21 Eylül 2007 Cuma

Doğu ve Batı Arasında İslam- Aliya İzzetbegoviç


Otoriteye itaat etmiş ve fakat inanmadığı yasaları hiçbir zaman benimsememiş Alija İzzetbegoviç, yaklaşık yarım yüzyıl ateist ve materyalist bir politik hegemonyanın çoraklaştırdığı topraklarda "Ölümünden sonra Allah'ın yeryüzünü diriltmesi" düşünceleriyle çevresini diriltmiş, onu izleyen ve okuyan insanların acılı ruhlarına Mesih'in kutlu nefesi gibi esmiştir. Bu yüzyılın başlarında Hind Yarım kıtasında nasıl Muhammed İkbal Doğu İslamı'nın derin ve şiirsel bir soluğu oldu ise, onun gibi aynı yüzyılın sonlarında Alija İzzetbegoviç de Batı İslamı'nın soluğu olmaya aday bilge bir kişiliktir. İzzetbegoviç yakın tarihimizin en önemli ve seçkin müslüman bilge düşünürlerinden biridir. Onun entelektüel birikiminin zenginliğini ve derinliğini anlamak için elinizdeki bu kitabını okumak yeterlidir.

18 Eylül 2007 Salı

Method üzerine-patika

Hakikkat ele avuca gelir bir şey değil. Çocukken hatırlarım küçük bir ayna alıp güneşe tutardık. Onun yansımasını takip eden bir kedi yada küçük çocuk aynadan yansıyan ışığın peşinden koşar dururdu. Yakalamak ne mümkün.

Hakikat de aynadan yansıyan güneş ışığı gibi, yakalanası bir şey değil. Belki bir an hissedilebir.

Kendi yolumuz üzerinde de bazen böyle ışıklara rastlıyoruz. Peşinden koşuyoruz. Daha sonra bir başka ışık bizi cezbediyor onun peşine takılıyoruz.

Meşhur sözdür Amerika yı tekrar keşfe gerek yok . Peki bizim Amerikanın keşfinden haberimiz yoksa.

Yol pek çok ve bu yolların bazıları birbirne çok benziyor. Bizden evvelde bu yollardan birileri geçmiş. Duraklarda, yolların kesiştiği yerlerde durup, daha evvel bu yollardan geçenlerin izlerinden, hikayelerini dinlemeli.

Bir müddetir yoldayız. Yolda olan arayandır, ulaşmak isteyendir.

Eğer herkesin kendine göre bir yolu varsa ve bazıları sürüye dahil olmamak için otobanı tercih etmediyse ; o zaman bir tempo tuturmak , metodlar belirlemek lazım.

Çobanların (daha doğrusu yeryüzü çobanlarının) fikrine pek güvenemediğim için, hiç bir zaman sürüde olmaya tercih etmedim. Kırlara , çayırlar götürse de en nihayetinde çoban sürüyü kasaba teslim etmeyecek mi? :)

Bu yüzden tek başınayız yolda. Ama bu yıldızlardan da yol sormayacağız demek değil.

Yolcu yolunda gerek vesselam. Usul, usul ; küçük adımlarla- Eski bir dizide Banazlı İsmail in dediği gibi usuletle ve suhuletle

7 Eylül 2007 Cuma

Türkiye üzerine

Türkiye ulusal sentezini yapmak zorundadır

Türkiye ne yapıp yapıp kendi ulusal sentezini yapmak zorundadır. Ulusal kültür sentezi yoktur.Osmanlı ve Selçuklu inanılmaz güzellikte bir ümmet kültür sentezi sunmuştur. Gazi, Dil Kurumunu ve Tarih Kurumu'nu bunlar için kurmuştur. Biz burdan Batı kültürü, Batı kültürü deyip duruyoruz, oraya gidince Batı kültürünün olmadığını görüyorsunuz. Fransız kültürü, İngiliz kültürü, Alman kültürü, Amerikan kültürü var. Hepsi birbirinden çok farklıdır. Tek ortak değerleri; Hristiyanlık. Onlar, Batı Hıristiyan Kültür çevresini oluşturmuş. Burda da bir doğu müslüman kültür çevresi var. Müslümanlık din olarak ayrı, ama bir de kültür boyutu var. Kültür olarak bunu bırakıp Hıristiyan kültüründen yararlanıp ulusal sentez yapamazsınız. O zaman ne oluyor aydınla halk arasında şimdi yaşadığımız karşıtlık çıkıyor. Halk aydını benimsemiyor, itiyor. Aydın da halkı benimsemiyor, bundan da gavur yararlanıyor. Aydını kullanıyor istediğini yaptırıyor. İşte görüyorsunuz; milyon dolarlar gönderip istediği gibi kullanıyor. Çünkü senin kendi değer ölçülerini ortadan kaldırıyorlar. Bu defa halk pusulasını şaşırıyor. Kültürsüzleştiriliyor...

