Televizyon filmi formatında hazırlanmış. Oturdum seyrettim. Doğrusu ne anlatacaklarını, konuyu nasıl bağlayacaklarını merak ettim. Bir tv filmi için epeyi emek sarf edilmiş, dönem dekorları/canlandırmaları yapılmış, animasyonlar eklenmiş. Oyuncular çok tanınmış değildi, ama ellerinden geleni yapmışlar. Bütün bu iyi niyetlere rağmen son zamanlarda oluşan Mevlâna filmi klişesini aşamamışlar. Mevlâna filimlerinin bir klişesi oluştu; günümüzde yaşanan bir aşk hikayesi ile Mevlâna’nın hayatını harmanlamak, filmin sonunda ise günümüzdeki aşk hikayesini mutlu bir sonla, hidayetle bağlamak. Klişe Şems’le Mevlâna’ nın tanışması ile Şems’in ölümünde doruk yapıyor. İyi kötü bu beklenti yaratılıyor. En sorunlu kısımda burası oluyor, senaristler(/romancılar) böyle bir sahnelere diyalog yazmakta zorlandıklarından işi Divan’ı Kebir’den alıntılarla, kendilerinin tasavvuftan anladıklarını özetlemekle aşmaya çalışıyorlar. Böylece birbirinin kopyası senaryolar(/romanlar) çıkıyor.
Tasavvuf gibi çetrefil bir konuda yanlış bir şey söylemek endişesi de var galiba. Konunun zorluğu ona nüfuz etmeyi de güçleştiriyor. İşin ticari yanı zaman açısından da insanları sıkıştırıyor olabilir.
Bu klişe içinde iyi bir film yapabilmek için olağanüstü diyaloglara ihtiyaç var sanırım. Bu belki görsellikle desteklenebilir. Fakat klişe gene de aşılmış olmaz.
Bana kalırsa iyi bir Mevlâna filmi için, (ya da Mevlevîlik için) bu klişenin dışına çıkmak gerek. Mevlâna’nın hayatının, tasavvufi düşüncelerin, bir aşk hikayesinin baskın olmadığı, belki de hiç olmadığı, ufak tefek göndermelerle filmin karakterini belli ettiği bir senaryo olabilir. Gene bana kalsa (ki benim boyumu aşan bir mevzu) zaman zaman Galata Mevlevihanesinin bahçesinde dolaşan, daha çok köprü altı çocuklarıyla haşır neşir olan Nohut adında bir kedi üzerinden bir senaryo düşlenebilir :)
Mevlâna filimleri, romanları ilgiyi canlı tutması açısında faydalı. Fakat yarattıkları klişeler ile de sınırlayıcı. Tasavvufi düşüncenin günümüz için canlı ve gerçekçi bir ifadesinden söz edebilmemizi engelliyici. Günlük hayat için gerçek dışı kalıplarıyla aşılması gereken bir durum.
23 Haziran 2013 Pazar
Direniş
Ölüm hayata direnmeye gitmiş
Hayret, döşeğinde dile gelmiş
Üzerimize zimmetli bu nefesler
Hep kendi vakitlerini beklermiş
18 Haziran 2013 Salı
Gezi
Bugün kök salınacak bir topraksak
O uzun uykularımızdan uyanarak
Gelmiş geçmiş tüm avare gecelere
ve onların tatsız hatıralarına inat
ve umutla ayağa kalktıysak artık,
hep birlikte uzansın kollarımız semâya
Gezinin o cılız gövdesinden bir çınar olarak
bir ağaç gibi duralım sessiz sedasız, kaygısız
düşen gölgemizde dinlenilsin tasasız
O uzun uykularımızdan uyanarak
Gelmiş geçmiş tüm avare gecelere
ve onların tatsız hatıralarına inat
ve umutla ayağa kalktıysak artık,
hep birlikte uzansın kollarımız semâya
Gezinin o cılız gövdesinden bir çınar olarak
bir ağaç gibi duralım sessiz sedasız, kaygısız
düşen gölgemizde dinlenilsin tasasız
12 Haziran 2013 Çarşamba
Kılıç çiçeği
Üç dört sene evvel gene yazın bir şeyler ekeyim, toprakla
uğraşayım istedim. İşe zor kısmından başladım, limon ekecektim. Pamuk arasında
çimenlendirmeye çalıştığım ilk üç limon çekirdeğinden bir şey elde edemedim.
Yemekte masanın üstünde bulup peçetenin arasına sakladığım çekirdekler ise evvelkilerden daha
inatçı çıktı. Evde küçük bir saksıda koca kışı küçük yeşillikler olarak
geçirdiler.
Yazın onlara kök salabilecekleri büyükçe bir saksı aldım ve
iş yerine götürüdüm. Balkon sabah güneşi alıyordu. Limonlarım burada klima
takılan kadar şenlendi. Klima yüzünden üç küçük limonumun kavrulduğunu fark ettiğimde ise çok geçti. Saksıyı alıp odama götürdüm. Neyse ki küçük limon yeşilliklerimden büyük
olanı daha sonra tekrar yeşillendi.
Burdaki arkadaşlardan biri saksının bir köşesine kılıç
ekmiş. Saksı büyüktü, ses etmedim.
