8 Mart 2012 Perşembe

Baharı beklerken


Üsküdarlı kumrular valizlerinin telaşında

Kargalarsa demlenmekte bir yaz uykusuna

Güneş baharı toplarken martın ayazında

Aşıklar arşınlamakta hastahane koridorlarında

6 Mart 2012 Salı

Eğitim üzerine notlar :

* Eğitim vatandaşlar için bir hak, devlet içinde yapılması gereken bir ödevdir. Bu yüzden eğitim, anayasa ile güvence altına alımış kamusal bir hizmettir.

* İLO'nun aldığı tavsiye kararlarında çocukların çalışma yaşının üye ülkelerde 16 ya çekilmesi öngörülmüş. Genel kabul 14 yaş, ama bizde 13 yaş olarak uygulanıyor.*

* Eğitimi üzerine ilk düşünceler "bireyi toplumsal hayata hazırlamak" olmuştur. Buna toplumsal hayata alıştırmak, belli bilgileri/müfredatı öğrenmek, toplumun benimsediği yaşam tarzına uyum sağlamak eklenebilir. **

* Eğitimin sosyal tabakalar arasında hareketliliği sağlayabilmesi için fırsat eşitiğini sağlıyor olması lazım. Bunun için çocukların yeteneklerinin açığa çıkabileceği imkanlara ulaşmakta bir engelle karşılaşmaması, yetenekleri çerçevesinde eğitim görmeke zorlanmaması, aldıkları eğitimi hayatta kullanabileceleri imkanlara adil olarak ulaşabilmeleri gerekir. Her kademedeki engelleme hem sosyal tabakalar arasındaki hareketliği bozmuş olacak hem de toplumsal değişmeye/gelişmeye
engel olacaktır.

* Eğitimciler okula başlayan çocukların farklı ekonomik - sosyal gruplardan gelmeleri açısından eşit başlamadığını söylemekte. Bu farkın nasıl kapatılması gerektiği kendi başına bir sorundur. Okul öncesi eğitim bunun için önerilmiş çözümlerden biridir.

* Eğitim aynı zamanda, öyle ya da böyle bir aidiyet üzerinden vatandaşlık inşa eden bir yöne sahiptir. Bu aidiyetin oluşumu neticesinde yasalara uyan, başkalarına saygılı bireyler yetişecekse bu aidiyetlerin tanımı üzerinde dikkatlice düşünmek gerekir.

* Çocukların mesleki eğitime yönlendirilmesinde okul eğitimine başlamadan önceki sosyal farkların kapandığı, yeteneklerinin ortaya çıkmasında bir teddütün oluşmayacağı, İLO sözleşmlerinin ve tavsiyelerinin dikkate alındığı yaşları beklemek faydalı olacaktır. Yaz kampı, ek ders, seminer, seçmeli dersler vs gibi seçeneklerle verilebilecek eğitimler için yeteneklerinin dışında eğitimere çocukların yönlendirilmemeleri de iyi olacaktır herhalde.

*Karma eğitim üzerine son bir söz; kız okullarının/erkek okullarının tekrar tartışıldığı bir dönemde; erkek kardeşi ya da kız kardeşi olmayan çocuklar için karma eğitim karşı cinsi tanımak açısından bir fırsat. İlerki hayatlarında karşı cinse nasıl davranılır, sınırlar nedir vs. öğrenmek açısından. Bunun ötesinde, illa bir fayda ummadan, daha eşitlikçi olduğu için karma eğitim daha savunulur ve makul gözüküyor.


*Sosyal Politika sh.255-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/CEK101U.pdf
* Sosyolojiye Giriş 219-232-AÖF yayınları
http://eogrenme.anadolu.edu.tr/eKitap/SOS101U.pdf

23 Şubat 2012 Perşembe

Necip Fazıl'ın sözü ayet mi?

Kindarlık üzerine söylenen sözler yaygınlık kazanıyor, resmi olarak telaffuz edilir hâle geliyor. Kin dün bir suçlama idi. Bugünse kabullenilmiş ve savunulur bir şeye dönüştü.

