25 Ekim 2015 Pazar

..

Menkıbeyi canlandıran yorum, yorum dille uyanır, dilse akılla mümkün. Aklın dışına bir tek sanat taşar, doğrudan hâli değiştirir, sukünet verir. Fakat hâlin ifadesi, gerekçelenmesi gene akılla mümkün.

4 Ekim 2015 Pazar

,,

İçerde yolunu bulamayan bir şey var
Umit yorgun, ışık az, geçit dar

İçerde yolunu kaybetmiş bir şey var
Elleriyle, sökülmüş rütbelerini arayan 
Dinle
Yeni bir gün
Yeni bir soluk
Dilde

Dinle
Hafızın bahçesinden doğar
Akşamın en güzel güneşi
Yeşertir bahçeleri
Sonbaharın soluğu

24 Eylül 2015 Perşembe

Samimiyet



Bu toprakların ölçüsü samimiyet galiba. Yakın bulduğumuzu samimi buluruz, ya da samimi olmamakla suçlarız, ağzıyla kuş tutsa fark etmez. Ya arap özentisidir ya batı ya da başka bir şey. Söylediği sözün zerre kıymeti yoktur, samimiyetsizdir, eğretidir gözümüzde.

"Ya olduğun gibi görün ya da göründüğü gibi ol" daki 'ol'maklık makamı genellikle olmuş bitmiş kabul edilir. Oysa söz (görünmeyi basitleştirip söz olarak kabul edersek) hâle, hâl söze yol arar. Ne söz tükenmiştir ne hâl değişmiyecek bir dinginliğe kavuşmuştur. Göründüğü gibi olmaklık ununu elemişlik, eleğini asmışlık değildir. Her yeni an yeni bir sözün, anlamanın, mânanın; yeni bir hâlin beşiğidir.

Sohbet, hâli de sözü de temize çekmektir. Dinleyen ama yargılamayan, eleştirse de suçlamayan, defterden silmeyen kulak, sözün gözünü hâle, hâlin gözünü söze çevirir. Hâl sözün bahçesinde yeşerir, kök salar.

Samimiyet yönelecek birini bekler kısaca. Onu düzeltecek, onunla yol alacak, Henüz kimseye yönelmemiş söz, hâl; kurudur, propagandisttir, sınanmamıştır. Sığlığında ise delinecek inci yetişmez.

26 Ağustos 2015 Çarşamba

..


Güneş doğmak bilmeyen bir seher yıldızıdır bazen
Gölgesinde gün ne uzar ne de kısalır

Kışa saklanmış
Karanlık sabahlarda
bir koyu su çöker de
Göz gözü görmez 



Ziyan olmaya aday günler
Döke saça geçerler

Günler ne uzar ne de kısalır ya
İşte şimdi susmak zamanıdır


21 Ağustos 2015 Cuma

..



Sonra başka başka şeyler oldu

Adımları mütemadiyen hızlandı

Benim adımlarımsa hep kısa kaldı

Yol yorgunluğuna verdim

Bir de dertli şarkıların nağmelerine

30 Temmuz 2015 Perşembe

..


Neşeye, aşka tasavvufta niye ihtiyaç var?

Neşesiz insan bir robota dönüyor çünkü. Bir düğmeye basıp yem düşüren güvercinler gibi oluyor. Bu bakış açısı sebeplerin ve sonuçların dünyası imâl ediyor. İnsanî özün varlığı, doğru eylemi yapması, doğru sayıda işi yapması ile sınırlanıyor. Tanrı da doğru eyleme bilinen cevabı veren, kendi insiyatifi olmayana. (/ Doğru eylemi yapmış olsa da kula istediğini vermeme özgürlüğüne sahip olmayana) Sanırım enerji üzerinden yapılan açıklamalar bizi mekanizme, araçsallaşmaya, Gazali'nin de itiraz ettiği determinizme ve insan (/Tanrı) anlayışına götürüyor. Neşe, (/Aşk) Tanrı ile insan arasında göreve dayanmayan başka bir bağ kurarken, bir önceki bağın otomatlığını(/işlevselliğini) da ortadan kaldırıyor. 
("Kardeşim, dua etmekten geri durma. Kabul edilip edilmemesiyle ne işin var?"). 

Sanırım.

14 Haziran 2015 Pazar

..

Kımıldıyorum,
bir yaprağın kuytu bir köşesinde doğmuş
ve yaşamış gibi.

Kımıldıyorum
Sağımdan solumdan habersiz

Kımıl kımıl bir yerdeyim
Ya da ben öyle sanıyorum

Masamda, uykumda
Dar zamanımda
ve geniş zamanımda
Kımıldayan her eğreti zamanda
Beklemedeyim

6 Haziran 2015 Cumartesi

Kant'a nazire


4- Öyle bir eylemde bulun ki eyleminin sonucunda insanlar arasındaki barışı artırsın, farklılıkları derinleştirmesin.

5- Öyle bir eylemde bulun ki eylemin neticesinde insanların birbirini dinleme şevki azalmasın

2 Haziran 2015 Salı

İşte bundan dolayı günler hep gece

Gün döner de duvara çarparsın ya
                             Döne döne
Hani ışığa koşan bir karasinek misali
Bir yerlerin kanasın diye  vurursun ya
hep aynı yere
hep aynı yere
Belki de pis kandır akacak olan
İlla damarda duramayıp da akacak olan