TDK sözlüğü: Başkalarına karşı saygılı ve incelikle davranma, incelik, naziklik, zarafet
Nezaket evet ama niçin? : Kendimiz için mi, başkası için mi? Faydası nedir? Bir iş nazaket sınırlarına girilmeden de, hakkaniyet korunarak pekala yapılabilir. Bir hak gülümsemeden, selamlaşmadan, hal hatır sormadan da teslim edilebilir. Nezaket bunun üzerine ne kor?
NASIL : Pasif bir hal değil, ilk bunu söyleyebiliriz ve çoğunlukla her yeni durumda yeniden ortaya çıkan, üretilen bir refleks; kesinlikle bir seyirci pozisyonu değil. Abartı değil, abartıda ben burdayım diyen bir eğretilik var, bu yüzden bir denge ihtiyacı var. İlla bir şey yapmak ta değil, nezaket bazen hiç bir şey yapmamak, susmak, kenara çekilmekte olabilir.
Yaşanılan kültürlere göre asgariyi gösteren, içinde yaşanılan toplumun bireyleri tarafından muhatablarından beklenilen zamana, adetlere , bölgelere, geleneklere bağlı olarak değişebilen nezaket gösterme usulleri de var; anlık, değişen durumlara karşı.
Güzellilke bir bağ kurulabilir , bir güzelik arama, memnuniyet var nezakette.
Nezaket bir hal sunmakdır, örnek olmakadır; muhatabına barışı, sulhu, sevgiyi, güveni hatırlatmaktır; değer verdiğini göstermektir. Nezaket içinde bir yaklaşım dostluk doğurur, varolan dostlukları pekiştirir. İnsandan insana bir neşe aktarır. Akıp giden zamanı durdurur, dikkati yapılan işten muhatabına aktarır.
İncelikli, ağır, karışık kuralları olan görgü kurallarını nereye koymak lazım? Sorun bu kuralların insanla olan bağlantısı ,samimiyeti . Karşındakiyle bir bağlantı kurmak yerine yapıldığında egoyu , benliği güçlendiren, şekli kalan, diğer bütün ritüeller gibi alışkanlık kazanmaktan başka bir işe yaramaz (Ola ki alışkanlık bir yerde şekilden öze bir yol bulabilirse o başka).
Hümanist gelenek içinde nezaket kuralları medeni bir insanın profilini, öğrenilebilir davranış kalıplarını çizmekten ibarettir. Bu yüzden yemeğin çatalla yenmesinden ziyade hangi çatalla yenmesi önemlidir. Başkasını rahatsız etmekten ziyade, başkasına bilgisiyle birlikte kendini sunmak, ortak bir sosyal dili kullanmak, aynı sosyal gruba üyeliği onaylamaktır.
KİBİR:Nezaketle kibir arasında ince bir çizgi var. Nezaket farkında olmadan kibire varabilir. Bir köre selam veren aslında kendi benliğini okşar. Nezaket niçin, nasıl gösterildiği ile bağlantılı.
Devam edecek, düzeltilecek, üzerinde düşünülecek
24 Şubat 2008 Pazar
22 Şubat 2008 Cuma
İstanbul'da patlama
Ekonomik kalkınma için her şey mubah mı? 2
Tuzla'da işçi ölümleri
Ekonmik gelişme için her yol mübah mı? 1
Değişim- Şaşı çırak
Davutpaşa ve Tuzlanın düşündürdükleri
Müdahale etmediğimiz,edemediğimiz için suçluluk duyduğumuz olaylar vardır. Gücümüz yetmez, sesimiz çıkmaz seyirci kalıveriz. Bazende yanıbaşımızda birden patlar ne olduğunu anlayamayız, anladığımızda da iş işten geçmiştir
Dünyanın yada ülkenin bir yerinde kötü bir şey olduğunda, tv kanallarını değiştiriz izlememek için, gazetelere bir göz atıp geçeriz elimizden bir şey gelmiyeceği için.
Ekonomik gelişme için nelerden vazgeçilebilir yada neler ihmal edilebilir, görmezden gelinebilir?
Gelişim ,değişim kaçınılmaz. Değişirken neyi koruyacağız kendimiz olarak kalmak için yada neleri korumamız gerekir. Eğer her şey değişecekse yeni koşullar altında biz artık eski biz değiliz, başka bir şeyiz. Kişisel ve toplumsal gelişimizde değişim kaçınılmaz. Zaman zaten bunu zorunlu kılıyor.