"Düşmanımız kindir bizim", "Yetmiş iki alem birdir bize"den geldiğimiz nokta düşündürücü.

Söz Necip Fazıl'a izafe edilip yapılan eleştiriler bertaraf edilmeye çalışılıyor; bayram değil, seyran değil bu da nerden çıktı diyenlere.

Kin üzerinden bir adalet, insanlık tesisinin yolu pek gözükmüyor, ne kadar istisnalar üzerinde düşünülüp parantez açılmaya çalışılsada.

Yönetmek için kitleleri diri tutmaya yarayabilir belki, doğabilecek yıkıcı sonuçları görmezden gelebiliyorsanız ki, savaş şartlarında bile bir savaş adaletinden söz edilecekse orda bile kullanılır bir şey değil.

Bugün kin, diğer bütün kavramlar gibi, söyleyininden bağımsızlığını ilan ederek gündemimize oturdu, üzerinde düşünmek ve bir şekilde kavramı aşma mecburiyetiyle birlikte. Mecburiyet, beraber ve barış içinde yaşayabilmenin yollarını aramaktan, tesis etmekten, yaşatmaktan.

Yıkıcı etkiden söz açmışken; Habil, Kabil'den de sorumlu mudur? Kabil'i Kabil yapan şartlarda bir dahli olmasa da, kardeş olmaktan kaynaklanan bir sorumluluktan bahsedilebilir. Hele kimin, ne zaman Habil, ne zaman Kabil olduğu, olacağı, olabileceği belli olmayan bir zamanda.

Kine tutunarak yaşamak bir düşmanın varlığı ile mümkün. Düşmanla yaşamak, öfke duyarak yaşamak bir seçim bazen ve insanî. Ama düşmanı olmak demek öfkeyi, kini yaşatmaya bir mecburiyet değil. Kini, öfkeyi ayakta tutmak için düşman icad etmekse bir zulüm olur herhalde.

9 Şubat 2012 Perşembe

Tinerli şiir

Perili köşklerin ahalisi tinerden serhoş

Akşamdan kalan zincir sesleri ne hoş

Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf

Kırılmış zincirlerle herkesin başı hoş

ya da

Tinerden serhoş perili köşkün tüm ahallisi

Gece tek tek kırılmış zincirlerinin hepsi

Soğuk duvarlara dayanıp da uyumuş kehf

Kalan kırıntıları toplayansa köşkün fareleri

4 Şubat 2012 Cumartesi

..

Gönlü teskin içindi at, fil, kale

Ateşe tahammül içindi bir yerde

Devirdi keşişlerden biri taşları

Cebine doldurdu diğeri, devirdiler dağı

Ufalanmış ekmekle doldurdular tahtayı

Soğuktu ve kuşların karnı açtı

1 Şubat 2012 Çarşamba

..

Tut ki şarabız yıllanmaktayız

Ondan dumanlanan dimağımız

Pespayeleşip de sirkeleşmemiz

Kokusuyla dönüp dönüp durmamız

30 Ocak 2012 Pazartesi

Karda yürümek zordur


"Onlar, biz evlerimizde sıcacık otururken, gece başımızı yumuşak yastığımıza dayayıp uyurken, bu soğuklarda dışarıda yaşam savaşı veriyorlar. Çoğumuz onları yiyecek ararken ya da soğuktan sığınacak küçücük bir köşe kollarken fark ediyoruz. Fakat onları fark etmeyenlerimiz, yanlarından öylece yürüyüp gidenlerimiz veya onları hiç umursamadan yoluna devam edenlerimiz de mevcut, sanki görünmezlermiş gibi... Ama onlar tıpkı bizim gibi üşüyorlar, acıkıyorlar ve konuşamıyorlar. Biz karnımız tok sıcak yataklarımızda yatarken, onların aç bilaç soğuk kaldırımlarda titremeleri sizce adil olur mu? Lütfen dışarıda bu kar kıyamet varken, evden kalan yemek artıklarınızı çöpe atmayın! Kapınızın, bir parkın, ormanlık alanlara yakınsanız uygun yerlere bırakın. Hayvanlar çok aç, normalde mama dağıtımı yapan bir çok gönüllü yollar kapalı vb nedenlerle bir çok yere ulaşamıyor. Hatta imkanınız varsa bahçe kapınızı / depo / garaj kapınızı açık bırakın - en azından geceleri sığınabilecekleri bir yerleri olsun! Çünkü bunu yapmak için "hayvan sever" olmak gerekmiyor, "insan" olmak yeterli!"

