8 Mayıs 2011 Pazar

"Nerde hata yaptım"




"- 'Ben ilk nerede hata yaptım' sorgulamasını nasıl aştınız?
Ölümden korkmazdım. Artık onun kendi ayakları üzerinde durmasını görmeden ölmekten korkuyorum. O yüzden attığım adımlara dikkat ediyorum. Çünkü onun bana ihtiyacı var. Onun için 'nerede hata yaptım' sorgulamasını çoktan aştım."


http://www.aksam.com.tr/oglum-anne-dedikce-her-gun-benim-icin-ozel--38689h.html

Hayata ihtiyaç duymak ve ona sarılmak, "Nerde hata yaptım" sorusunu geride bırakmak ya da böyle bir soruyla uğraşmayı anlamsız kılan şey; evlada, bir başkasına duyulan sevgiyle karışmış koruma kollama ihtiyacı.

"Nerde hata yaptım" sorusu insanı kemiren, onu kendine döndüren, kendine sabitleyen bir soru. Bir hata olsa da olmasa da sorumluğun, pişmanlığın altında hayatın dışında kalmak, ona sırtını dönmek var sorunun içinde. Artık düzeltilemeycek, düzelmesi mümkün olmayan bir şeyin gölgesinin hayatı karartmasından vazgeçmek ise ,belki, bir tecrübe olarak onu muhafaza etmek, aynı hataya düşmemek için daha dikkatli adım atmak, başkaları için bir tecrübe olarak anılacak şekilde onu sınırlayarak hatırlamak.

Özürlü bir evlada sahip olmak ya da insanı köşeye sıkıştıracak bir başka dertle karşılaşmak onunla yaşamaya alışmak talep edilen, istenen bir şey değil. Bir zorunluluk olarak karşımıza çıkan, başetmek zorunda kaldığımız, eğer atlatıp geride bırakırsak geriye dönüp baktığımızda bize "bu iğne deliğinden nasıl geçtik" diye düşündüren şeyin bir dönüştürücü etkisi de var. Duvarın dibinde "niçin ben" sorsunun anlamsızlaşmaya başladığı, baş etmek için çareler arandığı zamanlar gelir. Derdin dönüştürücü özelliği üzerine düşünmek dert sahibi için öncelikli bir konu değil. O dertle baş etme arayışı içindeyken bu bir lüks sayılır. Dert bitince ya da derdin yükünden hayata dönüldüğünde bunun üzerine düşünmek, olanın bitenin bıraktığı etki üzerinde fikir yürütmek anlamlı olabilir.

Çile talebi, çile isteme ise sorunlu bir durum. İster olgunlaşmak için ya da başka bir şey için olsun neticede bir ayrıcalık talebi gibi duruyor. Bu çileye karşı olmak değil, hayattan ektra zorluk talebinin getireceği zorluklar karşısnda insanın, insanlıktanda çıkabileceği riskini görmezden gelmemek bir yerde. Çileden her zaman tek parça çıkma garatisi yok; dağılmak, kaybolmak ihtimali de var.

Alıntının bize hatırlattığı, hayatı anlamlandıran şeylerin neler olduğu üzerine. Netice özürlü bir evlat olsa bile hayatı anlamlandıran şeyin (annenin çocuğuna olduğu gibi) bir lûtuf olduğunu söylemek çok mu iddialı olur acaba?

18 yorum:

Adsız dedi ki...

Hocam, mevlevi teşrifat ve nezaketini bırakın ve "lütuftur!" deyin artık:D
Sizin yanınızda kendimi sokak çocuğu gibi hissediyorum:)
Ya siz biraz bize benzeyin ya da bizim de sizin yaptığınız gibi yapalım:)
Gerçi bende vukuat çok, ben artık adam olamam, ama gayret ederim biraz biraz:)

Enis Diker dedi ki...

Nerde hocam:) keşke biraz olsun size benzeyebilsek:)

Adsız dedi ki...

Ben cami avlusuna birakilmis Kırpıklardanım Hocam. Çöp tenekelerinden beslenecekseniz buyrun. Annenizin arnavutböreklerini de beraber getirin ama.

Enis Diker dedi ki...

Kıymalı, ıspanaklı kapıp geliyoruz hocam; saatlerimizi ayarlayalım:))

Enis Diker dedi ki...

Ol kadeh mey ki dolar
Rindler çevresinde bekler
Ol kadeh boşalır dolar :)

Herhalde babanız kızmaz, kızarsa deriz bizim yüzümden:)

Adsız dedi ki...

