Kindarlık üzerine söylenen sözler yaygınlık kazanıyor, resmi olarak telaffuz edilir hâle geliyor. Kin dün bir suçlama idi. Bugünse kabullenilmiş ve savunulur bir şeye dönüştü.
"Düşmanımız kindir bizim", "Yetmiş iki alem birdir bize"den geldiğimiz nokta düşündürücü.
Söz Necip Fazıl'a izafe edilip yapılan eleştiriler bertaraf edilmeye çalışılıyor; bayram değil, seyran değil bu da nerden çıktı diyenlere.
Kin üzerinden bir adalet, insanlık tesisinin yolu pek gözükmüyor, ne kadar istisnalar üzerinde düşünülüp parantez açılmaya çalışılsada.
Yönetmek için kitleleri diri tutmaya yarayabilir belki, doğabilecek yıkıcı sonuçları görmezden gelebiliyorsanız ki, savaş şartlarında bile bir savaş adaletinden söz edilecekse orda bile kullanılır bir şey değil.
Bugün kin, diğer bütün kavramlar gibi, söyleyininden bağımsızlığını ilan ederek gündemimize oturdu, üzerinde düşünmek ve bir şekilde kavramı aşma mecburiyetiyle birlikte. Mecburiyet, beraber ve barış içinde yaşayabilmenin yollarını aramaktan, tesis etmekten, yaşatmaktan.
Yıkıcı etkiden söz açmışken; Habil, Kabil'den de sorumlu mudur? Kabil'i Kabil yapan şartlarda bir dahli olmasa da, kardeş olmaktan kaynaklanan bir sorumluluktan bahsedilebilir. Hele kimin, ne zaman Habil, ne zaman Kabil olduğu, olacağı, olabileceği belli olmayan bir zamanda.
Kine tutunarak yaşamak bir düşmanın varlığı ile mümkün. Düşmanla yaşamak, öfke duyarak yaşamak bir seçim bazen ve insanî. Ama düşmanı olmak demek öfkeyi, kini yaşatmaya bir mecburiyet değil. Kini, öfkeyi ayakta tutmak için düşman icad etmekse bir zulüm olur herhalde.
23 Şubat 2012 Perşembe
9 Şubat 2012 Perşembe
Tinerli şiir
Perili köşklerin ahalisi tinerden serhoş
Akşamdan kalan zincir sesleri ne hoş
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kırılmış zincirlerle herkesin başı hoş
ya da
Tinerden serhoş perili köşkün tüm ahallisi
Gece tek tek kırılmış zincirlerinin hepsi
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kalan kırıntıları toplayansa köşkün fareleri
Akşamdan kalan zincir sesleri ne hoş
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kırılmış zincirlerle herkesin başı hoş
ya da
Tinerden serhoş perili köşkün tüm ahallisi
Gece tek tek kırılmış zincirlerinin hepsi
Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf
Kalan kırıntıları toplayansa köşkün fareleri
4 Şubat 2012 Cumartesi
..
Gönlü teskin içindi at, fil, kale
Ateşe tahammül içindi bir yerde
Devirdi keşişlerden biri taşları
Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı
Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı
Soğuktu ve kuşların karnı açtı
Ateşe tahammül içindi bir yerde
Devirdi keşişlerden biri taşları
Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı
Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı
Soğuktu ve kuşların karnı açtı
1 Şubat 2012 Çarşamba
..
Tut ki şarabız yıllanmaktayız
Ondan dumanlanan dimağımız
Pespayeleşip de sirkeleşmemiz
Kokusuyla dönüp dönüp durmamız
Ondan dumanlanan dimağımız
Pespayeleşip de sirkeleşmemiz
Kokusuyla dönüp dönüp durmamız
30 Ocak 2012 Pazartesi
Karda yürümek zordur
"Onlar, biz evlerimizde sıcacık otururken, gece başımızı yumuşak yastığımıza dayayıp uyurken, bu soğuklarda dışarıda yaşam savaşı veriyorlar. Çoğumuz onları yiyecek ararken ya da soğuktan sığınacak küçücük bir köşe kollarken fark ediyoruz. Fakat onları fark etmeyenlerimiz, yanlarından öylece yürüyüp gidenlerimiz veya onları hiç umursamadan yoluna devam edenlerimiz de mevcut, sanki görünmezlermiş gibi... Ama onlar tıpkı bizim gibi üşüyorlar, acıkıyorlar ve konuşamıyorlar. Biz karnımız tok sıcak yataklarımızda yatarken, onların aç bilaç soğuk kaldırımlarda titremeleri sizce adil olur mu? Lütfen dışarıda bu kar kıyamet varken, evden kalan yemek artıklarınızı çöpe atmayın! Kapınızın, bir parkın, ormanlık alanlara yakınsanız uygun yerlere bırakın. Hayvanlar çok aç, normalde mama dağıtımı yapan bir çok gönüllü yollar kapalı vb nedenlerle bir çok yere ulaşamıyor. Hatta imkanınız varsa bahçe kapınızı / depo / garaj kapınızı açık bırakın - en azından geceleri sığınabilecekleri bir yerleri olsun! Çünkü bunu yapmak için "hayvan sever" olmak gerekmiyor, "insan" olmak yeterli!"
