26 Şubat 2016 Cuma

..

Kavramlar yerine oturmasa, başka başka şeylere işaret etseler de insanın bir düşünce geleneği içinde düşünme alışkanlığı yüzünden gene de bir şeylere, bir hakikate işaret ediyor (olabilir). Ya da kendi kavramsal çerçevesi içinde yeni bir şey söylüyor olabilir. Bir şey anlatmaya çalışanın ne anlatmaya çalıştığına, derdine bakmak çoğu kez daha makul ve gerçekçi.  

25 Şubat 2016 Perşembe

..



İnsanlık kanırtıldığında adalet dile gelmek ister. İster onarıcı ister dağıtıcı olsun sessiz bir sosyal anlaşmanın tekrar ikrarıdır ve bu yüzden herkese yöneliktir.

20 Şubat 2016 Cumartesi

.



Eleştiri çoğu zaman yergi değildir. Var olanı yeni olaylara, durumlara, zamana göre elden geçirmektir.Yeni bakış açılarının, kavramların, derinleşmenin oluşması bu sayede olur. Bunu yapabilmek - kendi durumunu nesneleştirip bir başka bilinçle bakabilmek için her zaman başka ufuklara ihtiyaç vardır. 

15 Şubat 2016 Pazartesi

.


Herkese ulaşamazsın derdi

Herkes seni ve derdini görecek kadar dikkatli bakmaz

Herkes söylediklerini duyacak kadar kulak kabartmaz sana

Diye düşünürdü


yavaş yavaş yıkıldı

yıkıldığının farkında olmadan

pencereleri kapıları döküldü bir ara

soğuk doldu içine

koridorlarına odalarına

sonra nem sıvalarını döktü duvarlarının

en son temelleri çatırdadı

yavaş yavaş ağırdan

bir şüphenin usulca, sinsice

içerden  kemirmesi gibi

ağır ağır çöktü


kimse farketmeden

kimse görmeden

13 Ocak 2016 Çarşamba

Müzik üzerine notlar 7


Bakırcılar çarşısından bir ritim çıkartan şey sesin sürekliliğinin beklentisidir.

10 Ocak 2016 Pazar

Müzik üzerine notlar 6

·      

          
 *      

     *Müzikte orijinalliğin ve uyumun sürdürülebilmesi, bunun bozulmadan ilerlemesi dinleyende heyecan yaratıyor. Doğada bu yok. Doğada rastlantı eseri duyulan uyumlu bir ses zamanla dağılır, bozulur, değişir ya da detone olur. Müzikte ise melodideki süreklilik doğaya ters bir şekilde, adeta bir ip canbazının ipte yürümesi gibi sürüp gider. Notalar, doğadaki seslere benzese bile süreklilik ve bozulmama ile doğadan ayrılır.

     * Müzisyen bir beceriyi, tekniği de dinler; başka icralarla karşılaştırır. Bizim gibi sıradan dinleyicinin müziğin menşeini bilme dışında bir derdi yoktur. İcranın başarısından ziyade kendisi ile ilgilenir. O müziği müzisyenler arasındaki rekabetin dışında bir şey için dinlemek zorundadır, çünkü o dünyadan değildir. Neticede bizi ilgilendiren de minimum bilgiyle onu etkileyen şeyin ne olduğu. Ancak bu yolla elitist bir müzik teorisinin dışına çıkabiliriz. Sanatın neliğini sanat camiasının tekelinden alabiliriz.
        
                      

    * Sanatta ve müzikte tümelden bahsetmek mümkün olabilir mi? Bir eseri dinlediğimizde onu diğerleriyle kıyaslarız. Bu kıyaslama melodi vs açısından olur herhalde, bu esere benziyor deriz. İntihal olduğuna dair bir kanaatimiz yoksa, ama burası da benzemiyor deriz. Benzettiğimiz bölümler belli kısımlar içindir ve bu bölümlerin dışında kalan bölümler benzeyen kısımdan daha orijinal olabilir. Kullanılan aletlerin aynı olması dışında ortaklıktan bahsedilmez. Ortak türlerden, müzik geleneklerinden bahsedilebiliriz ama bu tür benzerliği sanırım bir tümelliğe işaret etmez. Burada türden kastettiğim müzik gelenekleri. Radyoda ya da kalabalık bir mekanda ilk defa duyduğumuz bir müziğin menşeini biliriz, çoğunlukla eksiksiz tahmin ederiz; bu klasik batı müziği, bu uzak doğu ezgisi ya da ortadoğu diyebiliriz. Çalan müzik aletlerini çoğunlukla doğru tahmin ederiz. İlk kez duyduumuz bir melodi için bundan fazlasını söyleyemeyiz. Türlerden bahsedilebilecekse bu tarz bilgilerin yarattığı türler söz konusu olacaktır.

5 Ocak 2016 Salı

..

Her hâlükârda bastığın yerden bakıyorsun, geçmişe de geleceğe de. Ufkun ayak bastığın yerden başlıyor. Aklın ister geçmişte olsun ister gelecekte, şimdiyle ilgili fikrin yoksa gördüklerinin hepsi eğri

İşte onun için hep “her gün yeni bir şey söylemek gerek”

1 Ocak 2016 Cuma

Müzik üzerine notlar 5


Bütün bu notlardan sonra, müzik hakkında (daha evvel biri muhakkak söylemiştir, ama benim aklıma gelen en makul fikir bu) şunu söyleyip mevzuyu ileride elden geçirilmek üzere kapatıyorum. 

