24 Ağustos 2010 Salı

Arabesk üzerine


http://www.aksam.com.tr/2010/08/24/haber/guncel/15238/emegin_somurusunu_unutturmak.html

Biraz dolambaçlı olacak ama mevzuuya başka bir konundan girmek daha kolay olacak sanki :)

Arapça Kur’ân okunmasına, dinlenmesine, “Kur’ân öğrenilmek için inmiştir” diye itiraz edenelere katılmakla birlikte, bu konuda bir parça rezerv bırakılmasının daha uygun olabileceğini düşünmüşümdür hep. Bunu temellendirmek de ise zorlanmışımdır. Sihirli, ezotorik, açıklanması güç bir yola girmekten çekinmişimdir.

Diyelim ki ayda, yılda bir şehre inen, insanlarla kaynaşan, Kur’ân ile olan bağı Cuma namazında dinlediği olan birisi için, anlamadığı bir dilden nasip almak mümkün müdür?

Şöyle düşünmek doğru olur mu bilemiyorum? Kur’ân, dinleyen insanda bir huşu duygusu bırakır. Arapça Kur’ân dinliyen biri içeriğini hiç bilmediği bir şeyi dinlemiyor aslında. Koyduğu kuralların çoğunu daha evvel şöyle ya da böyle duyduğu, bi şekilde hayatına aktardığı, onu şekillendiren bir bütün söz konusu. Anlatılan siyerler-menkıbeler ile bugünün yaşantısına bir şekilde bağlanmış bir tarih var.

Kur’ân’ın okunuşndaki ahenk- sessizce dinleme geleneği vs. huşu duygusuyla bu bütüne olan bağı tazelyor ve bir başka hâl ortaya çıkıyor. Epeyi önce çok dil bilen biri, “karıştırmıyor musunuz?” sorusuna "diller bir gardrop gibidir- konuşmak istediğini açarsın" demişti.
Hâller de böyle galiba, bizi uyandıran bir şeyle onları alıp giyoruz. Ona göre davranıyoruz. Bazen bir balıkçı yağmurluğu, bazen bir doktor önlüğü gibi somut elbiselerin yanında görünmeyen elbiselerde giyiveriyoruz farkında olmadan.

Üzerinden hiç çıkarmadığımız elbiseler var mı sorusunu ileriye bırakarak asıl konumuza dönelim.
Burda soru şu arabesk bizde hangi hâl'e denk geliyor? Sırf zalim dünya karşısında kaybetmiş/ezilmiş bir insanın feryadı mı? İçinde hakikate denk gelen bir şeylerde var mı?

Müzikten pek anlamayan ve kulağı olmayan biriyim. Kaanatime göre, (sözü bir kenara bırakıp müziği dinlediğinizde) arabesk besteler birbirinin kopyası yaylıların tekrarından ileri gidemiyor. Bu da müzikal bir yeniliğin ve orijinalliğin olmaması anlamına gelir.

Sanatta kalıplar olmaz mı? Olur elbet. Fakat bu kalıplar içinde orijinal sesler olduğu müddetçe. Tersi sıkıcı tekrarlar olur herhalde.

Arabesk, müzikli şiir söylemeye daha yatkın sanki.

Aslında bu yazıyı yazmadan önce yapmamız geren bir şey vardı: Youtube'a "arabesk" yazıp rastgele on şarkı dinlemek. Önyargılarımızı test etmek için şimdi bunu yapalım.

12 yorum:

guguk kuşu dedi ki...

Neee 10 tane arabesk şarkı dinlemek mi? Direkt kafama sıkarım daha kolay olur.
Daha dün, tatlden dönüyoruz, sertavulda durduk güzelce pirzolalarımızı yiyeceğiz ama bangır bangır bir arabesk....aynen sizin gibi düşündüm: yav bunların hepsi aynı. müzik aynı, hatta sözcüklerde aynı. yandım, bittim, öldüm.
Bence haklısınız, onu müzik olarak kabul etmek zor. daha ziyade büür düşünce şekli felsefenin, temcit pilavı gibi tekrarlanması. bence zararlıbir şey. insanda hayat enerjisi bırakmıyor.

Enis Diker dedi ki...