Kaynak:
http://www.facebook.com/#!/media/set/?set=a.10150560668189182.415891.180936529181&type=3
Sefika Kutluer - Pavane po.50 ile ediker18
26 Ocak 2012 Perşembe
Çeşmi Siyah
gece, çeşm-i siyaha düşen kirpiklerindendir
yüce dağların puslu yolları canın derdindendir
yüce dağların puslu yolları canın derdindendir
17 Ocak 2012 Salı
Seçkinci Kültürel Bakış??
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1075706&Yazar=EZGI-BASARAN&CategoryID=98
Beşir Ayvazoğlu'nun röportajı kitle kültürü/halk kültürü ile yüksek kültür diye isimlendirilen kültür üzerinden yürütülen tarışmaları hatırlattı. Beşir Ayvazoğlu, ya şehire gelenlerin bir kültürel geçmişlerinin olmadığına inanıyor ya da bu kültürle şehirde (/burjuva(?)) üretilen kültür arasında bir hiyerarşi kurmakta.
Yazarın seçkincilikle suçlandığı kesimin halk müziğine olan aşinalığını, emeğini görmezden gelmemek lazım. Bugün klasik Türk Müziği diye adlandırılan müziğe Bizans Müziği diyenler de olmasına rağmen, içlerinde bu müziğe saygıyla yaklaşanların sayısı oldukça kabarıktır. Gerek yerli senfonik eserler, gerek Anadolu Rock ve hatta hafif müzik bu kaynakla uzun süre ilinti olmuştur. Ya bu kültürlerin arasındaki geçişkenlikler? Fuzuli okuyan Kazancı Bedih'i nereye koyacağız? Aruzla yazılmış Halk Türküleri ya da makamlı türküler? Kentte yetişmesi düşünülen yeni burjuvalar bunlara sırt mı dönecek?
Sanat hakkında malumat sahibi olmak güzel de bu bir seyircilik vasfı nihayetinde. Ama sanatla uğraşmanın gayesi amatörce olsa bir şeyler yapabilmek olmalı ve aynı zamanda, bir müzik aleti çalmak, çalan şarkıya eşlik edebilmek de olsa gerek. Yazar tarafından burjuvaya yüklenen misyon sanat eserinden anlamak, konsere gitmek, hat/tezhip satın alarak sanatçının yaşamasına imkan tanımaktan öteye gitmiyor.
Seçkincilik eleştirisi bir başka seçkinci bakıştan yapılıyor gibi duruyor.
Beşir Ayvazoğlu'nun röportajı kitle kültürü/halk kültürü ile yüksek kültür diye isimlendirilen kültür üzerinden yürütülen tarışmaları hatırlattı. Beşir Ayvazoğlu, ya şehire gelenlerin bir kültürel geçmişlerinin olmadığına inanıyor ya da bu kültürle şehirde (/burjuva(?)) üretilen kültür arasında bir hiyerarşi kurmakta.
Yazarın seçkincilikle suçlandığı kesimin halk müziğine olan aşinalığını, emeğini görmezden gelmemek lazım. Bugün klasik Türk Müziği diye adlandırılan müziğe Bizans Müziği diyenler de olmasına rağmen, içlerinde bu müziğe saygıyla yaklaşanların sayısı oldukça kabarıktır. Gerek yerli senfonik eserler, gerek Anadolu Rock ve hatta hafif müzik bu kaynakla uzun süre ilinti olmuştur. Ya bu kültürlerin arasındaki geçişkenlikler? Fuzuli okuyan Kazancı Bedih'i nereye koyacağız? Aruzla yazılmış Halk Türküleri ya da makamlı türküler? Kentte yetişmesi düşünülen yeni burjuvalar bunlara sırt mı dönecek?
Sanat hakkında malumat sahibi olmak güzel de bu bir seyircilik vasfı nihayetinde. Ama sanatla uğraşmanın gayesi amatörce olsa bir şeyler yapabilmek olmalı ve aynı zamanda, bir müzik aleti çalmak, çalan şarkıya eşlik edebilmek de olsa gerek. Yazar tarafından burjuvaya yüklenen misyon sanat eserinden anlamak, konsere gitmek, hat/tezhip satın alarak sanatçının yaşamasına imkan tanımaktan öteye gitmiyor.
Seçkincilik eleştirisi bir başka seçkinci bakıştan yapılıyor gibi duruyor.
28 Aralık 2011 Çarşamba
Akrebin derûnun'dan
Birgün akrebin biri, nehrin öbür yakasında kalmış yavrularına kavuşmak için kurbağaya ricacı olur.