Atilla İlhan

http://www.tilahan.net/default.asp?lang=0&pId=16&quotaId=26


İlber Ortaylı-İmporotrluğun en uzun yüzyılı sh.170-171

"Laik toplum düzeninin tanımın burada ele almalıyız. Böyle bir tanım muhtelif biçimde yapılagelmiştir. Bazıları laiklikten her din ve inanca mensup grupların tolere edildiği, bazıları da toplum hayatının düzenlenmesinde dindışı kaynaklara dayanan hukuk normlarının egemen olduğu bir hukuk düzenini kasteder. Oysa bu iki koşul laik toplumda bulunması gerekli, ama yeterli nitelikler değildir. Laik toplum standart ve monist(tekli) bir yönetim düzenini ve farklı din ve cinsiyette insanların eşit koşullarla bağlı olduğu bir hukuk mevzuatının bulunduğu toplum düzeni demektir. Yani bir toplumda dini hoşgörü olabilir (Eski Roma , ortaçağ İslam ve Osnmanlı imporatorluklarında olduğu gibi), dindışı kaynaklardan esinlenen veya bu gibi kaynakların ağırlık kazandığı bir hukuk mevzuatı uygulanabilir(Osmanlı, Eski Roma , Bizans ve Cengiz imparatorlukları gibi), ama toplumda her dini cemaat aynı yasalarla yönetilmiyorsa, kadın ve erkek için dini inanaca dayalı farklı düzenleme ve normlar varsa (mirasta eşitsizlik, toplum hayatında kısıtlama ve farklılık gibi), hatta sadece belirli bir sınıf için,örneğin ruhban için imtiyazlar tanınmış ve yönetici elitin imtiyazlarının meşruyieti Tanrısal bir kaynağa dayandırılarak açıklanıyorsa, orada laiklikten söz edilemez. Bizim siyasal düşünce ve tarihiliğimizde bir garip tutum bu noktada başlar . Saydığımız gayrilaik kurum ve adetler kendi çağının icabıdır. 20. yüzyılın laik hukuk düzeni geçmiş çağ için gerekli değilidir, aramanın beyhude ve yanlış bir tarih yaklaşımı olduğu açıktır.Kısacası tüm toplumsal sınıflar için hukuki mevzuatın uygulanması, hiç kimseye dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımayan bir toplum düzeni diye tanımlanan laikliğin, merkeziyetçi modern toplum yapısıyla özdeş olduğu, ancak o sayede gerçekleşebileceği açıktır. Laiklik, bir yerde, modern toplumun ön koşullarının gerçekleşmesine bağlıdır. Ancak toplumun belirli bir gelişme düzeyinde bu ideoloji , yeni hukuk ve toplum düzeyinin gelişimini hızlandırabilir de..."

24 Ağustos 2007 Cuma

İslam üzerine

* İslâm dini, orta bir dindir. Kur'ân-ı Kerîm, Muhammed ümmetine, «ümmeti vasat» demektedir (II, 143). İslâm dininde dünyayı bırakıp ibadete koyulmak, ahiret için yaşamak, yahut âhıreti hiç düşünmeyip dünyaya dalmak olmadığı gibi, tam bir tenzîh, yani Allah'ı kâinattan ayrı saymak, yahut tam bir teşbîh yani Allah'ı, kâinat olarak kabul etmek, bir insanı Tanrılaştırmak gibi ifrat ve tefrit de yoktur . A.Gölpınarlı- 100 soruda tasavvuf


İnna lillah ve inna ileyhi raciun

* 5/4183 Baş - aşağı geri dönmekten emin olrak havada "Gerçekten de biz, O'na dönenleriz" diye kanat çırparlar
O Keremden de "Gelin" sesi gelir; o dönüşten sonra hırstan, gamdan bir şey kalmaz onlarda
----------------
"Gerçekten de biz, O'na dönenleriz" II. surenin (Bakara) 155 - 156 ayetlerinin meali şudur : " Andolsun ki mutlaka sizi birazcık korkuyla, açlıkla, mal, can ve meyva noksanıyla sınayacağız. Müjdele sabredenleri ; onlar, bir musibete uğradıkları zaman, gerçekten de biz Allah' ınız ve gerçektende gene de gerisin geriye O'na döneceğiz derler" 156. ayeti-i kerimedeki korku, müşriklerin kastı, açlık , savaşla uğraşmayüzünden beliren açlık, kıtlık, can, ve meyva noksanı, aynı zamanda hayvanların ölümü, evlat acısı v.s. olarak da tefsir edilmiştir. 156. ayeti-i kerimedeki "Gerçekten de biz Allah'ınız" sözünü Hz. Ali, " Allah'ın, nefsimizdeki tedbir ve tasarrufunu ikrar" , "Ve gerçektende gene de gerisin geriye O'na döneceğiz" sözünü "Yokluğumuzu itiraf", yani, onun adaletine, rahmetine, kalacağımızı bilmek ve bildirmek tarzında tefsir etmişlerdir. 156. ayetin, "Gerçekten de biz Allah'ınız" sözüyle başlayan son kısmı, ayetin nihayetine dek , bir köyü haber, bilhassa ölüm duyulunca okunur. İmam Ca'fer'üs - Sadık, atalarında, Hz.Peygamber'in (S.M), " Kimde dört şey varsa, olursa, Allah onu, cennet ehlinden yazar : Allah' tan başka mabut tanımayan, Allah, kendisine bir nimet verince, Allah' a hamdeden, bir şu işleyince yalıganma dileyen ve bir musibete uğrayınca, gerçekten de biz Allah'ınız ve gerçekten de gene gerisin geriye O'na dönenleriz diyen" buyurduğunu rivayet etmişlerdir. (Mecma'ul - Beyan; I, s.237-238).

Mesnev-i Şerif *5. cilt. sh.365 A.Gölpınarlı

23 Ağustos 2007 Perşembe

Yazmak zorundayım

Yazmak zorundayım

Ne kadar eğri büğrü olsada

Ne kadar çocukça olsada

Abuk sabuk olsa da

Nakilden kurtulmalıyım

Bir tuğla da ben koymalıyım

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Bir işaret

Gene kafam karışık

O da doğru, bu da

Bir işaret lazım bana

Halikkatin peşinde

Bir işaret taşı, bir ayak izi

Hiç

Hiç elin hava da kaldı mı?

Hiç göğsün öfkeyle doldu da

Ağzından bir nefes çıkmadı mı?

Hiç pişmanlıkla kıvrandın mı?

Öylese var bir kuvvetin

Öyleyse var bir umudun kardeşim