Yok hocam o beni ham ervahtan bilir de kizar. Camdan bakabildigimizi hic gormedi;)

pisikopati dedi ki...

Başınıza gelen bir felaketi kabulleniş çok zor oluyor..isyandan tevekküle geçiş (tabii başarabilirseniz ki ben bu açıdan otur 0 durumundayım:) çok uzun bir süreç..hele ki sizin hiçbir hatanız yokken istediğiniz birşeylerden mahrum kalmak..zor işler zor...

Adsız bey'e not : Kırpıkı cami avlusuna bırakmadık..saray yavrusu bir evde, sevilerek, okşanarak yaşıyor..lütfen insanların vicdani duygularını bu şekilde harekete geçirmeyin, zaten galeyana gelmeye müsait bir yapımız var milletçek:) Kırpık meselesi derin mevzuu konuşursam türkiye sarsılır:)

Adsız dedi ki...

Bulbulu altin kafese koymuslar yine de vatan vatan demis demeyecm halinden memnun ve mutlu olduu size de bozuk atmadii belli. Belli ki nohuttan fiymis, gonullu kacak...

Ama bir yanimiz edebiyat yapmak ister;)

Enis Diker dedi ki...

Bu tür işler hep bir zorunluluk ile oluyor. Galiba "Yabancı"da okumuştum"İnsan bir ağaç kovuğunda bile yaşamaya alışır" diyordu. İnsan alışıyor hocam birşekilde. Alışmasak kibrit kutusundaki sinekten farkımız kalmaz herhalde :)
Kırpıkın özgür bir halı var:) kabarık tüyleriyle kimselere müdanası olmayan bir kedi sankim

Adsız dedi ki...

Madem kirpik koprualticocugu'nu yazamayacaz, nohut koprualti cocuunu yazariz biz de.

Nohutcuk olsun adi siyah beyaz cekeriz. Kirpikcikla dilenciler kiralinca kacirilirlar. İyi kalpli enis dedenin ahirindan sut calarken yakalanir kirpik, hasta kardesi nohuta goturecektir....
Vsvsvsvs....

Enis Diker dedi ki...

Ya da hocam Kırpik babanın bizans maceralarına tanık oluruz:)

Adsız dedi ki...

Babailere de mi karısacak hocam?
Bence aysecigin kacirilmis kardesleri olsunlar.
Husrevpasada yikintilarda kalsinlar.
Sizin sut güğümünden ceyrek litre sut eksilsin.
Komsunun gunde iki yumurtasi.
Ekmekci kadinin ekmeginin kulaklari.
Kirpik annesinin cuzdanina calarken yakalansin ve hayati kaysın kolejlerde okutulsun.
Evin simarik oglu nohut hidayete ersin.
Gökten üç elma düssün....

pisikopati dedi ki...

alışmak delirmeyi engelliyor belki de:)

karaköyde tünelden çıkıp da vapura giderken birkaç vardır set farkından dolayı. o tarafa çok nadir işim düşer ama ne zaman gitsem kucağında, omzunda ya da yerde yanında oturan bir kedi olur hep. ne verirseniz verin o hep kedilere rızk eder. gönüllü meczuplardan sanırım. ben hep onun hikayesini düşünürüm. (açlıktan ölse kırpığın patisinden süt içmeyecek olan nohutun ve kırpıkın öyküsü yerine bence bunu yazın). Ben yazamam ama enis "bey" ve adsız bey sizlerde o parıltıyı gördüm:)

Enis Diker dedi ki...

Yardımcı rollerde Muzaffer Tema, Hulisi Kentmen, Adile Naşit, Necdet Tosun; hikaye bir zamanlar ıssız olan İstanbul'da geçer:))

Adsız dedi ki...

Kirpik ve nohut siteyi cokertti sonunda.

Enis Diker dedi ki...

Bloger geri dönemiyor hocam iki kedi ilen başa çıkamadılar :)

Adsız dedi ki...

ben de öfkemle başa çıkamıyom. herkes bağırıp duruyor. cinlerim tepemde hocam:)

uzak bir adaya gitsem nihatla ekmek kavgası çıkar.

Enis Diker dedi ki...

İnsanlar sabırsız oldular, en tepedekileri bile ölçüyü kaçırıyor, konuştuğunun nereye gideceğini bilmiyor. İnsan öfkelenmesin de ne yapsın:)

Hocam o ada da bir tuhaf :) Keşke sadece ekmek kavgası yapsalar.