15 Kasım 2007 Perşembe

Geleneksel insana ihtiyacımız var mı?


Geleneksel insan kimdir? Gördüğümüzde onları tanırız ve bize varoluşları o kadar doğal gelir ki, onların kaybolmakta olan bir nesilin temsilcileri olduklarını düşünmeyiz. Geleneksel insan dendiğinde akla, dini duyarlılıkları yüksek insan gelir ilk anda, lakin her dini duyarlığı olan insan kanımızca kastedilen manada geleneksel insan değilidir. Kastetiğimiz bu insanın iki temel özelliği vardır, geleneksel sanatlardan en az birinden , çoğu zaman bir kaçından anlarlar ve küçük ekonomiler içinde yaşarlar.

Çok insan anlayamaz eski mûsıkîmizden,
Ve ondan anlamayan, bir şey anlamaz bizden!.. (Yahyâ Kemâl)


Geleneksel insanın bir sürü ayırd edici özelliği vardır. Bunların başında ince bir zevke sahip oluşları gelir. Geleneksel sanatlardan bir yada bir kaçını bilirler. Ama en çok da müzik hakkında bilgilidirler. Bir müzik aleti çalabilirler yada hiç olmazsa çalanı tanır ve bilirler.

Hz.Pir mealen bu coğrafya için : Bu topraklarda şiir söylediğini , başka bir yerde olsa belki de vaiz olacağını söyler .

Köyünde geleneksel insanı vardır ve en az şehirli kadar duyarlıdır.

İnsanın ruhuna dokunan (ve içerideki insanı uyandıran) her müzik (yada hat, tezhip ve diğer geleneksel sanatlar) yaşar ve yaşamalıdır. Bu klasik türk müziği olur, halk müziği olur (yada başka bir müzik) insanın ruhuna dokunabilme gücü kadar değerlidir. Bir feryaddan yada kederden doğmuştur. Bu toğrağın kederlerinden, feryadlarından. Bu yüzden de bu sanatlar ve bu insanlar bizim kimliğimizdir.

Geleneksel sanatların eğitimi meşk usulu iledir ve sabırlı insanların işidir. Burada naçizane düşüncem bu imkanları elde edemiyen insanların da iyi birer dinleyici, en azından değerli eselerlerden anlayan onları takdir edebilen insanlar olarak yetiştirilebilmelerinin bir yolunun aranmasıdır.

Geleneksel insan dendiğinde aklıma Niyazi Sayın, Mustafa Düzgünman, Ahmet Yüksel Özemre ve onun anlattığı aktar dükkanındaki insanlar gelir aklıma. Benzeri bu coğrafyadan (ve belki balkanlarda) başka bir yerde bulunması zor ,birden fazla sanat hakim , gönül ehli.

Geleneksel insanın bir boyutu ise küçük ekonomiler ile meşgul olmalarıdır. Bir bakkal, aktar olarak çıkarlar karşımıza. Büyük paraların sermayenin peşinde değillerdir. Bu paranın hayatın amacı olmadığına dair inançlarındandır. Damda zürafa aranmayacağı (Mesnevi) nüktesine uygun bir hayat tarzıdır. Paraya karşı tavırları nötr dür. Yani ne yanında , ne de karşısındadırlar. Günümüzde tekelleşen ekonomiler, bu gibi küçük ekonomilerin yaşamasına izin vermemektedir. Büyük işletmeler ile küçük işletmeler arasındaki rekabeti küçükleride gözetecek şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Üzerinde düşünülmesi gereken kritik soru şudur: Ne olmazsa müslüman ve türk (birbirinden ayrılmaz şeklinde)olma özelliği ortadan kalkar.

Neticede evet geleneksel insana, sükunet içinde yaşayan insana ihtiyacımız var.

1 yorum:

Hu Hu ben yahu :) dedi ki...

Şalom,
Var olanın üzeri hırsızlıkla örtülürse –o örtünün üzerine içeriği bile anlaşılmayan kavramlar yaşam biçimi olarak heveslendirilirse; Ezber de, bilgi merakından daha da içe sinmişse müslüman ve Türk yada “geleneksel insan” olma özelliği tükenmeye mahkumdur –tükenmiştir kanısındayım.
Sükunet içinde yaşam –günümüzde ne içerir?
Suyun akışı bilinçlidir –akan suyun üzerinde ki çöpcükde o su ile suyun aktığı yöne doğru su ile birlikte akar.
Şuursuzca akan insan seli içinde ‘geleneksel insan’ -insan seli (talepleri) altında ezilmeme çabasından –belki anlık sükunet bulabiliyor sanırım.
Ama haklısınız “geleneksel insana” insan olmayı bilene –sükunet içinde yaşayan insana ihtiyacımız var –aksi yaşamlara örnek teşkil edebilmek –bu da mümkündür diyebilmek –yada en azından yaşama imkanı bulabilmek için çok çok ihtiyaç var.
Sağlıcakla