19 Kasım 2009 Perşembe

Dinle !



Dinle !

Ayrılıkların derdini; bir baba evinin huzurunu, bir dost sohbetinin neşesini, belki de hakikati(mizi) hatırlatan şeylerin/hallerin tümünü. Bizi bize anlatan/hatırlatan sesleri açık bir yürekle dinle.

Dinlediğimiz şey bazen bakışımızı, duruşumuzu düzelten; ufkumuzu genişleten bir bilgi verir. Bazen de bir hali geçmişin bir halini hatırlatır. Verdiği şey bizim dışımızdan bir olay, bir geçmiş olsa da etkisi bize yöneliktir, anlatılan şeyin gayesi bizizdir.

Dinlemek görmektir, kavramaktır aynı zamanda , değer vermektir . Dinlenene açık olmaktır, söylecek şeyi olduğunu kabullenmektir.

Bizden yola çıkarak dinlediğimiz/anlayabildiğimiz, hatıralarımızı varlığımızı katttığımız için söze söylenen bir aittir. Neticede söz dinleyen herkesindir, herkese göre farklı neticelenebilsede.

16 Kasım 2009 Pazartesi

Gelenek üzerine

http://kalirind.blogspot.com/2009/11/acilimin-dusundurdukleri.html yazısından hareketle

Gelenek nedir? Kültürü yaratan formlardan biri olarak gelenek bir zamana, coğrafyaya işaret eder. Hayatı bir şekilde anlayış, hayata bir yerden bakış olarak kendi zmanlarından farklı bir yerde eğrtilikleri var. Bir Türk gününde Amerikada oynan Kılıç Kalkan oyunu ile Bursada bir bayram sabahı oynananın farkı gibi.

Tek tek sayıldığında kız alıp vermeden, yemeklerden, halk danslarından ibaretmiş gibi gözüken bir yanıda var. Alemin, insanlığa bakışımızın kavramasına ipuçları veren yanlarıda.

Gelişen/değişen zaman karşışında geleneğin bazı kısımlarının ona direnmesi pek mümkün gözükmüyor. Kılık kıyafet burada ilk göze çarpan.

Sosyal ilişkilerde ise çalışma koşullarını sağlayan şartların öne çıkması bazı sosyal yapıların direnmesini mümkün kılmıyor. Buradan bakıldığında; refah/kalkınma/iş isteyen doğunun sosyal yapısın ve bu sosyal yapıdan beslenen geleneklerini, törenin, ağalık düzeninin bu isteklerle yana yana gelmesinin mümkün olamayacağı gibi.

Bu neticenin geleneğin ve kimliğin korunması üzerine yazmış olduğumuz evvelki yazıların tutarlılığının korunması açısından gözden geçirilmesi, paranteze alınmasına ihtiyaç var sanırız.

12 Kasım 2009 Perşembe

Taziye

Öğle vakti, Zuhuratbaba camii ...

Telefonla aldığımız haberle bir son vazifeye daha çağrıldık

Bir küçük camide, bir baba dostunu yolcu ettik.

Helallik istendi verdik, iyi bildiğimizi yüzüne karşı söyledik, şahitlik ettik.

Ve eksik hayatlarımıza , evvelkilerde olduğu gibi, daha düzgün, daha merhametli olma ihtiyacını bu sefer unutmamak dileğiyle birlikte döndük

06 Kasım 2009 Cuma

GDO nedir?

Başlangıçta evham olarak düşündük. Komplo teorilerini uçuştuğu ortamda bu konuyuda bilim kurgu bir konu olarak düşünüp tartışmalara uzun süre kulak vermedik.

Gerek GDO larda gerek günlük (bayat) süt olarak satılan UHT lerde gerçeklik payı olduğunu çok geç farkettik.

Benim gibi konu hakkında yeni fikir sahibi olanlar için;


Ziraat mühendisleri odası sayfasından,

GDO NEDİR O? - TEMPO ARALIK 2004

http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=473&tipi=24&sube=0

BİYOGÜVENLİĞİMİZ TEHLİKEDE! GDO’LARIN TİCARETİ SERBEST BIRAKILDI !

http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=12262&tipi=3&sube=0

SAĞLIKLI BİR TOPLUM, ÇİFTÇİLİĞİN DEVAMI VE BAĞIMSIZ TARIM İÇİN TÜRKİYE’DE GDO’LU ÜRETİME VE TÜKETİME HAYIR

http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=11568&tipi=2&sube=0

05 Kasım 2009 Perşembe

An geçer

Ay doğar kervan yürür sessiz gider

An geçer devran döner noksan biter

Lütfen Blogunuzda Paylaşabilir misiniz?


