18 Kasım 2011 Cuma

Popüler kültür ürünleri üzerinden toplumsal değişimenin yönü üzerine

Kültürün zaman içinde (toplumsal değişmelere paralel) değişebildiğini, zamana uyduğunu kabul ettiğimizde kültürün güncel üzerinden de bir şeyler söylediğini kabul ediyoruz sanırım. Kültürün, ister istemez, üretildiği dönemin ruhunu taşıdığını söylemek yanlış olmaz. Her ne kadar sanatçının kendi derdi üzerinden şekillense de, hikaye hep belli bir zaman üzerinden, bakıştan gerçekleşiyor. Tarihsel romanlarda/filmlerde, belli bir zamanı bilerek işlememeğe, zamandan kopmaya çalışanlarda bile. Tanpınar'ın, Yahya Kemal'in yeni cumhuriyeti ve onun arayışlarını temsil etmesi; Orhan Kemal'in, Kemal Tahir'in, Yaşar Kemal'in köy romanları üzerinden 60 ların düşünce dünyasının ışığığla eser vermiş olması  gibi.

Kültür endüstrisi üzerinden 2000'li yılları neler temsil edecek? Ya da elimizde, günümüzde üretilip okunduğunda/seyredildiğinde ilerde klasik olarak kabul edilebilecek bir şeyler var mı? Bir şeyin klasik olup olmamasına tabii ki zaman karar verecek. Ama en azından bugünden, adaylardan söz açıp tahminlerde bulunmak mümkün. Burada problem, hangi ürünlerin popüler kültürün, hangilerinin kültür endüstrisinin ya da bağımsız bir derdi anlatmanın üzerine kurulduğunu tespit etmete. İzleyici/okuyucu yoğunluğuna bakarak bir şeyler söylemekse yanıltıcı olabilir. Burada bir diğer problemse kişisel tercihlerin etkisi olacaktır. İhsan Oktay Anar klasik katagorisine girebilir dediğimizde kişisel bir tercihi ifade etmiş oluruz. Herkesin bu fikre katılmasını beklemek doğru olmaz. Bu olsa olsa, İhsan Oktay ismi üzerinden bir tartışmayı başlatmak olacaktır.

2000'li yıllarda kültür endüstrisinin emek ve sermaye ayırdığı en önemli alan tv dizileri oldu. "Çocuklar Duymasın" 2000 li yılların popüler dizilerinden biri olsa da dönemin ruhunu ifadeden çok "Süper Baba" tarzı aile dizilerinin devamı gibiydi. Daha geride "Neşeli Günler"le simgeleşen Yeşilçam ekolünü sürdürmekteydi. Katışıksıksız kültür endüstrisinin ürünü diyebileceğimiz tv dizilerinden dönemin ruhunu yansıtmaya aday "Muhteşem Yüzyıl" dizisi ise artan tarih merakının bir neticesi gibi duruyor. Tarihsel olarak yeni dönemin ruhunu yansıtmaya çalışsa da, hegomanik dille yeni dönemin uyuşmaması aldığı eleştirilerin şiddetine işaret gibi duruyor. Bir kaş yapayım derken göz çıkarma vaziyeti. Reyting garantisi dizi şablonları ile zamanın anlatım tarzınının değişen ve kendini henüz ifade edememiş bakışla karşı karşıya gelişin ilk tecrübelerinden. Daha evvel, içerk olarak Yeşilçam'da çekilmiş "Battal Gazi", "Malkoçoğlu" ndan çok farklı olmasa da, can acıtan yönünün incelenmesi gerek; tepkilerin bir çarpıtma/beceriksizlik ya da hoşgörüsüzlük olup olmadığını anlamak için. Yine de tepkinin hakim otoritenin diliyle uyuşmadığını söylemek ilk elde yanlış olmaz herhalde.



2000'li yıllarda kültür açısından en canlı alan, ilgiye tabi olan alan sinema oldu. Nuri Bilge Ceylanın filimleriyle canlanan, güven kazanan sinemanın kayda değer ürünleri oldu. Edebiyatsa bu alanda en zayıf alan olarak gözküyor ki burda derin bir boşluk var. Çok satan romanların çoğu popüler kültürün alanında. Yazılış aşamaları, pazarlama stratejileri ile bu alanın simgeleşen ismi, Elif Şafak'ın "Aşk" romanı.

Oluşan bu boşluğu 2000'li yılların bir sorunu olmaktan ziyade 80 sonrasının bir sorunu olarak da görüp ifade etmek mümkün, bir parantez olarak. Ya da 2000'li yıllardaki toplumsal değişmenin aslında çok kuvvetli olmadığını, bu yüzden kültürel olarak kendini ifade edemediğini. Boşluğu, toplumsal değişmelerdeki "kültürel gecikme" teorileri ile açıklamak da bir başka cevap olabilir. Ya da etnosantirik bakışın gücünden dolayı derinlikli bir bakışın doğmadığından/doğamadığından söz edilebilir. Buna bugünün romanını yazacak olanlara söz hakkı verilmemiş olmasını da ekleyerek.

Bu konuyu da kısık ateştekiler konusuna ekleyip yazıyı şimdilik bağlayalım.

4 yorum:

N.Narda dedi ki...

Zaman zaman düşündüğüm bir konuya değindiniz: Yakın tarihi onar onar yıllara ayırırım ve hepsinin bir şekilde bir "tarzı"olduğunu görürüm, 40'lar,50'..hatta 90'lar; moda,edebiyat,sinema akımları,gençlik hareketleri...Acaba 2000 ve 2010 grubunu nasıl sınıflandırırız diye düşünürüm. Şimdilik bulanık ve köksüz kolajların dönemi diyordum :)

Kültür endüstrisi tabiri yeni mi, bana öyle geldi, ilginç:)

Konulara çok derli toplu,birçok açıdan bakıyorsunuz.Devamı lütfen :)

Enis Diker dedi ki...

Biraz dağınık ve aceleye gelen bir yazı oldu:)) 2000 li yıllarda bir toplumsal değişme yaşıyoruz, onu temsil eden kültürel ürünlerse ortada yok. Kültür endüstrisi tanımı, kar amacıyla ve piyasa koşulları ile hakim otoriteyi sürdürmeyi amaçlayan kültürü anlatmak için önerilmiş bir terim. Bizim de yeni öğrendiğimiz bir terim, anlamak için etrafında dolanıyoruz şimdilik:))

Yorum için teşekkürler:)

pisikopati dedi ki...

Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. Eğer bir faydası olacaksa İhsan Oktay klasiktir bence de:)

Enis Diker dedi ki...

Bence de bugünlerden klasik çıkacaksa İhsan Oksan Anar en önemli adaydır. Gerçi şu anda yazılmakta olan daha kuvvetli bir aday var, ama şimdilik beklemede duyduğumuz kadarıyla:)))

Yorum için teşekkürler:)