Annem gelip gideren burada limonun yetişmeyceğini söyleyip
duruyordu. Limonu söküp yerine para çiçeği ekmemin daha iyi olacağını düşünüyordu. Bir kenara da para
çiçeği ektik; saksı büyüktü, ses etmedim.
Babam çiçekleri çok sever,
bir saksı da o getirdi, çiçeklerin sulanması işini üstlendi. Yılbaşı ve
Atatürk çiçeklerini getirip onları da o dikti. Saksı büyüktü, ses etmedim.
Penceremiz sabah güneşi alıyor. Cam içersine yarım saat bir
saat kadar güneş geliyor. Buna rağmen bu bahar çiçekler canlandı, serpildi. Nihayetinde limon
canlanacaktı. Pencereye çıkarabilsek 2-3 saat daha sabah güneşi alacaktı. Pencerenin
önüne bir demir yapmayı düşündüm. Babam önce gereksiz bulsa da sonradan bu fikri benimsedi. Ölçü almış, cumartesi demirciler çarşısında demiri yaptırdı. Demir pazar
günü boyandı.
Dün demiri pencereye taktık. Fakat uygun bir açıyı bulmak
kolay değildi. Kılıç nazikti, içerde perdeye dayanıp durabiliyordu. Limonu
güneşe çevirdiğimizde kılıç öne doğru eğiliyor, kırılacak gibi rüzgarda
sallanıyordu. Kılıcı duvara yasladığımızda limon yaprakları güneşe sırtını
dönüyordu. Babam kılıcı duvara yaslamıştı, ben de limonu güneşe çevirecek
şekilde çeviridim. Bir ben saksıyı çevirdim, bir babam. Sonunda böyle kalırsa
limonun güneşe sırtını döndüğünü söylediğimde babam ses etmedi.
Fakat bu sefer kılıcın bu halde kalması halinde kırılacağını
düşünmek beni huzursuz etti. Ne zaman ne arada olmuştu bilemiyorum ama kılıç
da bana emanetti. Kılıcın kırlımaycağı şekilde saksıyı çevirdim, onları duvara yasladım. Saksıda bol
yer vardı, kılıç çiçeğini korumak mümkündü. Kılıç çiçeğini de evlat edindim, yeni tanıştık aramızı düzeltmeye çalışıyorum şimdiler de. Hayat da bu saksı gibi galiba.Bir çok kişi farkında olmadan bir şeyler getirip, bir şeyler ekiyor hayatımza. Varlıklarının farkında olduğumuz, beraber yaşadığımız ama henüz uzlaşmadığımız, benimsemediğimiz, belki de tanışmadığımız şeylerle dolu çevremiz ve malesef onları sadece kırarken farkediyoruz.
Bugün evden getirdiğimiz bir çıtayla kılıç çiçeğini sabitldik. Saksıyı da bir telle sabitledik, ne olur ne olmaz diye. Bugün şansa hava kapalı. Şimdi hep beraber güneşi bekliyorlar, biz de onların büyümesini bekliyoruz göz ucuyla:)
Bugün evden getirdiğimiz bir çıtayla kılıç çiçeğini sabitldik. Saksıyı da bir telle sabitledik, ne olur ne olmaz diye. Bugün şansa hava kapalı. Şimdi hep beraber güneşi bekliyorlar, biz de onların büyümesini bekliyoruz göz ucuyla:)
8 Haziran 2013 Cumartesi
Elma
Elmaya olan ilgimiz elmanın tadıyla ilgilidir, çürükleri ile değil. Elmayı tadıyla, rengiyle, şekliyle hatırlarız. Elmayı elma yapan manavda aldığı darbeler değildir. Hatta bazen çürükleri onun sağlık belirtisi bile olur. Bu yüzden organik deriz, doğal deriz.
Elmanın, armut ya da portakal olmasını isteyebiliriz, gerçekçi olmasa da. Elmayı, armut yapmanın tek yolu elma ağacını söküp yerine armut dikmektir. Bunun için bir ağaç direnmez, ama kendisine elma muamelesi yapılan insan direnir.
Manavın kakaladığı çürük çarıkları bile elmalıkları için temizler yeriz. Çürük çarıklar için manava kızılır, elmaya değil.
Dehşet veren kısım elmadan armutluk beklemek için ona şiddet uygulanabileceğinin düşünülmesidir. Gençleri, kafalarını kıra kıra terbiye etmeye kalktığınızda aklınızda sadece onların size verdikleri tepki kalır. Onları onla değerlendirirsiniz.
Elma, armut, portakal nihayetinde meyvedir. Elmaya sadece elma diye bakmak onun meyveliğini bir noktadan sonra kaybetmektir. Böyle bir bakışla da elmaların ve armutların bir kategori altında toplanması mümkün olmaz.
7 Haziran 2013 Cuma
Zihin
Zihin yaralı bir kuştur
Biraz sûkut için
çırpınır durur.
ya da
Zihin yaralı bir kuştur
Biraz sûkut için
Nafile çırpınır durur.
ya da
Zihin yaralı bir kuştur
Nafile sûkut için çırpınır durur
ya da
Zihin yaralı bir kuştur
Nafile sükun için çırpınıp durur
ya da
Zihin yaralı bir kuştur
Nafile sûkut için çırpınır durur
ya da
Zihin yaralı bir kuştur
Nafile sükun için çırpınıp durur
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

