Mevlana'nın
dili (Farsça yazmış olması), ait olduğu köken (Belh de doğmuş olması)
tartışılabilir, ama kimliği, (eserlerinin) ruhunun Türk, Anadolu, Rumi olması tartışılamaz.
Bir başka lisanla yazmış olmasına ragmen en çok burada sevilmiş, kök salmış,
yaşamıştır. O, (bu topraklarda) “kendisini sevenlerin şiiri sevdikleri için” şiir söylediğini, Belh' te olsalar şiir yerine başka
şeyler yapmak gerekeceğini eklemiştir. Peki şiirin hitap ettiği bu ruh nasıl
bir şeydir? Bu Türk, Anadolu, Rumi (/Balkan) olan karışımı, şiire, söze düşkün ruhu tarif
etmeye kalksak ne diyebiliriz? Diğerlerinden ayıran nedir?
6 Ağustos 2020 Perşembe
43
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
19 Temmuz 2020 Pazar
001
Elden düşme düşler pazarındayım
Sahipsiz tezgahların arasındayım
ya da
Elden düşme düşler pazarındayım
Sahipsiz tezgahların arasında
12 Temmuz 2020 Pazar
42
“'Hür olmak' demek, kişinin arzu ve isteğinden
kaynaklanan hiç bir şeye kul-köle olmaması demektir. Bu da ancak sabır ile
mümkündür. Sabır yani insan aklının kötü, yanlış ve çirkin şeylerin verdiği
lezzete karşı, heva ve heveslerine direnmesi. //-: İbn Miskeveyh, Tehzîb el-ahlâk” twitterdan
alıntı
Kişi hür olmayı niye
talep eder? Bir hayatsızlık, dinginlik, seyir için mi? Yoksa hakikatı kavramak
için mi? Nefsin neyi örttüğüne bakalım. “Arzu ve isteğin kölesi” olan, pratikte neyi
gözden kaçırır? Hürlük, özgürlük ancak hayat için, hakikat için talep
edilebilir. Hatta ileri gidip şunu söylemek de mümkün sanırım, tek tek
olayların, olguların hakikatini talep etmeyenin bütünün hakikatine talip olması
pek de olası değildir.
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
15 Haziran 2020 Pazartesi
002
Denizdeyim
Ama belli ki
Bambaşka bir denizdeyim
Ve zaman, kim bilir kimin
kıymetlisi
23 Nisan 2020 Perşembe
41
Neşe neticede bir
estetik tecrübenin tezahürüdür. Renklerin, seslerin bütünlüğünden, ahenginden
duyulan heyecandır. Bir birliği/ahengi sezme, fark etme anı. Estetik tecrübenin bir
anlama olduğundan bahsediyorsak onun bir bilgi olduğundan da söz edebiliriz.
Peki bilgi için Aristo'nun yaptığı meşhur tanımı, “gerekçelendirilmiş doğru İnanç”
tanımı ile birlikte onu nasıl anlamamız mümkün olacaktır. Şimdilik soru
olarak dursun.*
İşin soyut olanı
kavrama pratiğini bir kenara bırakırsak, beni şimdilik ilgilendiren kısm insanları eşitliyor oluşu. Güzelliğe karşı uyanmış her ilgi (ki uyanmayan da
vardır), neşeyle birliğe yönelmiş bir heyacandır da. Uzun karmaşık kitabi
bilgiye ulaşma imkanı ya da vakti olmayanı, genetik olarak yeterli olmayanı,
hayat gailesi içinde kaybolmuş olanı bir noktada eşitler. Karmaşık bir melodi
ya da desen karşısında duyulan heyecan ile doğa karşısında duyulan heyecanın
bir farkı kalmaz. Neşe tüm insanları eşitler ve birliğe yönlendirir ve çulha, bakkal, terzi, hallaç, camcı bir olur,
eşitlenir.
Eski bir soruya tekrar cevap vermeyi deneyeyim "Tasavvuf niçin neşeye, aşka ihtiyaç duyar?". Çünkü o, insanları eşitleme gücüne sahiptir ve bu da herkese yolda olma imkanı tanıyan belki de yegane şey olarak vardır.