03 Kasım 2009 Salı

Hoşça bak zatına*

Taslak olarak notlar:

Sanırız şiirin bütünlüğüne en uzak anlamı kendinden bencil bir şekilde mutlu olmak olacaktır.

Gene uzak ama mümkün bir mana olarak, olumsuz bir yönden alındığından kendini hakir görmemek çıkarılabilir.

Bir geleneğin dışından da okunabilir ama geleneğin içinde, bir geleneğe bir anlam veriyorsa ve onu doğrultuyorsa diyerek, ordan değerlendirmek istenirse :

Alemin gözbebeği olarak insan (alemi fark eden/edebilen) bir şuur olarakda bir anlam ifade edebilir. Bu felsefi olarak ve mekanik olarak doğrudur da. Alemi (farkına vararak) var edenin insan olduğunu söylemek gibi, hani ıssız bir ormanda çıkacak bir sesi duyacak bir kulak olmadığında sesin varlığını sorgulamak gibi.

Ama bunu bir neşe (geleneğin içindeki anlamıyla değil de bir sevinç ) olarakda almak mümkün sanırım. Varlığından dolayı memnun bir hali ifade etmek üzere. Belki de şevkle sema ya durmuş devişe en çok yakışanıda bu olurdu.

Bu neşeyi ötekine duyduğu hürmetten, onun varlığına verdiği öncelikteki gayeden ayırmamak lazım. Bir başkasına tanınan öncelikte bir neşenin neticesi olmalı. Gelip geçiciliği aşmış, aynasında kendini gören ve aynaya da belki bu yüzden hürmet eden, onu kendinden ayırmayan, varlığının manasını onda bulan. Ya da dinleyen kulağın dinlemese, görebilen bir gözün görmesede bir mana ihtiva ettiğini düşünen.

*"hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen "

Şeyh Galip

30 Ekim 2009 Cuma

Robinsonun nezaketi ?

Şöye düşünmek doğru mu olur emin değilim :

Düşünebilmek için (söylenegeldiği gibi) bir "şey"e ihtiyaç duyuyoruz. Nesne, hayal, rüya vs.

Kendini tanıma ise haller üzerinden ise; hallere dönüş, onları tahlil ise bu hali meydana çıkaran şeye, insana (nesneler ? ) ihtiyaç duyarız demek mantıklı mıdır?

Kendini tanıma ile olgunlaşma iki farklı alan, birbirine ihtiyaç duyan. Kendi zaaflarını bilebilir insan ama onu düzeltme gayreti (/ ihtiyacı) duymayabilir. Düzeltme bir sorumluluk duygusu, rahatsızlığın, memnuniyetsizliğin neticesi. Öznesi olmadan düzeltme olabilir mi?. Bunun yanı sıra düzltmenin bir onay beklentisi olacak mı? Robinsonun nezaketini ve alışkanlıklarını muhafaza etmesi anlamlı mıdır? Bir umuda mı işaret eder, bir alışkanlığın neticesi midir?

"Dildeşinden ayrı düşen yüz türlü nağmesi bile olsa, dilsizdir."

Birleştikleri ve ortak noktaları (kendini tanıma ile olgunlaşma (/gayreti)) insana hürmet olan.

Peki, Hoşça bak zatına?nın öznesi? Okuyan ise (önceliği karşımızdakine verdiğimizden) yukarsını tekrar gözden geçirmek lazım galiba

28 Ekim 2009 Çarşamba

29 ekime




Mef’ûlü / Mefâîlün / Mef’ûlü / Feûlün

( - - . ) ( . - - - ) ( - - . ) ( . - - )

İlk yirmidokuz ekimin açtığı bayrak
Hep dalgalanır yurdun her bir köşesinde
Bozkırda yatan askerler altında serinler
Geçmiş zamanın ateşinden süzülenler

25 Ekim 2009 Pazar

Resmi tarih karşıtlığı (yeniden)

Bütün bildiğimiz, bizlere öğretilen tarih sorgulanır oldu. Resmi tarih eleştirisi pek revaçta, efendim bu resmi tarih diye itiraz edildiğini daha sık duyar olduk.

