22 Ekim 2012 Pazartesi

Bayramınız kutlu olsun - Erken bir bayram yazısı


   

      Bir ağacı sallamanın, silkelemenin değişik sebepleri olabilir; meyvalarını dökmek, ağaca sıkışmış bir topu düşürmek gibi. Ağacı sallamak, hele ağaç yeni dikilmişse dikkatle yapılması gereken bir şey. Ne kadar güçlü olursa olsun her ağacın köklerinin bir noktadan sonra zarar göreceğini/görebileceğini unutmadan.

      Bu sene bloglarda birer 29 Ekim yazısı yazma fikri twitter mesaisi sırasında bir sohbette doğdu. Bayramların, bayram kutlamalarının da bir itiş kakış alanı olmasının bunda bir katkısı var; bir resmi bayram kutlamasından bir başka resmi ve steril bayram kutlamasına geçerken.

       "Birlik ve berabelik" söyleminin çeşitli sebeplerden dolayı içinin boşaldığı bir dönem oldu. Bir dönem karkatürize edildi, başına "netekim" konarak. Şimdi milli kelimesinden çekinildiği bir dönemdeyiz, bayramından bile korkuyoruz. Bu sefer de birlik ve beraberlik arzusunun dini bir söylem üzerinden, muhafazakarlık üzerinden sağlamaya çalışılıyoruz. Beraber yaşamanın dinamiğinin ladini yönleri de olabileceğini göz ardı ederek; her olumsuzlukta, yanlışta diğer tarafın en uç noktasına savrularak, propagandaya tutunarak. Bir toplum olmanın, beraber yaşamanın başka yaşam tarzlarına nefes alacak ortamlar yaratmadan geçtiğini unutarak.

       29 Ekim bir Kurtuluş Savaşı'nın taçlandığı gün. Devletin ve geleceğin bu Kurtuluş Savaş'ını yapanlara teslim edildiği gün. Yüzlerce yıldır süren ayakta kalma mücadelesinin bir sıçramayla yeni bir yola girdiği gün. Bu yüzden bir devrim ve her devrim gibi el yordamıyla- hatalarıyla, sevaplarıyla yolunu arayacak bir başlangıç. Korkulacak, yasaklanacak bir gün değil kutlanacak bir gün.

       Bu sene iki bayram tarihi üst üste geldi. Dini ve milli bayramı bir arada kutlarken, bayramın neşesine tedirginliğin eklenmesi tuhaf bir durum oldu. Ne dini bayramdan ne de milli bayramdan vaz geçmeden, bayramın dini veya milli sıfatından rahatsız olmadan neşeyle, grururla bayram kutlanan günlerin özlemiyle, bu günleri yaşatanları rahmetle anarak Kurban Bayramınız ve Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun.

20 Ekim 2012 Cumartesi

..


Yıldızlara değerdi damım, dumanım 

Dönerdi Başım kiremitlere yaslardım 

Öyle küçüktü ki evim anca ben sığardım

10 Ekim 2012 Çarşamba

Antigone neden haklı?



Antigone, Sophokles'in bir trajedisinin kahramanı. Krala isyan eden kardeşinin de, yasaya rağmen gömülmesi gerektiğine inanıyor ve bunu gizlice yapıyor.

Antigone'u haklı kılan şey kardeş sevgisi mi? Kardeşinin cesedinin açıkta kalışına, gömülmeyişine gönlünün razı olmayışı mı? Kardeşini gömülmesini yasaya rağmen isteyişinin arkasında bir isyan mı var? Yoksa bu, sadece bir hakkın iadesi mi?

Cesedin tüm inanışlara göre (?) kutsal olmasını açıklamak zor. Cesede karşı zulüm de sanki yaşayan birine yapılmış gibi anlaşılıyor, kınanıyor. İnsani hakların kazanımı yaşamı aşıyor. Yaşam ihtimali üzerinden bile(kürtaj, cenin) fırtınalar kopabiliyor. Yaşamını kaybetmiş biri ise bu hakkı henüz kaybetmiş,ama buna rağmen hayatla bağları devam ediyor. Yaşarken dikilmiş bir ağaç meyve veriyor, vasiyet edilen miras dirilere hayat veriyor, imkanlar açıyor. Ölmeden evvel oynatılmış taşlar, toprak altında yatarken de devrilmeye devam ediyor.

Ölüm iradenin, sorumluluğun bitişi. Dünyanın hiylelerinden, gailesinden berat ediş. Suçlar? Cesedin diyet ödemesi görülmüş bir şey değil, savaş hukukunda bile.

Geriye kalanlarsa gerçekleşmemiş hayaller, projeler, ümitler; kendisi için/yakınları için. Başka bir toprakta belki kök salıp da yeşerecek/yeşerebilecek, meyve verebilecek ümitler defteri bir daha açılmamak üzere kapanıyor. Ölümü her ölen için bir keder haline getiren de bu belki.

6 Ekim 2012 Cumartesi

Sen de gel



Sen de gel.
Keçenin, kurdelanın bir kutsallığı yok, yok da bir hatırası var. Sen "ol"duktan sonra meydanları açalım, postu serelim. Ama önce televizyonları bırak da gel cancağazım, bir matbahta seyret ahvali, ahvalimizi. Öğrenmek taklitle başlar biliyorum. Biri destarı ulu orta dolaştırmış, sen de kapmışsın. Sen destarı sahiplerine bırakta gel, "ol"mak nasipse aşkolsun.

4 Ekim 2012 Perşembe

Savaşa talip olana...



Ey komşusuyla savaşa talip olan, savaştan dönen Mehmetleri karşılamaya, ailelerini teskin etmeye hazır mısın?

Ey savaşa talip olan, bil ki bir iç savaşta kimse temiz kalamaz. Hele bir iç savaş başka devletlerin güç denemesi alanı haline gelmişse, bir tarafta Abd, Avrupa; diğerinde Rusya, İran, Çin  saf tutup, bilek güreşine girişmişse.

Savaştan kaçanı, mülteciyi al , koru-kimsenin bir dediği yok, ama gelenin part time mülteci, part  time savaşçı olmasına müsade edersen komşun seni taraf olarak görür, buna da şaşırma. Otuz yıldır şehit vermekten yorulmuş halkını, dün elini sıktığın adamın düşmanı olduğuna inandıracak bir argümanı da bulamazsın.