Mütedeyin müslümanın dünya meseleleri üzerine fikri, tavrı, duruşu olmalı mı? Yoksa müslümanlık emeklilikte yapılacak camiden eve, evden camiye bir hobi mi? Ya da işyerine girildiğinde global dünya vatandaşı, evin kapısından girildiğinde dindar mı olunacak? İnsan olmak ,hak, hukuk tanımak şalteri indirğinizde/ kaldırdığınızda devreye girecek, insan arzusuna tabi bir şey midir? Kötüye giden bir şey varsa , benim terminoljimde olmasada, daha evvel konuşulmasada bu benim onu en azında dil ile bunun yanlışığın teslim etmeme vebalini üzerimden almaz.
Hukuk ortak bir akıldır, bir ihtiyaçtan, bir hakkı korumak, teslim etmek için vardır.
İnsanlıktan çıkarak; hukuğu, hakkı görmezden gelerek, değişimden yana olmak bizi biz olmaktan çıkarmayacak mı? Para kazanan makinalara dönüştürürmüyecek mi?. Duygusuz sistemin bir çarkı. Bazı şeyleri feda ettiğimzde neyi koruyoruz, ailemizi mi? kendimizi mi? Feda etmeler başladığında bir gün yokuşu çıkmak, düşmememek için pedalı çevirmek gerektiğinde kendimizide feda etmeyeceğimizin bir garantisi var mı? Fedalar başladığında bunun nerde duracağı belli olur mu?
İnsanlığı birşeyler için, birşeylere feda ettiğimizde hepimizin çırak olduğu hayatta, hikayedeki gibi şaşı çıraklara dönüyoruz. Oysa kırdığımız şişe tek ve o şişe insanlığımız.
Ekonomik gelişme için haktan, hukuktan, insanlıktan fedakarlık edilemez.
Burada sabit değişmeyecek geçmişte de olan , geleceğimize taşıyabileceğimiz, diğer değerleride sürükleyecek, geleneği de temsil eden temel bir bakış açısına, kanatimizce insanlığa ihtiyacımız var.
Müdahale etmediğimiz,edemediğimiz için suçluluk duyduğumuz olaylar vardır. Gücümüz yetmez, sesimiz çıkmaz seyirci kalıveriz. Bazende yanıbaşımızda birden patlar ne olduğunu anlayamayız, anladığımızda da iş işten geçmiştir
Dünyanın yada ülkenin bir yerinde kötü bir şey olduğunda, tv kanallarını değiştiriz izlememek için, gazetelere bir göz atıp geçeriz elimizden bir şey gelmiyeceği için.
Ekonomik gelişme için nelerden vazgeçilebilir yada neler ihmal edilebilir, görmezden gelinebilir?
Gelişim ,değişim kaçınılmaz. Değişirken neyi koruyacağız kendimiz olarak kalmak için yada neleri korumamız gerekir. Eğer her şey değişecekse yeni koşullar altında biz artık eski biz değiliz, başka bir şeyiz. Kişisel ve toplumsal gelişimizde değişim kaçınılmaz. Zaman zaten bunu zorunlu kılıyor.
Mütedeyin müslümanın dünya meseleleri üzerine fikri, tavrı, duruşu olmalı mı? Yoksa müslümanlık emeklilikte yapılacak camiden eve, evden camiye bir hobi mi? Ya da işyerine girildiğinde global dünya vatandaşı, evin kapısından girildiğinde dindar mı olunacak? İnsan olmak ,hak, hukuk tanımak şalteri indirğinizde/ kaldırdığınızda devreye girecek, insan arzusuna tabi bir şey midir? Kötüye giden bir şey varsa , benim terminoljimde olmasada, daha evvel konuşulmasada bu benim onu en azında dil ile bunun yanlışığın teslim etmeme vebalini üzerimden almaz.
Hukuk ortak bir akıldır, bir ihtiyaçtan, bir hakkı korumak, teslim etmek için vardır.
İnsanlıktan çıkarak; hukuğu, hakkı görmezden gelerek, değişimden yana olmak bizi biz olmaktan çıkarmayacak mı? Para kazanan makinalara dönüştürürmüyecek mi?. Duygusuz sistemin bir çarkı. Bazı şeyleri feda ettiğimzde neyi koruyoruz, ailemizi mi? kendimizi mi? Feda etmeler başladığında bir gün yokuşu çıkmak, düşmememek için pedalı çevirmek gerektiğinde kendimizide feda etmeyeceğimizin bir garantisi var mı? Fedalar başladığında bunun nerde duracağı belli olur mu?