Daha çok resim üzerinden yapılan sanat felsefelerinde sanatın özgürleştirici rolünden bahsediliyor. Bence sanat, (/müzik) özgürlükten önce insanı dünyaya dalmışlıktan kurtarıyor. Bu sayede insan tekrar kendinin farkına varıyor, dünyaya dalmışlığından kendine dönüyor.  İnsanın değişebilmesi, özgür olabilmesi, tutarlı ve bütünleyici bir bakış kazanabilmesi için öncelikle kendilik bilincine ulaşması lazım. Bu fikir bu haliyle hâlâ  işlevsel duruyor ve iyi müzik kötü müzik arasındaki farkı da açıklamıyor tabi. 


30 Aralık 2015 Çarşamba

Müzik üzerine notlar 4


düzeltilecek

Bilen bilir, eskiden kısa dalga trt3 radyosu vardı ve çok popülerdi. Çok geniş bir arşivleri vardı. Türkiye'de duyulması pek mümkün olmayan albümleri çalarlardı. Programlarında genelde yabancı müzik ve klasik müzik olurdu.Bütün radyolar çekmezdi, galiba bandın en ucunda 88 deydi. Bazen kardeşimle beraber ders çalışırken radyoyu açık bırakırdık. Müzikle ders çalışma alışkanlığımız oradan kalmış olmalı.

İlk heavy metali kısa dalgadan dinlemiştim. Kendi kendime "bu da ne ya?" demiştim. Gençtik; hızı ve enerjisi hoşumuza gitmişti. Galiba Bon Jovi'ydi,. Livin' on prayer olabilir, ya da you give love a bad name. O zaman, bu tarz müziğe kulak kabartıp, dinleyebileğimi düşünmüştüm. Gene Albinoni'nin Adagio'sunu ilk kez kısa dalgada dinlemiştim. Çok hoşuma gitmişti. Fakat ne çaldığını öğrenmem iki üç senemi almıştı. Aklımda yer etmiş olmalı ki epeyi aramışım. Kısa dalganın bize farklı müzik türlerini dinleyebilme, zevk alabilme gibi bir etkisi oldu. Klasik müzikten, caz'dan anlamasak da, hiç bir zaman bu konuda vakit harcamaya fırsat bulamasak da  duyduğumuzda yadırgamadan kulak kabartabilmemize o günlerin katkısı oldu.

  
Kaldığımız yerden devam edelim; sanat (/müzik) bir kültür dünyasının içinden o dünyanın tüm değerleriyle sesleniyor. O kültür dünyası ile ilk kez tanışan biri için, ilk tecrübe önemli ve sarsıcı. Müzik eseri ya da sanat eserinin bir aidiyet verme etkisi de olmalı, seslendiği kültür dünyası ile bütünleştirip, ona katan. Bir Mevlevî ayinini ilk kez bir otelde dinleyen arkadaşım, o günü huşu içinde anlatmış, İstanbul'da para alınmadan sadece gönülden ayin yapılan bir yer olup olmadığını sormuştu.

*Bir sanat türü ile ilk karşılaşmanın sarsıcı etkisi, onun bir kültürün/ geleneğin içinden seslenerek seyredeni/dinleyeni kendine çekmesinde sanırım. Bu açıdan dinleyen de seyreden de savunmasız. Aynı türle sonradan karşılaşmalar ise hep bu ilk tecrübenin üzerinden oluyor.

*Bir barok müziği ya da Mevlevi ayinini ilk kez dinleyen biri, müzik aletlerinin menşeinden, müziğin hızından, neşesinden, ağırlığından ya da ruhaniliğinden bir şeyler sezer ilk defa dinlediğimiz bir tür olsa bile. O, dinleyiciye, ait olduğu müzik geleneği  ve onu biçimlendiren kültür üzerine bir şeyler söyler. Maddi bilgiler, çalgılar vs yanında, bir de ruh hakkında da bir kanı, kanaat oluşur. 


*Farklı türleri daha evvel dinlemiş biri için, yeni türlerle karşılaşmak ve onları ön yargsız dinleyebilmek başkalarına göre daha kolay olmalı.

Peki ya bunun dışında? Müziğin kendisi? Kendi türdeşleri içinde kalitesini belirleyen şeyler?



26 Aralık 2015 Cumartesi

Müzik üzerine notlar 3


Peki ama o zaman dinlediğimiz şey ne?

*Sesin bizim için (/ve diğer tüm canlılar için) işlevsel bir özelliği var: iletişim. Üzerinde çok fazla düşünmedim ama müzikte iletişim kaygısı yok gibi. Belki bandolar, sözsüz marşlar bir şeyler anlatmakta.  Moda bir tabirle müzik de bir oyun olabilir mi? Fark edilmek için dikkat isteyen, her yorumda rota belli olsamasına rağmen yorumla hep yeni bir şeyler söyleyebilen bir oyun.


*Müzik dinleyicisini amaçsız bir beklentiye sokuyor. Melodi nereye gidecek, devamlılık, bütünlük nasıl sağlanacak. Diğer yandan temel içgüdülerinden birinden kurtarıyor, hayatta kalma dürtüsü (/ve ona bağlı dünyaya dikkat kesilme) paydos yapıyor. Belki iletişimin dışında kalışından. Sakinleştirici olması bundan belki.

                                                     
*Mesela bir resim birine benzeyebilir; halamızı, dayımızı çağrıştırabilir. Oysa bir müzik ancak bir başka müziğe benzeyebilir. 


Müzik üzerine düşünmek gittikçe dolanan bir yumağa benziyor.