7 Aralık 2015 Pazartesi
Biz
Biz, birinci tekil şahsı işaret ederek kullanılıyorsa tevazuya, birinci çoğul şahsa işaret ediyorsa kibre işaret eder. Birinci kullanım nadirdir, hava atmadan kullanılıyorsa karşısındakine alan açar. İkinci kullanım bir gurubu tanımlayarak sınır çizer, hasımlaştırıcıdır, tepeden bakar. İlki geleneğin içinden seslenir, ikincisi özentidir.
Not: Üçüncü tekil şahsın farklı kullanımlarını notu yazdıktan sonra fark ettim. İstisnaları kurcalamak da başka bir zamana kalsın
15 Kasım 2015 Pazar
..
Engellilerle, yaşlılara kabalıkta bi Raskolnikovluk var..
4 Kasım 2015 Çarşamba
Dua
Yarabbim
Bana, bu akşam evime helal rızıkla dönmeyi nasip et.
Bizlere
Kimseye zarar vermeden
Kimseye zarar vermeden
Usanmadan çalışabilmeyi
Dikkatimizi
yaptığımız işe verebilmeyi
Kimsenin
üzerine basmadan hakkımızı alabilmeyi
Aptallarla
cahillere bulaşmadan çalışabilmeyi
Ailemizi
sıkıntıya düşürmeden geçindirebilmeyi
Nasip
et
25 Ekim 2015 Pazar
..
Menkıbeyi canlandıran yorum, yorum dille uyanır, dilse akılla mümkün. Aklın dışına bir tek sanat taşar, doğrudan hâli değiştirir, sukünet verir. Fakat hâlin ifadesi, gerekçelenmesi gene akılla mümkün.
4 Ekim 2015 Pazar
,,
İçerde yolunu bulamayan bir şey var
Umit yorgun, ışık az, geçit dar
İçerde yolunu kaybetmiş bir şey var
Elleriyle, sökülmüş rütbelerini arayan
Umit yorgun, ışık az, geçit dar
İçerde yolunu kaybetmiş bir şey var
Elleriyle, sökülmüş rütbelerini arayan
Dinle
Yeni bir gün
Yeni bir soluk
Dilde
Yeni bir gün
Yeni bir soluk
Dilde
Dinle
Hafızın bahçesinden doğar
Akşamın en güzel güneşi
Yeşertir bahçeleri
Sonbaharın soluğu
Hafızın bahçesinden doğar
Akşamın en güzel güneşi
Yeşertir bahçeleri
Sonbaharın soluğu
24 Eylül 2015 Perşembe
Samimiyet
Bu toprakların ölçüsü samimiyet galiba. Yakın bulduğumuzu samimi buluruz, ya da samimi olmamakla suçlarız, ağzıyla kuş tutsa fark etmez. Ya arap özentisidir ya batı ya da başka bir şey. Söylediği sözün zerre kıymeti yoktur, samimiyetsizdir, eğretidir gözümüzde.
"Ya olduğun gibi görün ya da göründüğü gibi ol" daki 'ol'maklık makamı genellikle olmuş bitmiş kabul edilir. Oysa söz (görünmeyi basitleştirip söz olarak kabul edersek) hâle, hâl söze yol arar. Ne söz tükenmiştir ne hâl değişmiyecek bir dinginliğe kavuşmuştur. Göründüğü gibi olmaklık ununu elemişlik, eleğini asmışlık değildir. Her yeni an yeni bir sözün, anlamanın, mânanın; yeni bir hâlin beşiğidir.
Sohbet, hâli de sözü de temize çekmektir. Dinleyen ama yargılamayan, eleştirse de suçlamayan, defterden silmeyen kulak, sözün gözünü hâle, hâlin gözünü söze çevirir. Hâl sözün bahçesinde yeşerir, kök salar.
Samimiyet yönelecek birini bekler kısaca. Onu düzeltecek, onunla yol alacak, Henüz kimseye yönelmemiş söz, hâl; kurudur, propagandisttir, sınanmamıştır. Sığlığında ise delinecek inci yetişmez.
26 Ağustos 2015 Çarşamba
..
Güneş doğmak bilmeyen bir seher yıldızıdır bazen
Gölgesinde gün ne uzar ne de kısalır
Kışa saklanmış
Karanlık sabahlarda
bir koyu su çöker de
Göz gözü görmez
Karanlık sabahlarda
bir koyu su çöker de
Göz gözü görmez
Ziyan olmaya aday günler
Döke saça geçerler
Günler ne uzar ne de kısalır ya
İşte şimdi susmak zamanıdır
İşte şimdi susmak zamanıdır
21 Ağustos 2015 Cuma
..
Sonra başka başka şeyler oldu
Adımları mütemadiyen hızlandı
Benim adımlarımsa hep kısa kaldı
Yol yorgunluğuna verdim
Bir de dertli şarkıların nağmelerine
30 Temmuz 2015 Perşembe
..
Neşeye, aşka tasavvufta
niye ihtiyaç var?
Neşesiz insan bir robota dönüyor çünkü. Bir düğmeye basıp yem düşüren güvercinler gibi oluyor. Bu bakış açısı sebeplerin ve sonuçların dünyası imâl ediyor. İnsanî özün varlığı, doğru eylemi yapması, doğru sayıda işi yapması ile sınırlanıyor. Tanrı da doğru eyleme bilinen cevabı veren, kendi insiyatifi olmayana. (/ Doğru eylemi yapmış olsa da kula istediğini vermeme özgürlüğüne sahip olmayana) Sanırım enerji üzerinden yapılan açıklamalar bizi mekanizme, araçsallaşmaya, Gazali'nin de itiraz ettiği determinizme ve insan (/Tanrı) anlayışına götürüyor. Neşe, (/Aşk) Tanrı ile insan arasında göreve dayanmayan başka bir bağ kurarken, bir önceki bağın otomatlığını(/işlevselliğini) da ortadan kaldırıyor.
Neşesiz insan bir robota dönüyor çünkü. Bir düğmeye basıp yem düşüren güvercinler gibi oluyor. Bu bakış açısı sebeplerin ve sonuçların dünyası imâl ediyor. İnsanî özün varlığı, doğru eylemi yapması, doğru sayıda işi yapması ile sınırlanıyor. Tanrı da doğru eyleme bilinen cevabı veren, kendi insiyatifi olmayana. (/ Doğru eylemi yapmış olsa da kula istediğini vermeme özgürlüğüne sahip olmayana) Sanırım enerji üzerinden yapılan açıklamalar bizi mekanizme, araçsallaşmaya, Gazali'nin de itiraz ettiği determinizme ve insan (/Tanrı) anlayışına götürüyor. Neşe, (/Aşk) Tanrı ile insan arasında göreve dayanmayan başka bir bağ kurarken, bir önceki bağın otomatlığını(/işlevselliğini) da ortadan kaldırıyor.
("Kardeşim, dua etmekten geri
durma. Kabul edilip edilmemesiyle ne işin var?").
Sanırım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)