İnsanlığı birşeyler için, birşeylere feda ettiğimizde hepimizin çırak olduğu hayatta, hikayedeki gibi şaşı çıraklara dönüyoruz. Oysa kırdığımız şişe tek ve o şişe insanlığımız.
Ekonomik gelişme için haktan, hukuktan, insanlıktan fedakarlık edilemez.
Burada sabit değişmeyecek geçmişte de olan , geleceğimize taşıyabileceğimiz, diğer değerleride sürükleyecek, geleneği de temsil eden temel bir bakış açısına, kanatimizce insanlığa ihtiyacımız var.
20 Şubat 2008 Çarşamba
Kervancı
Yusufa ipi sarkıtan kervancı nerden bilsin kuyudaki Hz. Yusuftur. Fakat o, garip bir kervancının ipini bekler. Kuyuda bekleyene bir sebep gerekir, sebep olacak birisi, kuyudaki Yusuf olsa bile.
13 Şubat 2008 Çarşamba
Bırak
Bırak sana tutunup kalksın ayağa
Yada düşecekse sana tutunsun
Evet arkanı dönüp gitsen
Ayıplamaz kimse belki
Üstün başında kirlenmez
Canın sıkılmaz
Ama ...
O da bir insan, bırak
Yada düşecekse sana tutunsun
Evet arkanı dönüp gitsen
Ayıplamaz kimse belki
Üstün başında kirlenmez
Canın sıkılmaz
Ama ...
O da bir insan, bırak
12 Şubat 2008 Salı
Anlayabildiklerimiz ..
Sağlam bir zemine basmak zorundayız, ayağımızın altından toprağın kaymaması, üzerimizden zamanını geçmemesi için.
Rüzgarda uçuşan dallar gibi fikirler arasında kaybolmakda var.
Fikirleri değerlendiriken ölçümüz olmalı , hayata, insana, vicdana dair.
Bu toprağın üzerinde bu fikir ne kadar uyar, ona bir katkı yapar, geliştirir ya da ne kadar eğreti dururur
Herşeyi yeni baştan bu an için, her yeni olay karşısında tekrar tekrar değerlendirmek.
İnsan temelli düşünceleri aramak, geçmişin tadına vararak, ama geçmişe kapılmayarak bugünde yaşamak, fikri, hayatı tekrar üretmek.
Sahici olanla bir olmak ona destek vermek, onu geliştirmek; geliştiriken gelişmek, öğrenmek.
Avam yazısınıdan anlayabidiğimiz ve aklımıza geleneler
saygı ve sevgilerimizle
Rüzgarda uçuşan dallar gibi fikirler arasında kaybolmakda var.
Fikirleri değerlendiriken ölçümüz olmalı , hayata, insana, vicdana dair.
Bu toprağın üzerinde bu fikir ne kadar uyar, ona bir katkı yapar, geliştirir ya da ne kadar eğreti dururur
Herşeyi yeni baştan bu an için, her yeni olay karşısında tekrar tekrar değerlendirmek.
İnsan temelli düşünceleri aramak, geçmişin tadına vararak, ama geçmişe kapılmayarak bugünde yaşamak, fikri, hayatı tekrar üretmek.
Sahici olanla bir olmak ona destek vermek, onu geliştirmek; geliştiriken gelişmek, öğrenmek.
Avam yazısınıdan anlayabidiğimiz ve aklımıza geleneler
saygı ve sevgilerimizle
11 Şubat 2008 Pazartesi
kopi peyst dünyası
Bilgisayarın nimetlerinden copy+paste , yani kopayala yapıştır.
Hoşuna giden birşeyleri yollamak istediğnde en kolay yol. Okuyan için yollayan hakkında hazır bir kartvizit, bir tanıma olanağı. Bir başkasının fikirler üzerinden bir kimlik ifadesi.
Bazende hayat gailesinden dolayı ortaya çıkan sıkıntıların ,köşeye kısılmışlıkların nefrete, öfkeye dönüşüp ifade bulduğu bir alan kopi payst dünyası.
Kopi peyst bir düşünme tembeliği midir, yazamama sıkıntısı, bir saklanma, yada bende burdayım kolaycılığı mıdır bilinmez.