:)) test bizim için - Yorumunuz için teşekkürler

JoA dedi ki...

arabesk müziğin doğuşuyla ilgili olarak şöyle bir şeyler buldum, belki okumak istersiniz: http://www.hicazkar.com/forum/arabesk-muzigin-dogusu-t979.html
orhan gencebay'ın burada söyledikleri dikkate değer. bugün elimizde kalan arabeskte ise sözler baskın tabii. ve fakat insana dair olan duyguları inkarda da bir fayda göremiyorum. kendimizi mağdur olarak gördüğümüz, kendimize acıdığımız zamanlar mutlaka olmuştur. mağdur değil, belki de müsebbib olduğumuzu ancak o ruh hâlinden sıyrılınca anlayabiliriz gibi geliyor bana. yani çok da yabancı olmamak lazım insana. ayrıca arabesk dinleyenlerin de "sadece" arabesk dinlediklerini hiç sanmıyorum. en azından son 15-20 yıldır. çünkü keder eskisi kadar çok satmıyor. artık daha cıstak cıstak gidiliyor. ah pardon, soru neydi ki? ben dağıldım. selamlar.

Enis Diker dedi ki...

Arabesk dinleyeni çok olan bir müzik (hâla öylemi bilmiyorum) . Müzikte mağduriyete denk gelen bir çok tür ve eser var. Bunların arasından arabeskin seçiliyor oluşu insanın onda bir şey bulmasından mıdır yoksa başka seçeneği olmaması-modadan mı? Elbette tercih ediliyorsa insanlarda bir hâle denk geliyordur. İnsanlar bu müziği dinlememeli demek yanlış bir tavır olur herhalde. Bunun yanında insanların diğer müzik türlerine ulaşımını da sağlamak, müzik türleri üzerindeki ön yargıların oluşmasını engellemek sonrada seçimi insanlara bırakmak belki en doğrusu.

Orhan Gencebay’ı bu tartışmda ayrı bir yere koymak doğrumu bilemiyorum. Ama bu gün arabesk olarak yapılan müziğin yozlaşıp yozlaşmadığını anlamak için (diğer türlerde de yozlaşmanın varlığını teslim etmek lazım pop-alaturka) Orhan Gencebay’a dönmekde fayda olabilir. Arabeskteki talihsizlik beklide onu ileri götürecek bir müzik adamının henüz gelmemiş olmasıdır belki.

Bütün bu arabesk tartışmalarından çıkan en olumlu sonuç başka müzik türlerine karşı tutucu bir bakış açımızın olduğunun ortaya çıkmış olmasıdır. Dünyada binbir türlü müzik yapılmakta –bir müzik türünü öğrenmek, sevmek, takip etmek güzel ama başka müzik türlerinden habersiz olmak o müziğin gelişmesini engelleyeci bir şey olsa gerek. Bir de orda burada kulağımıza çalınan müzik üzerine düşünme ihtiyacının ortaya çıkması.

Enis Diker dedi ki...

Belli bir soru yok aslında daldan dala geçyoruz- maksadımız muhabbet.

Selamlar

Feride Nizamettin dedi ki...

Test yapalım tabii de ben youtube'a giremiyorum yani yasal olarak giremiyorum yasadışı olarak da girmek istemiyorum:)))

bu işin latifesi tabii.

Arabesk müzik ve yaşam tarzı ile ilgili olarak eleştirilecek çok şey var doğru. Benim de hiç hazzetmediğim bir müzik türü çoğunlukla.

Bununla birlikte eleştirilerin üslubu da önemli. Çok iyi yerlere gelmiş başarılı bir sanatçının eleştiri yaparken "yavşak" kelimesinin basitliğine sığınmasını da ben hiç yakıştıramıyorum.

Enis Diker dedi ki...

Uslup zaten iyice netameli olan bir konuyu tamamen tartışılmaz bir hâle getiryor.

Arabeskin varlığı bir yaşam biçimi olarak tüm yozlaşmanın üzerine etiket olarak yapıştırılabilir mi? Böyle bir günah keçisi bulunması işin kolayı olur mu? Yazıdaki sosyoloğun söylediği biraz da bu. Buna atılmada pek isteli değilim doğrusu. Hem arabeske gereğinden fazla anlam yüklenmiş olyor gibi hem de temelde bir başka sorun varsa o gözden kaçırılmış oluyor. Burada arabeski savunarak, tüm savunmalarda da kaybederek arabeske suçu yüklemek daha hakaniyetli olur herhalde.