* Kendime not: Gadamer' in estetik bilinç için yazdıklarına bakılacak.
Eski bir soruya tekrar cevap vermeyi deneyeyim "Tasavvuf niçin neşeye, aşka ihtiyaç duyar?". Çünkü o, insanları eşitleme gücüne sahiptir ve bu da herkese yolda olma imkanı tanıyan belki de yegane şey olarak vardır.
* Kendime not: Gadamer' in estetik bilinç için yazdıklarına bakılacak.
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
13 Nisan 2020 Pazartesi
40
Fili tecrübe etmiş ve onu farklı yerleriyle tutup tanımaya
çalışmış körler kendi tecrübelerini diğerleriyle paylaştığında yeni ve farklı
bir tecrübeyle tanışırlar. Öncelikle farklı tecrübelerin varlığıyla karşılaşırlar ve
farklı tecrübelerin de olabileceğini öğrenirler. Hakikatin farklı ufuklarıyla tanışıp,
kendi ufuklarını genişletirler. Buna ek olarak bir mutlak fikri edinirler. Neticede tecrübe edilen şey aynı ve tek bir şeydir, fildir. Bütün bunları kuran ise birbirleriyle olan diyaloglarıdır.
(Husserl den ilhamla)
(Husserl den ilhamla)
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
4 Mart 2020 Çarşamba
39
Wilhem Dilthey’in, Hermenutik ve Tin Bilimleri kitabında şöyle bir
bölüm var :
"Bununla birlikte ifade ve temsil edici sanat, insan
yaşamının yeniden üretiminden daha fazlasını verir. Tipsel olanı görmek ve
yansıtmak, olaylar/olgular içinde olup bitene kural verme hilesidir. Öyle ki
ifade ve temsil edici sanat, görmeyi bir kılavuz olarak içerir." sh 41
Bu haliyle sanat yeni bir insani bakış ve kavrayış önerir. Bunu,
dinleyenin, okuyanın ufkunu geliştirerek, sunduğu yeni tecrübelerle, onu yeni
tavır alış tarzlarına hazırlayarak yapar. Evreni ve/veya insanı başka bir
ufuktan seyretme şansını verirken, onu aynı zamanda yeniden inşa eder.
Diltheye göre sanatçı bunu kendi çağının ortak tipleri ve
tekilleşme üzerinden yapar. Adı geçen kitapta Dilthey’n tekilleşme ve tipleme
üzerinden yaptığı dönem değerlendirmesinin bir benzerini Mesnevi için yapmayı
denersek, Mesnevideki tekilleşme ve karakterlerin ortak tipleri için neler
söyleyebilirdik. Bu yazıda bunu yapmayı deneyeceğim.
Mesnevinin karakter ve tipler açısından
değerlendirmesi
Bana kalırsa Mesnevideki ortak tema hata yapan
insan. Papağanına kızan bakkal, hayatını çeng çalarak geçiren ihtiyar çalgıcı,
karısına kızan bedevi, cariyeye aşık olan padişah vs. Temel kabul, insanın kim
olursa olsun hata yapabilir oluşu. Mesnevi’nin
bize tanıttığı insan bir beşer.
Fakat iş hata yapmakla kalmıyor. Hata yapan bu
insan aynı zamanda yaptığı işin sorumluluğunu da alıyor. Sanırım ikinci temel
kabul insanın hatasının sorumluluğunu alması olacak. Okuru şekillendiren kısım
da hata karşısında nasıl tavır alınacağı üzerine.
Sorumluluk alış derin bir pişmanlıkla birlikte
yaşanır. Bu pişmanlık her defasında bir karamsarlığa kişiyi hapsetmez. Aksine
bu pişmanlıktan ümitvar bir hareket doğar. Kişi duyulan bu pişmanlık altında
ezilip bir köşeye çekilmez.