İstediğimiz kadar burda olalım, ifade edemedikten sonra kim bizim farkımıza varır. Hayalet olmadan hayal etmek , yazmak, fikri bir ucundan bağlamak, sağından solundan incelemek, etrafında dolanmak; insanlıkla, adaletle tartmak belki benimsemek, belkide kaldırıp atmak lazım. Yada başkalarının fikirlerini üzerinde eğreti durduğunu bile bile giymek.
Hoşuna giden birşeyleri yollamak istediğnde en kolay yol. Okuyan için yollayan hakkında hazır bir kartvizit, bir tanıma olanağı. Bir başkasının fikirler üzerinden bir kimlik ifadesi.
Bazende hayat gailesinden dolayı ortaya çıkan sıkıntıların ,köşeye kısılmışlıkların nefrete, öfkeye dönüşüp ifade bulduğu bir alan kopi payst dünyası.
Kopi peyst bir düşünme tembeliği midir, yazamama sıkıntısı, bir saklanma, yada bende burdayım kolaycılığı mıdır bilinmez.
İstediğimiz kadar burda olalım, ifade edemedikten sonra kim bizim farkımıza varır. Hayalet olmadan hayal etmek , yazmak, fikri bir ucundan bağlamak, sağından solundan incelemek, etrafında dolanmak; insanlıkla, adaletle tartmak belki benimsemek, belkide kaldırıp atmak lazım. Yada başkalarının fikirlerini üzerinde eğreti durduğunu bile bile giymek.
9 Şubat 2008 Cumartesi
Kimlik üzerine sorular
Kimlik bir alışkanlıklar bütünü müdür? Görülen, duyulan, kabulenilen bir şey midir?
Kimlik edinilir mi, yoksa zaten var mıdır?
Kimlik değişir, gelişir, derinleşir mi?
Kimlik bireysel, özgür bir tercih midir? Yoksa varolanın yaşanması mıdır?
Kimlik bir muhalefet aracı olabilir mi? Bir isyan olabilir mi?
Kimlik bir özelliğe indirgenebilir mi?
Kimliği tarif için hazır bir reçete var mıdır?
Savunduğumuz, üzerimize giydiğimiz kimlik ne kadar bizimdir?
Kimlik edinilir mi, yoksa zaten var mıdır?
Kimlik değişir, gelişir, derinleşir mi?
Kimlik bireysel, özgür bir tercih midir? Yoksa varolanın yaşanması mıdır?
Kimlik bir muhalefet aracı olabilir mi? Bir isyan olabilir mi?
Kimlik bir özelliğe indirgenebilir mi?
Kimliği tarif için hazır bir reçete var mıdır?
Savunduğumuz, üzerimize giydiğimiz kimlik ne kadar bizimdir?
30 Ocak 2008 Çarşamba
Tevazu
Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre : Kendi değerini olduğundan aşağı gösteren, başkalarını küçük görmeyen, büyüklenmeyen (kimse), mütevazı:
"Güzel çehreli müsteşar bey, nazır beyin kapıcısından daha alçak gönüllü idi."- Ö. Seyfettin.
Neden tevazu , tevazunun sahtesi, sahtenin sürekliliği zor. Kendimize dönerek yaşadığımız bir şey, farkları görmemek, farklardan geçmek, bir eşitlik arayışından çok, içinde bulunulan zamanda yaşanan iyinin tüm zamanlar için geçerli olmadığının farkında oluştur .
Tevazunun yol kesicilerinden, insanlar arasında eşitsizlik fikri üzerine : İnsanlar arası eşitsizlik fikri aklın anlama mecburiyetinden doğmuş bir yanılsama.Akıl anlamaya çalışır sınıflar, tanımlamaya çalışır farklar üzerine çalışır. Bir yere koyabilmek , tanımlamak için önce farkları değerlendirir. Belki buna sebeb; bizden bağımsız varolan, karar veren , bizi etkileme gücüne sahip bir şeyle, birisiyle birlikte olma gerginliğidir. Eğer ilk kabül baştan farklı ve bir sürü irade üzerine kuruluyorsa ,bunların dost/düşman olma ihtimali varsa; her yer çatışma alanı oluverir ve bu bir mecburiyet halini alır. Saf anlama ve tanımlama insani değerlerden ve zamandan çıkartılmış tanımlamaları içerir ki, aydınlama sonrası batının bir yerde bilimsel anlama çabası methodunu ürünü bu.