Yorum için teşekkürler :)

JoA dedi ki...

bu sosyolog arabeski müziğiyle değil, sözleriyle eleştiriyor. dinleyenleri "edilgen" olmakla suçluyor. şu şarkıyı bir dinleyin ve özellikle sözlerine dikkat edin lütfen: http://www.duygu.tv/index.php?page=videos&section=view&vid_id=133099
pek çok arabesk şarkı kadar edilgen. iyi de bu rock:)

insanlara hiç olmadığı kadar çok seçenek sunuluyor artık. bunların içinden yine de arabeski tercih ediyorsa, kendini ona yakın buluyor demektir. arabesk gelişmiyor da değil aslında. farklı kanallara sızıyor. popa,sanat müziğine, hatta rock'a karışıyor. zamanla belki de bunların içinde eriyecek.

Enis Diker dedi ki...

:))"Tanrım beni baştan yarat" tarzı bir reset arzusu var şarkıda.

Haklısınız bu tarz edilgenlik bir çok müzikt dalında karşımıza çıkıyor. Son zamanlarda rock müzikte de karamsar bir tarz olarak ortaya çıkmış duumda. Rockda galiba biraz kendini bırakmışlık olark var.

Arabeskte ve Ankaralı "özgün" türkcülerde öne çıkan bireysellik, işini bilirlik, çıkarını ön planda tutma - Ferhan Şensoy'un Köşedönücüsünü hatırlatan- bir tarz var (sözlerden yola çıkarsak). Dayanışma ve başkasını düşünme yok gibi. Aslında diğer eserlerde, türlerde de var gibi.

Haydarpaşadan inen Tatlıses'in "İstanbul seni yenecem" tarzı bir hesaplaşamanın taşıdığı bir öfkedende bahseder gibi. Yoksa bu hocanın yazısından çokmu anlam çıkarmış oluyoruz. Anlatım bana bu resmi çağrışırıyor. Eski filimlerdeki haydaraşa girişlerine bakmak lazım, sağlıklı bir yorum için :)

Selamlar,sevgiler :)

JoA dedi ki...

haydarpaşa deyince benim aklıma hep zeki-metin gelir. o şaşkın suratları gözümün önünde canlandı ya, artık arabesk filan hikaye bana:) bilmukabele.

Adsız dedi ki...

Orhan Abi'ye son yıllarda kızdığım için adalet adına onun bir eserinden bahsedeyim rast gele, meselâ "Ben mi Yarattım?".
Intro- Değişik enstrüman teknik ve geleneklerine göndermeler var. Oktav genişliğinin duyurusu yapılıyor adeta. İspanyol, Arap, Sefarad, Türk, Hint kadens teknikleri etrafında dolaşılıyor, akor akışları kadensimsi sıralama izliyor, gitar atağı ile geçiş sağlanması müzisyenden müzisyene (ustadan ustaya - Tanpınar) verilmiş meşaz (bilgisayar düzeltiyor, meşaz yazmak yasak galiba). Sanırım orkestrada Erkin Koray, Arif Sağ falan da var, çeşitli müzikal dillere göndermele (rock, batı sacral/dini müzikteki organ/orgel arpej melodileri, Flamenco) işlemelerde gelenekler arası atışmalar şeklinde bir karşılıklı muhabbet "sezilebiliyor".
Kısım 1 "sublim" Bağlama Flamenco gitar atışmaları, tema üzerine varyasyon kapısından dönüyor, ses demeyeyim "sound" bütünlüğü içinde atışıp aradan çekiliyorlar vokale perde açılıyor
Kısım 2 Lübnan Suriye Oryantal Big Band gelenekleri devreye giriyor, diplomatik nezaket içerisinde buyur edilip görünür ve baskın kılınıp çekiliyor, vokal yeniden kontrolü alıyor derken kısım üç arabesk sound altın tepside sunuluyor, ateşlerle falan getirilen şaşaalı bir sunuş, Orhan abi ecevitçi zamanının tüm retoriğini de ilk boşlukta sunup kader katına çıkıyor, kadens gösterilerinden tasarrufla, söndürmeler şeklinde inişe geçiyor.
Makam, ton aralığı vb yazamadım, doğu batı rag/makam/mod geçişliliklerini.şişirme oldu, bir arkadaş daha koronadan vefat etmiş, müsaadenizle noktalıyorum.

Kırpıkîzade Dede Efendi

Enis Diker dedi ki...

Allah rahmet eylesin hocam, mekanı cennet olsun