10 Temmuz 2009 Cuma

Nefes

Kapıları örttüm

Perdeleri çektim

Kendimleyim

Kendimdeyim

Bir ferah kokunun

Bir ferahfezanın peşindeyim

27 Haziran 2009 Cumartesi

Özgürlük / seçim ?

Akan giden zaman içersinde insan bir bütün halinde durur. Geçmişi, bugünü yarına olan ümitleriyle bir yerden bakar zamana. Çözemedikleri ise onun bu bakışıyla hayat arasındaki bakışıdır. Durduğu yeri değiştirdiğinde o yer yer üzerinde yeni bir bakış yada derinlik elde ederek sorunları çözmeye çalışır. Çoğu zaman toptan bakışını değiştirmektense, kendi konumunu derinleştirmeyi yeğler.

Toplumlarında bir tutarlı akışları var mıdır? Bireysellik, özgürlük anlık keyfi kararların neticesi değilde tutarlı bir bütünlüğe uyum çabasının gölgesi altındadır. Özgür karar, kendi kendini idare edebilme ile yönlendir(il)me, imkanlar ( gözetilerek mecburen daha iyi ) dahilinde kendi kararını alabilmekde sınırı nerde başlar? hep kararları bir şekilde etkiler. Buna kendini koruma içgüdüsü ile alınmış kararlarlar ile yapılmış seçimleride ilave etmek lazım. Kimi nükleer bir gelecek ile çatışmayı tehlikli görür, kimi nükleersiz var oluşun daha tehlikeli olduğunu düşünür. Bütün pozisyonlar iki temel savunma içgüdüsüne indiğinde diğer seçimlerinde bir anlamı kalmaz. (Ya da bu temel tercih üzerinden yeniden anlamlandırılır) Gelecek korkusu yada korunma refleksi ile karar alma hepsine baskın çıkar.

Birbirinde farklı akılcı tercihlerin karşılıklı tükendiği (ya da diyoloğun kalmadığı diyelim)yerde ise korkularla, ihanet iddiaları ile akıldışı saflaşmalar başlar. Bu tarz tecihlerin öne çıktığı, gündelik hayatın sıkıntılarının bunların gölgesinde değersizleştiği seçimlerin ise ne kadar özgür ve demokratik olduğunu düşünmek lazım.

20 Haziran 2009 Cumartesi

Vaktin oğlunun gelecek beklentisi ?

Yazıdan anlayabildiğimizi toparlamaya çalışırsak :)

Tutunmak her zaman eğreti, ve tutunduğumuz herşey her daim geçici olduğundan eğreti. Beklemek zamanı bize hissetiren, tutunacağımız şeyi bekleten ve onun eğretiliğini de kederle bize hatırlatan.


Vaktin oğlu üzerine fikir yürütmeye kalkarsak herhalde (mantıkla ve dışarıdan) eğreti olana tutunmayan ve beklemeyen olmalı. Aklı ilerde bir zamanda olan nasıl bu anı yaşarda anın efendisi olur ki.

Ya da biz projemizsek, yarınımızsak bugün neyiz? Bugüne ve yarına yayılmak, zamana yayılmak belki cevab. Geleceğin bugüne vuran gölgesi?

Bu günle yarını bağlayan proje ya da normlar, bir yerden bakabilmek; rüzgarda savrulmak değil. Anın surprizine karşı ise esnek , eşikte, eleştirel olmak

Yarından ümit bir vakit beklentisine, inancına bağlı. Vakti olduğuna imana. Tembellik ve erteleme değil de bir akış içinde olmanın verdiği alışkanlık diyelim. İyi şansa, çalışmaya, iyi niyete de inanç aynı zamanda. Beklentileri çekip aldığımızda iyi niyeti ayakta tutan şeyin kendi özümüzün ,ne olursa olsun, zarar görmüyecek bir şey olması olabilir ni acaba ?

Bilemiyorum...

16 Haziran 2009 Salı

Her şey güzel olacak +40

Her şey güzel olacak diyelim ki bir temenniden öte değil ve her şey büyük bir ihtimalle üç aşağı beş yukarı bu şekilde devam edecek.

Ve bu çok da bedbaht bir durum değil muhtemelen, yaşanan bu anda çok fazla kötü değil; çekilen bir kaç sıkıntı sayılmazsa :)

Her şey güzel olacakdan vaz geçmek bir yandan rahatlatıcı. Bu anı, şimdiyi değerlendirmeyi sağlıyor ; problemleri gözrmezden gelmeyide engelliyor. Anı heba etmekten kurtarıyor bir yerde.

Diyelim ki her şey güzel olacaktan vaz geçtik - yerine ne koyacağız?