Kaynak:
http://www.facebook.com/#!/media/set/?set=a.10150560668189182.415891.180936529181&type=3


Sefika Kutluer - Pavane po.50 ile ediker18

26 Ocak 2012 Perşembe

Çeşmi Siyah

gece, çeşm-i siyaha düşen kirpiklerindendir

yüce dağların puslu yolları canın derdindendir


17 Ocak 2012 Salı

Seçkinci Kültürel Bakış??

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1075706&Yazar=EZGI-BASARAN&CategoryID=98

Beşir Ayvazoğlu'nun röportajı kitle kültürü/halk kültürü ile yüksek kültür diye isimlendirilen kültür üzerinden yürütülen tarışmaları hatırlattı. Beşir Ayvazoğlu, ya şehire gelenlerin bir kültürel geçmişlerinin olmadığına inanıyor ya da bu kültürle şehirde (/burjuva(?)) üretilen kültür arasında bir hiyerarşi kurmakta.

Yazarın seçkincilikle suçlandığı kesimin halk müziğine olan aşinalığını, emeğini görmezden gelmemek lazım. Bugün klasik Türk Müziği diye adlandırılan müziğe Bizans Müziği diyenler de olmasına rağmen, içlerinde bu müziğe saygıyla yaklaşanların sayısı oldukça kabarıktır. Gerek yerli senfonik eserler, gerek Anadolu Rock ve hatta hafif müzik bu kaynakla uzun süre ilinti olmuştur. Ya bu kültürlerin arasındaki geçişkenlikler? Fuzuli okuyan Kazancı Bedih'i nereye koyacağız? Aruzla yazılmış Halk Türküleri ya da makamlı türküler? Kentte yetişmesi düşünülen yeni burjuvalar bunlara sırt mı dönecek?

Sanat hakkında malumat sahibi olmak güzel de bu bir seyircilik vasfı nihayetinde. Ama sanatla uğraşmanın gayesi amatörce olsa bir şeyler yapabilmek olmalı  ve aynı zamanda, bir müzik aleti çalmak, çalan şarkıya eşlik edebilmek de olsa gerek. Yazar tarafından burjuvaya yüklenen misyon sanat eserinden anlamak, konsere gitmek, hat/tezhip satın alarak sanatçının yaşamasına imkan tanımaktan öteye gitmiyor.

Seçkincilik eleştirisi bir başka seçkinci bakıştan yapılıyor gibi duruyor.




28 Aralık 2011 Çarşamba

Akrebin derûnun'dan

Birgün akrebin biri,  nehrin öbür yakasında kalmış yavrularına kavuşmak için kurbağaya ricacı olur.

Kurbağa akrebe der ki "geçiririm de - bu iş, canıma kast etmeyeceğine söz verirsen ancak olur"

Kardeş bizim zararımız bir kendimize, bir de anca kulağı delike ehlinedir, sözümüz aşkla doludur

Kurbağa, sırtında akrep atlar taştan taşa, aşka gelir akrep atar nara sesi tastamam alemi doldurur

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür

Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür

Kararı kalmaz kurbağanın, "sen bensin ben sen" der de yakasını yenini yırtar

Kim kurbağa kim akrep ne farkeder,  kurbağa da akrep de aşk nehrine atlar