21 Ağustos 2011 Pazar

Can Yücel'in Mezarının Tahrip Edilmesi Üzerine

Cenaze üzerinde söz söyleme hakkı kimin? ya da mezarı üzerine. Bu irade, öncelikle ailesine ait olmalı. Onaylamak da,  şikayet de onların hakkı, sorumluluğu. Ailenin düşüncesi sorulmadan, oluru alınmadan söylenen sözler hep eksik.

Kendi cenaze törenleri için alışılmadık isteklerde, alışılmadık/aykırı taleplerde bulunanlar olabiliyor. Bir geleneğin ki, bir başkasına aykırı gelebilir ya da. New Orleans'ta bandolu cenaze merasimi doğalken; Hindistan'da, Ganj nehri üzerinde yakarak ölüye veda doğal. Ya da kendi geleneğine aykırı bir biçimde küllerinin Boğaz'a serpilmesini istiyen de çıkabiliyor. Bu,  ölmüş bir kişinin son yolculuğunda dahi bir mesaj, bir ses verme isteği, bir nevi son söz. Her zaman uygulanır mı, uygulanabilir mi? Ugulanması cesaret isteyen istekler bazıları.

Canlılar gibi; ölüler de, mezarları da bize emanet, hatıralaralarıyla birlikte. Mezara, mezarlığa soğuk bakan, "yeri belli olmasın" diyen bir geleneğe sahip değiliz. İstinalar yok değil, ama istisnalar da garipilkten, melametten. Bambaşka adreslerden bir "çınar gölgesi" dileyişte bundan muhtemelen. Ölüm ve mezar üzerine yüklediğimiz anlamlar değişik olabiliyor. Bir kavuşma günü olarak kutlanabildiği gibi.


Can Yücel herkesin kendinden bir şeyler bulduğu bir şair. Kendinde Neyzen Tevfik'in de, Deniz Gezmişin de, Şeyh Galibin de izlerinin olduğu bir isim.

Bir mezara şarap dökülmesinden şikayetçi olan mezarın tahribinden de sorumluluğu almak zorunda. Şarap dökülmesi bir çok kişi gibi bizi de irkilti, fakat böyle isteklerin yeni olmadığını bazı cenazelerde yapıldığını duymuştuk.. Böyle bir talep benden istense, vasiyet edilseydi yapmaz, yapamazdım belki. Fakat ailesi bir sorun olmadığını söylüyorsa, homurdanır bir ses çıkarmazdım sanırım.

Mezarların tahrip edilmesi ise bir barbarlık. Düşüncesizce, siyasi kaygılarla verilmiş bir beyan, uzatılan bir mikrofana hazırlıksız verilen bir demeç insanları harekete geçirebiliyor. Mezar taşları, hatıraları gibi emanet. Önemli kişilerin mezarları yatanı hatırlatan, anlatan birer küçük anıt. Eski mezar taşlarında da yatanın kimliğine ait pek çok işaret bulunuyor. Bunlar, benzer özellikler taşısa da, yapan ustanın becerisi ile diğerlerinden farklılaşmış her birer küçük anıt.



Daha evvel, Leyla Gencer'in cenazesi için yazdıklarıma göz attım, epeyi uklaca yazmışım. O yazıya da bir parantez ekleyelim burdan, kimsenin aidiyetinin nerde olduğunu sorgulamak bizim işimiz değil. Vasiyetleri ne kadar aykırı olursa olsun. Belki, bir son söz olarak verdiği mesaj/simgesel anlamlar üzerine, nasıl hatırlanmak istediği üzerine konuşulabilir; ölenin böyle bir arzusu olduğu varsayılarak.O zaman ki toplumsal yapı bu tarz eleştiriler için daha hoşgörülü idi.







2 yorum:

Kali Rind dedi ki...

Mezara şarap dökülmesini inanca yapılan bir saygısızlık olarak algılayanlar, daha büyük bir saygısızlık olan mezarı yerle bir etme eyleminin de, kendilerini inançlarına bağlı olarak görenler tarafından yapıldığı akla gelecek olursa, inanma biçimlerini gözden geçirmelilerdir.

Çok yerinde bir yazı olmuş Enis Diker.

Enis Diker dedi ki...

Yorum için çok teşekkürler Kali.