Kurbağa akrebe der ki "geçiririm de - bu iş, canıma kast etmeyeceğine söz verirsen ancak olur"
Kardeş bizim zararımız bir kendimize, bir de anca kulağı delike ehlinedir, sözümüz aşkla doludur
Kurbağa, sırtında akrep atlar taştan taşa, aşka gelir akrep atar nara sesi tastamam alemi doldurur
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür
Kararı kalmaz kurbağanın, "sen bensin ben sen" der de yakasını yenini yırtar
Kim kurbağa kim akrep ne farkeder, kurbağa da akrep de aşk nehrine atlar
Kurbağa akrebe der ki "geçiririm de - bu iş, canıma kast etmeyeceğine söz verirsen ancak olur"
Kardeş bizim zararımız bir kendimize, bir de anca kulağı delike ehlinedir, sözümüz aşkla doludur
Kurbağa, sırtında akrep atlar taştan taşa, aşka gelir akrep atar nara sesi tastamam alemi doldurur
Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür
Kararı kalmaz kurbağanın, "sen bensin ben sen" der de yakasını yenini yırtar
Kim kurbağa kim akrep ne farkeder, kurbağa da akrep de aşk nehrine atlar
24 Aralık 2011 Cumartesi
Ne yapayım ben böyleyim
"Ne yapayım ben böyleyim" bir mazeret midir?
İnsanın bir teselli olarak kendisine söylediğinde anlamı olan bir şey. Düzeltici bir hareket olarak kederden kurtulumak derdiyle, kötü durumdan dikkati alıp ileriye bakmak açısından bir silkinme belki. Sınırlarını tekrar çizmek o sınırlar içinde tekrar başlamak ya da durumu, hâli herneyse kabullenmek.
Başkalarının hakkı hukuku üzerinden, bunları çiğnemeye yönelmiş bir uslup söz konusuysa iş değişiyor. Bu hem yöneldiği kişinin hukukunu çiğnmek oluyor, hem de hareketi meşrulaştıracı bir anomiyi geliştiriyor.
Uslup sorunlarına öfke kontrolsüzlüğü, boş bulunma gibi mazeretler üretilebilir. Bunlar, daha sonra tamir edici bir tavır sergilendiğinde dikkate alınabiliecek mazeretlerdir. Bozuk uslubu mazur göstmekten ziyade kötü sözün sahibinin de insan olduğu, hata yapabileceğinden yola çıkılarak; kabahati insani eksiklile bir arada görebilmek. İnsanî mazertlerin işlerliği ise bir özre muhtaç her zaman.
İnsanın bir teselli olarak kendisine söylediğinde anlamı olan bir şey. Düzeltici bir hareket olarak kederden kurtulumak derdiyle, kötü durumdan dikkati alıp ileriye bakmak açısından bir silkinme belki. Sınırlarını tekrar çizmek o sınırlar içinde tekrar başlamak ya da durumu, hâli herneyse kabullenmek.
Başkalarının hakkı hukuku üzerinden, bunları çiğnemeye yönelmiş bir uslup söz konusuysa iş değişiyor. Bu hem yöneldiği kişinin hukukunu çiğnmek oluyor, hem de hareketi meşrulaştıracı bir anomiyi geliştiriyor.
Uslup sorunlarına öfke kontrolsüzlüğü, boş bulunma gibi mazeretler üretilebilir. Bunlar, daha sonra tamir edici bir tavır sergilendiğinde dikkate alınabiliecek mazeretlerdir. Bozuk uslubu mazur göstmekten ziyade kötü sözün sahibinin de insan olduğu, hata yapabileceğinden yola çıkılarak; kabahati insani eksiklile bir arada görebilmek. İnsanî mazertlerin işlerliği ise bir özre muhtaç her zaman.
18 Aralık 2011 Pazar
Hz. Mevlâna'nın Şems-i Tebrizi hz.lerine büyük muhabbeti var. Adına bir büyük Divan-ı Kebir'i adamışlar. Onun Şems'de gördüğünü görmekten aciziz.
"Sadece Şems yoktu" demek bir rütbe tenzili. Uslüp şöyle diplomatik bir uslup da değil: Efendim Şems bir ummandı, büyük veliydi, ama onun yanında Hz. Mevlâna'nın başka yoldaşları da oldu.
Tarihte daha evvel Şems'e karşı olanların yaptığını bu devirde tekrarlamayacağız. Tekrarında ısrar edilen bu söylemi mantıklı bir gerekçe ortaya konmadıkça paranteze alacağız.
"Sadece Şems yoktu" demek bir rütbe tenzili. Uslüp şöyle diplomatik bir uslup da değil: Efendim Şems bir ummandı, büyük veliydi, ama onun yanında Hz. Mevlâna'nın başka yoldaşları da oldu.
Tarihte daha evvel Şems'e karşı olanların yaptığını bu devirde tekrarlamayacağız. Tekrarında ısrar edilen bu söylemi mantıklı bir gerekçe ortaya konmadıkça paranteze alacağız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