Resmi tarih söylemiyle, aslında gerçek olmayan ama bir şekilde kitlelere öğretilmiş, yutturma bir tarihin olduğu kastedilir oldu. Tarih üzerinden eleştirilir olduk.

Önce; tarih niçin okunur, okutulur?

-Geçmiş hakkında entellektüel bilgi birikimine sahip olmak?

- Geçmişin hatalarından ders çıkarmak maksadıyla?

- Milli bir kimliğin, aidiyetin oluşturulması gayesiyle geçmişte yaşanmışlıklardan istifade etmek?


Yeni ve yükselen bir ilgi var tarihe. Geçenlerde bir televizyon programında (5N 1K da Monte Carlo kumarhaneleri sahiplerinden birinin Cüneyt Özdemir in ) şimdi lüks nedir sorusuna, şimdi lüks tarih denilmesi oldukça ilgi çekici. Geç saatlere kadar tarih bilgilerinin ortalıklara döküldüğü programlar yayınlanır oldu keza. Tarihe karşı oluşan bu yeni ilgi elitist bir tavrın ifadesi. Bunun sosyal boyutunu, aidiyet isteği ile olan bağını hocama bırakıyorum:)

Tarih merakının bir başka nedeni - geçmişin hatalardan ders çıkarmak, ilişki içinde olunan devletleri, dünyayı tanımak gayesi de olabilir. Savunma gayeli olabiliceği gibi geleceğe bir projeksiyon tutma, geleceği şekillendirme amaçlı da olabilir. Aynı geçmişlerin okunması farklı çıkarlara hizmet maksadıyla farklı yorumlarada sebeb olabilildiği söylenebilir. Bir İranlının tarih algısıyla, bir İşveçlinin tarihi yorumlayışı gerek geldikleri gelenek, gerekse beklentileri nedeniyle aynı olmayacaktır.

Resmi tarih ? Müfredata bir gönderme var gibi. Yönlendirici , otoriteter bir devletin gölgesi ile şekillenmiş bir tarihe işaret eden bu bakış ciddiye alınmalı mı?

Her an eleştirilen tarih, aşağılık kompleksine ya da başka siyasi mühendisliklere işaret ediyor olabilir mi? Objektif bir tarihten söz edilebilir mi? Tarihe bakışında ideolojik olabileceği söylenebilir mi?

Devletler arası ilişkilerin çıkar üzerinden yürüdüğü vakıa. Bir devletin bir diğeriyle ilişkilerinde olağanüstü durumlar hariç, deprem vs kurduğu ilişkilerde insaniyeti değil de, devletlerin çıkarını düşündüğün söylemek yanlış olmaz sanırım. Tarihte bu çıkarların kullanılmasında bir araç sanırım.

Bu yüzden sıradan vatandaşa öğretilen tarihin bir takım milli çıkarları öne çıkarması makul sayılabilir. Ve bu illa bir çarpıtmada olmayabilir. Kamuoyunu uyanık tutmak derdiyle de yapılmış olabilir .

Tarihin milli bir kimlik oluşturulmasında , milli bir bilinç oluşturulmasına katkısı inkar götürmez. Kimlik oluşturulmasında tarihin bir alet olarak kullanıması onun bazı konuları öne çıkardığını, bazılarını geride bırakması ile mümkündür. Sanırız bugün resmi tarih denilen şeyde bu. Tabi bunun insani, başkalarını küçümseyici yanlarının her zaman gözden geçirilerek, düzeltilir olmaması lazım.

Tarih nasıl bir kimlik oluştuyorsa, bir siyasi tavra denk düşüyorsa; karşıtlığıda bir başka siyasi bir tavra denk düşebilir. Resmi tarih karşıtlığı eğer bir başka tarih öne süremiyorsa manasızdır. Tarih karşıtlığıdan başka karşıtlıklara işaret ediyor olabilir. Ve tarih bir siyasi çıkarı desteklemek için kullanıldığında, karşı çıktığı resmi tarih gibi pekala da maksatlı olabilir.

Son zamanlarda önüne gelenin resmi tarihe çatması, söylenenlerin hakikat kaygısından uzak olduğunu düşündürür oldu. Resmi tarih eleştrilerinin çoğunda bir başka grubun üzerinde nufuz kurarak çıkar sağlama hedefleniyor sanki.