Hata karşısında irkilen kişi (kendi eylemin üzerinden başkasının buna verdiği tepkiyle onun gözünden) kendisiyle yüzleşir ve bu yüzleşme onu yeni bir hale, duyguya; yeni bir yola taşır.
Gündelik yaşamın akışından çıkar. Önceleri pişmanlık duyan ya da kırılan kişi
hatasının telafi etmeye çalışır ve iki yöne birden yönelir. İnsanlar arasında
hatasını tamir etmeye çalışırken diğer yandan Tanrı’nın sevgisini tekrar
kazanma yollarını arar. Dönüşüm
iki yönlüdür hem çevrelerindeki insanlara karşı daha gönül alıcı olma hem de
Tanrı'ya duyulan mahçup sevgi .
İnsan tabiatına odaklanan bu hikayeler birer
dönüşüm hikayesidir. İnsan tabiatının kontrol altına alınması üzerinden doğan
bir gerilim. Mesela tekrar terar işlenen konulardan biri öfke kontrolüdür. Yine
5. Ciltte dört temel nefs hastalığından bahseder.
40 Dört yol kesen manevi kus, halkın gönlünü yurt edinmistir.
Mevalana’nın yapmak istediği insanı teskin
etmek değil, dönüştürmek.
Bu genel şemanın dışına çıkan hikayeler de var.
Hz. Ali kıssası bunlardan biri. Şavaş meydanında öfkesi ve Tanrı rızası
arasında kalan (ve bunun farkına ,varabilen) Hz. Ali, bir ilkeye göre karar
alır. Tanrı rızasından yana tavır alıştan bir ilke ortaya çıkar. Bu tavır alış
sürekliliği olan bir uyanıklığı gerektiren bir tavır alıştır ve geleneğin
"agah olalım erenler" hatırlatmasında yerini alır. (Buradan bir
rasyonellik çıkar mı?)
Hz. Ali tam hataya düşecekken eşikte durur.
Böylece tavrın ideali ile karşılaşırız. Niçin öyle olduğunun gerekçesi ve
ilkesi ile de.
Sorumluluk ve rıza arayışı Tanrı ’nın yaratışı gibi bitimsizdir. Her an, her olay ve durumda yenilenir, canlandırılır. Bu yenileniş her an yaratılışa verilen bir cevaptır sanki. Rıza arayışının bitimsizliği ile bitmeyen sorumluluk insanı görevini yapıp köşeye çekilen insan olmaktan çıkartır. Tanrı ve insan arasına bitimsiz bir ilişkiye dönüşür.
Sorumluluk ve rıza arayışı Tanrı ’nın yaratışı gibi bitimsizdir. Her an, her olay ve durumda yenilenir, canlandırılır. Bu yenileniş her an yaratılışa verilen bir cevaptır sanki. Rıza arayışının bitimsizliği ile bitmeyen sorumluluk insanı görevini yapıp köşeye çekilen insan olmaktan çıkartır. Tanrı ve insan arasına bitimsiz bir ilişkiye dönüşür.
Bu karşılıklı süre giden bağ(/uyanıklık) ise
edep ve sevgi üzerinden kurulur.
Hem düşünce yönünü hem de duygu yönünü
dönüştüren bir şemayla karşı karşıyız. Ağırbaşlı, ümitvar bir neşenin ruh hali.
Tıpkı neyde, Sema’da olduğu gibi.
Hikayelerindeki tipler beyler, padişahlar
olduğu kadar sıradan insanlardır da. Beylik ve padişahlıktan kasıt çoğu kez
insanın tabiatı üzerine iktidarına yöneliktir. Politik bir yanı yoktur.
Basit görünmesine karşın kavramlar arasında
kurulan ilişkiler ile oldukça kompleks bir sistem. Kişilikler ve karakterler
tarihsel değil. Fakat yine de 12. yy içindeki insan, evren, Tanrı kavramlarının
algılanışları görebilmek açısından değerli.
Karanlık tipler? Alim, bilgin? Şimdilik eksik
kaldı. Bir başka sefere o tiplemeler üzerinden belki bir şey yazmayı deneriz.