İnsanları değerlendirken hep kendi pencerimizden değerlendiriz. Ya bizden eksik yada fazladırlar. Ya bizden akıllıdırlar yada .. Bu yüzden bize göreler onlara duyduğumuz saygıyı yada saygısızlığı belirler, tavrımızı şekillendirir. Görmezden gelmek yada hasetden kurtulmakmadıkça, bize görelerden sıyrılmadıkça tevazuu duyamayız. Tevazu bize görelerin dışında bir yerde olmalı. Ortak ve değerli olan bir şeyin karşısında...
Bu haliyle tevazu bir eşitlik arayışı mı, hayır burası ancak bir başlangıç olabilir. Başka insanları , varlıkları kendinden düşük görmemenin,büyüklenmemenin. Tevazuyu orataya çıkaran saikler bambaşka kaynaklardan beslenmekteler.
Burada da birlik kuralı çalışıyor gibi gözüyor. Doğuda erdem olarak kabul edilenlerin hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu ,hakikatın değişik görünümlerinden biri olması, o an için yaşanması gereken halin bir icabı, belki de anın yegane doğru cevabı. İçinde merhamet ve şefkat bulunmayan bir eşitlik ne kadar tevazuya yaklaşabilir. Belkide tevazunun doğulu bir kavram olmasının sebebi merhamet ve şefkatle kurduğu bağdadır. Burada bir parantez açmakta fayda var, bu yazıda bahsedilen batı, aydınlanma sonrası batı (doğunun karşıtı)dır, hiristiyan ahlakının tevazu ya bakışı, bunun günümüze bırakmış olabilaceği tortu hakkında fikir sahibi değiliz.
Bir başarıda insan kendini niçin olduğundan daha küçük göstersin yada yaptığı şeyi önemsiz kabul etsin. Ya mütevazi olduğu için bir övgüyü daha hak etmek yada bu övgüye kapılıp kendini olduğundan daha yüksek görmemek içindir. Tevazunun pratik faydası ben daha hayırlıyım a yakalanmamaktır. Buna kendinde bir irade vehmetmeyide ekleyebiliriz.
İnsanın elinde kendini değerlendirme konusunda doğru bir ölçü yok. Yaptığı yada eylediği iş ile olan zihinsel bağı bir tutunmaya dönüşebilir. Elinden yada dilinden çıkmış güzel bir şeye karşın her zaman arkasını dönüp gidemez. Bazen gözlerini ve zihini yaptığı şeyden alamıyabilir, aklı orda takılı kalabilir. Ve yaptığı işin ona bir varlık izafe ettiğini düşünebilir, o işten kendine dönerek kendinde bir varlık bulmaya çalışabilir.
Bunun ne zararı var? İlk başta yaşadığı anı kaybeder ,onu değerlendiremez, geçmişe takılı kalır. Karşındakilerden bir takdir beklentisi içine girer.
Tevazu çok az insan için ise yaşanan/yaşanmaya çalışılan bir haldir. Burda bir başarı yada güzelik sonrasındaki geri çekilmeden ziyade , çevredeki herkese karşı duyulan bir emanet hissiyle karışık duyulan saygının ifadesidir. Tevazu burada bir geri çekiliş değil , önünü görmek için geri duruştur, dikkat kesiliştir.
Aldatıcı sağlık, hastalıktan daha kötüdür. Mütevazı görünen öyle kimseler vardır ki;kendilerini herkesten üstün görürler de tevazuu lütuf gibi etrafa saçarlar. Yaman Dede
devam edecek, derlenip toparlanacak, düzeltilecek
"Güzel çehreli müsteşar bey, nazır beyin kapıcısından daha alçak gönüllü idi."- Ö. Seyfettin.
Neden tevazu , tevazunun sahtesi, sahtenin sürekliliği zor. Kendimize dönerek yaşadığımız bir şey, farkları görmemek, farklardan geçmek, bir eşitlik arayışından çok, içinde bulunulan zamanda yaşanan iyinin tüm zamanlar için geçerli olmadığının farkında oluştur .