Balkon sefası

İliştim sandalyenin ucuna
Güneşten kamaştı gözlerim
Yeni yıkanmış balkonun
Bir köşesine bıraktım değneği

Üst kattaki komşunun torunu olmuş
Karşımızdaki dükkan bakkal olacakmış
Annem bir çırpıda anlatı, balkona girerken
Bir elinde çaydanlık, bir elinde nihale

Mahmurluğumuz, yorgunluğumuzla
Balkonun bir köşesinde dinlenirken
Çay kaşıklarının seslerini dinledik
Bardaklar neşeyle dolarken

09 Haziran 2009 Salı

Öğrenme / Herkesi Hızır bilmek üzerine

Faik Beye

Yazınız çok güzel, konuda güzel bu konuda bir katkıda biz yapmaya çalışalım, aklımız yettiğince .

Hızır bilmek zannediyoruz halk arasında zor durumda kalan birisinin bu probleminin çözümü için , genellikle maddi yardım, beklemesidir. Hızır Aleyhisselamın değişik kılıklarda görünebilir olması herkesi Hızır kabul etmeyi gerektirir düşüncesini doğurmuştur.

Tasavvufi olarak düşünürsek , ki bizi ilgilendiren kısımda bu sanırız , işin rengi biraz değişiyor. Müşkül burda maddi değil; elde edilmesi gereken ise hikmet, öğrenilecek şey , alınacak öğüt oluyor. Eğer yanlış hatırlamıyorsak Cüneyd Bağdadi'den nakledilen bir menkıbede bir çocuktan, saçları dağınık bir kadından bir şeyler öğrenilebileceğini anlatan hikaye bize bir şeyler söyleyebilir.

Öğrenme sonlu bir şey değil. Her şeyi bilmek, her hikmete sahip olmak da iddia edilebilecek bir şey değil. Bu öğretmeninde ,bilmeninde sonlu olmadığını gösteriyor. Öğretende , karşındakini değerlendirende bir yerde kendi bilgisinin ufku ile bu değerlendiremeyi yapıyor yada öğretiyor. Sanırız bu bizi öğrenmede, öğretmede, ötekini değerlendirmede temkin ve tavazu kapısının önüne bırakıyor. (incitmemek ? (bu konu için ) ise tevazu/temkinin uyanık tututuğu insanlığımızın neticesi , yoksa insanlık tümüyle bir sakınma değil )

Bu noktada iletişime açık olmayan kişiden de bir şeyler öğenilebilir. (Hızırlık bizim müşkülümüzle bağlantılı; karşımızdaki haliyle, yaptıklarıyla - pek ala farkında olmadan, başka bir amaca yönelik bir gaye ile hareket ederkende yaptıklarıyla gören göz, arayan akıl için bir kapı açabilir.) Bu onların saldırısına açık olma mecburiyeti anlamında değil. Onların tavırlarından bir hikmet yakalamak anlamında. Yoksa kendimizi korumak, zulme karşı olmak gerektiğinde ve doğruyu söylemek , tabii mümkün olduğu kadar nezaketle, bir zorunluluk olarak ortaya çıkabilir. ( verdiğimiz tepkininde bildiklerimiz hududunca olduğınu unutmadan, kendimiz adına yanılabilir olduğumuzu bilerek ) .



Selam ile

31 Mayıs 2009 Pazar

Kendi kendini onay

Kendi kendini onaylamak zorunda kalmış insan (eşitliğe, hakanıyete dayalı karşılıklı iletişim ile savaş dışında bir üçüncü yol olarak ) ne kadar başarılı olabilir? Ağır hastalıkların, mecburi yalıtılmışlıkların yalnızlışlaştırdığı insan kendine dönmek, kendinini tamamalamak, tanımak konusunda (yada ayna) mecburen bir yol, iz aramak zorunda kalacaktır. Kendini onaylaycak bir kişinin varlığı yoksa muhtemelen kendini tanımada kendine varmadaki ihtiyaç duyacağı insanı (ne kadar mümkün bilemiyorum) atlamak zorundadır.

Bu atlamanın, diğerininden vazgeçerek kendine dönme çabasının önünde birde çoğu zaman diğeriyle beraber, onun yarattığı değersizlik kalesinide geçmek zorunluluğu vardır ki karşındakini bakışındaki çarpıklığı teslim edip onu hoşgörüyle geride bırakabilmekte bir ateşten gömlektir.

Bu yüzden sanırım bir cüzamlıya uzanan elin değeri büyüktür.