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
4 Kasım 2019 Pazartesi
38
Not:
Tereddütte kalmayan şey gelişemez (?)
Şunun üzerine bir düşünelim
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
7 Ekim 2019 Pazartesi
37
525. İnciye yol yoksa hemencecik buğdayı al. O
tarafa yol yoksa bu tarafa at sür.
Zâhir,eğri büğrü uçsa bile sen zâhirine bak. Zâhir, nihayet insanı bâtına götürür.
Her insanın evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir ki can, mânevi güzellik, ahlâk güzelliğidir.
Zâhir,eğri büğrü uçsa bile sen zâhirine bak. Zâhir, nihayet insanı bâtına götürür.
Her insanın evveli suretten ibarettir. Ondan sonra can gelir ki can, mânevi güzellik, ahlâk güzelliğidir.
Hz. Pir, bu alıntının sonunda can’ın tanımı için bir anahtar bırakıyor. Onun, manevi
güzellikte, ahlakta aranmasına işaret ediyor. İşin zahirden başladığını da not ediyor.
Ahlakın bize ilk hatırlattığı, iyiyle kötüyü ayırt edebilme, doğruyu bulma, arama. Bu işin “ne”lik kısmı. Ne yapmalı? Fakat sanırım, Hz Pir’in
kastettiği burada kalmıyor. Meselenin bir de “nasıl”lığı var - Nasıl
yapmalı? Burada işin içine öteki ile olan ilişkimiz, onun özeli, kendine özgülüğü de giriyor. Onun, bizim cevabımıza alacağı tavrı hesaba
katarken buluyoruz kendimizi. Ortaya çıkan tavırdan memnun olup olmayacağını düşünüyoruz. Bu mecburen bize bir
davranış seti oluşturma ve bizi bunlardan muhatabımızın tavrına en uygun olanı
seçmeye yöneltiyor. Bu noktada Mead’ın ferdi ben, sosyal ben kavramlarına dönmüş
oluyoruz – kendi kendini (zihni, dili, benliği) inşa ediş. Sonrası bireysel tutumlardan evrensel
formlar çıkarmak.
“Sıkıntıda olan herhangi birine
yardım edebilen kişi, bu evrenselliği insandan çok daha öteye taşıyıp
hissedebilen herhangi bir canlının acı çekmesine müsaade etmeme formuna dönüştürür.
Bu, sıkıntıdayken kendisine yönelebileceğimiz diğer bir forma yönelik olarak
sergilediğimiz tavırdır. Şefkat duygusunda ifadesini bulur. Ailesinden çok
uzakta olan bireylerde yaygındır. Sevgi, insan formunda olmasa bile ebeveynsel
bir yaklaşımı güdüleyen herhangi bir yavru forma yönelik olarak da kendini
gösterir. Küçük şeyler bir tür şefkat duygusu uyandırır. Bunlar, bu tavrın
evrenselliğinin ne kadar geniş olduğunu göstermektedir; hemen hemen her şeyi,
kişinin kişisel bir ilişki kurabileceği her varlığı kapsar. “ sh.295
Niçin burada dolaşıyorum? Bunun üzerine niye düşünüyorum?
Mevleviye'deki insan yetiştirmenin – ki bu bir toplumsal çabadır-
mekanizmalarını anlamak için.
*Zihin, Bellek ve Toplum
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
2 Ekim 2019 Çarşamba
36
Riya bir hayal dünyası yaratıyor, çoğu kez kendimizin de inandığı, inanmak zorunda kaldığı. Onun yarattığı dünyayı sürdürebilmek için nefretleri diri tutmak gerekiyor. Benlerden onlara, sınırlar çekiyoruz. Düşmanlıkları nöbetçi dikiyoruz bu sınıra, başkasını anlamamak, kendimizi eleştirmemek için.
Etiketler:
Denemeler,
Felsefe,
Geleceğe mektuplar,
Kısık ateşte,
Mesnevî,
Okuduklarımdan notlar,
Tasavvuf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