Tevazunun yol kesicilerinden, insanlar arasında eşitsizlik fikri üzerine : İnsanlar arası eşitsizlik fikri aklın anlama mecburiyetinden doğmuş bir yanılsama.Akıl anlamaya çalışır sınıflar, tanımlamaya çalışır farklar üzerine çalışır. Bir yere koyabilmek , tanımlamak için önce farkları değerlendirir. Belki buna sebeb; bizden bağımsız varolan, karar veren , bizi etkileme gücüne sahip bir şeyle, birisiyle birlikte olma gerginliğidir. Eğer ilk kabül baştan farklı ve bir sürü irade üzerine kuruluyorsa ,bunların dost/düşman olma ihtimali varsa; her yer çatışma alanı oluverir ve bu bir mecburiyet halini alır. Saf anlama ve tanımlama insani değerlerden ve zamandan çıkartılmış tanımlamaları içerir ki, aydınlama sonrası batının bir yerde bilimsel anlama çabası methodunu ürünü bu.
İnsanları değerlendirken hep kendi pencerimizden değerlendiriz. Ya bizden eksik yada fazladırlar. Ya bizden akıllıdırlar yada .. Bu yüzden bize göreler onlara duyduğumuz saygıyı yada saygısızlığı belirler, tavrımızı şekillendirir. Görmezden gelmek yada hasetden kurtulmakmadıkça, bize görelerden sıyrılmadıkça tevazuu duyamayız. Tevazu bize görelerin dışında bir yerde olmalı. Ortak ve değerli olan bir şeyin karşısında...
Bu haliyle tevazu bir eşitlik arayışı mı, hayır burası ancak bir başlangıç olabilir. Başka insanları , varlıkları kendinden düşük görmemenin,büyüklenmemenin. Tevazuyu orataya çıkaran saikler bambaşka kaynaklardan beslenmekteler.
Burada da birlik kuralı çalışıyor gibi gözüyor. Doğuda erdem olarak kabul edilenlerin hepsinin birbiriyle bağlantılı olduğu ,hakikatın değişik görünümlerinden biri olması, o an için yaşanması gereken halin bir icabı, belki de anın yegane doğru cevabı. İçinde merhamet ve şefkat bulunmayan bir eşitlik ne kadar tevazuya yaklaşabilir. Belkide tevazunun doğulu bir kavram olmasının sebebi merhamet ve şefkatle kurduğu bağdadır. Burada bir parantez açmakta fayda var, bu yazıda bahsedilen batı, aydınlanma sonrası batı (doğunun karşıtı)dır, hiristiyan ahlakının tevazu ya bakışı, bunun günümüze bırakmış olabilaceği tortu hakkında fikir sahibi değiliz.
Bir başarıda insan kendini niçin olduğundan daha küçük göstersin yada yaptığı şeyi önemsiz kabul etsin. Ya mütevazi olduğu için bir övgüyü daha hak etmek yada bu övgüye kapılıp kendini olduğundan daha yüksek görmemek içindir. Tevazunun pratik faydası ben daha hayırlıyım a yakalanmamaktır. Buna kendinde bir irade vehmetmeyide ekleyebiliriz.
İnsanın elinde kendini değerlendirme konusunda doğru bir ölçü yok. Yaptığı yada eylediği iş ile olan zihinsel bağı bir tutunmaya dönüşebilir. Elinden yada dilinden çıkmış güzel bir şeye karşın her zaman arkasını dönüp gidemez. Bazen gözlerini ve zihini yaptığı şeyden alamıyabilir, aklı orda takılı kalabilir. Ve yaptığı işin ona bir varlık izafe ettiğini düşünebilir, o işten kendine dönerek kendinde bir varlık bulmaya çalışabilir.
Bunun ne zararı var? İlk başta yaşadığı anı kaybeder ,onu değerlendiremez, geçmişe takılı kalır. Karşındakilerden bir takdir beklentisi içine girer.
Tevazu çok az insan için ise yaşanan/yaşanmaya çalışılan bir haldir. Burda bir başarı yada güzelik sonrasındaki geri çekilmeden ziyade , çevredeki herkese karşı duyulan bir emanet hissiyle karışık duyulan saygının ifadesidir. Tevazu burada bir geri çekiliş değil , önünü görmek için geri duruştur, dikkat kesiliştir.
Aldatıcı sağlık, hastalıktan daha kötüdür. Mütevazı görünen öyle kimseler vardır ki;kendilerini herkesten üstün görürler de tevazuu lütuf gibi etrafa saçarlar. Yaman Dede
devam edecek, derlenip toparlanacak, düzeltilecek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)