29 Mayıs 2009 Cuma

Aşk ile

Güneşin altında

Akşamın ve sabahın serinliğinde

Mermercilerin çekiçleri vurur

Aşk ile peşisıra, durmadan


Ve üzerlerinde serçeler döner

Birbirine kanatları değerek


Rüzgarla eğilen selvilerinse

Düşer gölgeleri,

Bir köşede

Neşeyle, aşk ile

Misket oynayan çocukların üstüne

15 Mayıs 2009 Cuma

Müslümanın kapitalizm ile imtihanı

Müslümanın kapitalizm yada başka bir ekonomik sistemin içinde davranış biçimlerini ölçebilecek, onlara çıkış noktası olabilecek kavramlar, ilkeler neler olmalıdır ? ( Yada işin kendine has kuralları mı vardır? İş başka, din başka mıdır - webercilerin dediği gibi )


İlk akla gelenler kanaat, makul kar talebi , çalışma barışını sağlama, çalışmayla alakalı olanlar; birde harcama yönü var, lüks tüketmemek, israf etmemek her halükarda yaptığında aşırıya kaçmamak orta yolu bulmak.

Kanaat sahibi olmak bir görgü işi, bir yaşanmışlık , konfor talebini asgaride tutabilmek (se de tek başına bir şey ifade etmiyebilir ) ; ve sade yaşam bir alışkanlık işide olabilir. Din ise sade yaşamın yanında tevazuyu da istiyor , paylaşmayıda, komşusu açken yatanı kabul etmiyor. Ben sade yaşarımla kurtulamıyorsunuz. Etrafına bak ihtiyacı olan var mı diyor.

Herkesin ihtiyacı olan bir şeye sahip olabilirsiniz. Çarşıda pazarda onu fahiş fiyatla satamıyorsunuz. Sahip olduğunuzu, kazandığınız ise geliş güzel harcayamıyorsunuz, kazanmış olmanız yetmiyor.

Zengine bir şey demiyor , ipin ucunu kaçırmaması şartıyla. Tüketimde lüksü, gereksiz israfı kabul etmiyor. Elinin altındakilere zulmü yasaklıyor yediklerinden yedir , giydiklerinden giydir diyor, barışı tesis işini ona devrediyor.

Kapitalist sistemde kazançlar ve ticaret yüz yüze ilişkilerden ekranlara, telefonlar geçti. Sıkışan hayat , artan talepler herkesin bildiği temel ilkelerden sapmaya zorladı insanları. Maille siparişler geçilir, telefonla teyit edilir, siparişler kargoyla, kargo şirketleri ile yollanır, paralar banka havalesi ile hesaplara yatırılır oldu - insanlar artık sanal ticarete alıştılar . Teknolojik kapitalizm ticaretten yüzyüze ilişkileri kaldırdı. İlkeler daha rahat esnetilir oldu bu sayede. Dayatılan tek tip ticaret ahlakı, ticaretten dayanışmayı, karşılıklı kazanmayı, başkalarını düşünmeyi ortadan kaldırdı. Müslümanda neticede bunun dışında kalmıyor. Onun için sınav burda başlıyor.

İlkeler ne için esnetiliyor ? Mal yığmak, para biriktirmek için olabilir mi?

07 Mayıs 2009 Perşembe

Beslenme/diyet/kanaat

Bir yanda devasa bir diyet endüstrisi, açlığı tavsiye eden mistikler, bir yanda obez bir dünya, bir diğer yanda beslenemekten ölen çoçukarın,insanların ; afrikası, uzakdoğusu. Belki komşusu değil aç yatan - ama aç kalmak bir yana ölen


İhtiyacımız olan nedir? Herkese göre değişir olması lazım. Yapılan işe, harcanan kaloriye, bünyeye göre. Her kese bir kibrit kutusu peynir, üç öğün simit diyeti verilmesi ne kadar sağlıklı. Ciddi bir şekilde diyete ihtiyacı olan var, sağlık sorunları sebebiyle, ciddi şekilde yemeye ihtiyacı olan var sğlık sebebleri yüzünden ; bir uzmandan, rastgele birinden, rastgele bir diyetten değil.

Ya israftan , görgüsüzlükten kaynaklanan, hayatı yemeğe yada yemek için yaşamaya çevirenler (alkolikliğin tanımı gibi oldu :) ) bir çeşit bozukluk - ruhsal mı , metbolik mi bilemiyorum.- belki her ikisi.

Obeziten de, anoreksiden de, açlıktan da ölenler var, sağlıklarını kaybeden organları iflas eden.

Denizi bir testiye doldursan ne kadarını alır?
Bir günün kısmetini

Yiyip içmek alışkanlıkları zamanla oluşuyor. Bazen imkanlar bunun gelişmesini sağlıyor. İçinde yaşadığmız çevrenin, iş aralarında yemeye ayrılan vaktin; hazır yemek, yemek zorunda kalışın alışkanlıkları oluşturmada etkisi var .

devam edecek